Şadiye Hanım Apartmanı

Televizyonun karşısındayım ve durmadan etrafıma bakıyorum. Bana bir şeyler anlatacak nesneler arıyor gözlerim. Bir resim, bir biblo, bir kitap, herhangi bir şey. Hiç bir şey bulamıyorum. Bir ümit pencereden bakıyorum. Bir ağaç, bir bahçe görürüm belki diye düşünüyorum. Gördüğüm yine sıradan, basit şeyler. Hiç bir şey anlatmayan oldukça vasat dairelerin sıralandığı bir cadde, başka bir cadde, başka bir cadde daha. Manzara ne bunaltıcı diye düşünüyorum.

Tam bu sırada bir kapı aralanıyor. İşte nihayet aradığım şeyle karşılaşıyorum. Devasa aynalı aslan ayaklı bir konsol tam köşede karşımda duruyor. Onunla karşılaşır karşılaşmaz tarif edilmez bir sarsıntı yaşıyorum. Konsol o kadar büyük ki tavanı delip çıkacak neredeyse. Sığmamış odaya. Onun için hafif bir eğimle yerleştirmişler onu odanın bir köşesine. Daracık bir alana sıkışıp kalmış devasa aynalı güzel konsol. Bildik sıradan nesnelerin arasında nefes alamıyor sanki. Kimbilir hangi ustanın zarif ellerinden çıkmış bu dantel gibi işlenmiş aynalı konsol. Onda ruhumdan kopmuş birşeyler varmış gibi geliyor bir an. Derken bir resim farkediyorum konsolun üzerinde. Arkamdan bir ses ‘ Annem Şadiye Hanım’ diyor. Öğreniyorum ki Manastırlı bir paşanın kızı Şadiye Hanım. Kenan Bey ile evlenip İstanbul yedi tepeye hakim manzarası ile bahçesinde sümbüllerin, borazan çiçeklerinin açtığı bir konağa gelin geliyor. Gençlik, güzellik ve gücünün zirvesinde yaşıyor bu konakta. Ve işte böyle önünde zarflı kahve fincanı, bir elinde sigarası, kafası hafif yukarıda, kendinden emin, azametle objektife gülümsüyor Şadiye Hanım.

Ancak aldanıyor. Herşey için karar veren zaman onun içinde kararını veriyor ve Verlaine’nin dediği gibi tükeniveriyor soluk birgün uyurken öyle… Bildikleri hayat sona eriyor artık.

Sümbülleri, borazan çiçekleri ile yedi tepe manzaralı ahşap konak bir gecede yok oluyor. Her türlü meydan okumaya karşı koyabilecek gibi objektife gülümseyen Şadiye Hanımın gücü ise hiçbirşeye yetmiyor. Güzellik, güç, herşeye sinmiş zerafet bunların üstüne oturduğu mekanla sanki hiç varolmamışlar gibi bir anda ortadan kayboluyorlar. Geriye ise küçük bir apartman dairesinde nefes almaya çalışan, ruhumu avuçlarının arasında tutan devasa aynalı bir konsol ve objektife gücün zirvesinde fırlatılmış bir tebessümle eski bir resim, bir an parçası kalıyor.

Konağı düşünüyorum. Sümbülleri, zarflı fincanları, sohbetleri ama en çok aynalı konsolu. O çarpıcı güzelliğini ve sonsuz yalnızlığını. Onu yanıma alıp çıkmak istiyorum odadan. İmkansız. Derken kendimi sıradan apartmanların dizili olduğu caddede buluyorum. Biraz yürüyorum. Sersem gibi, sanki yolunu kaybetmiş gibi. Eksik gibi, sanki içerde kendimden bir şey unutmuş gibi. Sonra bilmem neden arkamı dönüp bakıyorum çıktığım apartmana ve bir an duruyorum. Karşımda kocaman harflerle ‘ Şadiye Hanım Apartmanı’ yazısını görüyorum. Derken yan apartmana kayıyor gözlerim. İhsan Bey Apartmanı diğeri Emin Bey Apartmanı öbürü Sabri Efendi… Sokakta öylece kalakalıyorum. Sonsuz bir hüzün eritiyor içimi. Hiçbirşey anlatmadığını sandığım bu apartmanlar isimleriyle yüzlerce yılı anlatıyorlar. Yüzlerce yıllık geleneğin şifreleri gibi herbiri. Zarflı fincanların, aynalı konsolların…

Bütün bu düşünceler, beni fazlasıyla umutsuzluk içinde bulunduğum yaşanan an içerisinde aynı anın içinde başka anlarında peşinden koşturuyor. Zaman zamansız bir hale geliyor içimde. Şimdi, şimdide başka bir yer. Hepsini kendimde tutuyorum. Birbirine benzer, renksiz dizi dizi apartmanlar ve sarsıcı güzellikte bir konsol. Düşünüyorum ve birşeyler tıpkı bir mağma gibi ağırlaşmaya başlıyor kafamda. Tükenmiş kültürün ağır bedelini sanki tek başıma ödüyorum. Yoruluyorum. Ve belki bu yorucu bedelden kurtulmak için belki tükenmiş kültürün bulantısını hissetmemek için belki de küçücük bir apartman dairesine sıkışıp kalmış Şadiye Hanım ve güzel konsolunu kurtarmak için kafamın nihayetsiz karanlıklarına bir ışık bulmak istiyorum. Tutunacak birşeyler arıyorum.

O an bir isim beliriveriyor kafamda. Rahatlıyorum.

Mimari anlatım gücünün zirvesinde bir isim bu. Bir mimar. Mimar Vedad Tek. Ve caddenin ortasında öylece kalan ben artık aklım boşalıncaya kadar sadece onu anlatmak istiyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.