“Afet çok yönlü bir ihmal”

Arınç, “Olay olduktan sonra alt yapı eksikliği, belki zamanında müdahale etmemek, anında kurtarma hareketlerine girişmemek onlar da bir bakıma felaketin boyutunu biraz daha artırdı” dedi.

CNN Türk televizyonunun canlı yayınında soruları yanıtlayan Arınç, Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Çukurca ilçelerinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan 8 askere Allah’tan rahmet, yaralılara başsağlığı diledi.

Terörle mücadelede bu tür olayların herkesi üzdüğünü söyleyen Arınç, terörle mücadelenin her zaman devam edeceğini vurguladı.

Türkiye’de bugün ikinci üzücü haberin Trakya ve Marmara’daki afet olduğunu ifade eden Arınç, selden etkilenen yerlerin pek çoğunun eski dere yatakları olduğunu ifade etti. Buralara evlerin, iş yerlerinin, otoyolun yapıldığını söyleyen Arınç, şunları kaydetti:

”Buralar yapılırken, meskun mahal haline getirirken insanlar bu tür felaketleri herhalde çok dikkate almıyorlar. Denetim bunlara göre yapılmıyor. Burada bina yapıp içine giren insanlar da böyle bir şey söylense de aldırış etmiyorlar. Çok yönlü bir ihmalden bahsedebiliriz. Bu biraz bizden kaynaklanan, insandan kaynaklı zaaflarımız diyebiliriz. Olay olduktan sonra alt yapı eksikliği, belki zamanında müdahale etmemek, anında kurtarma hareketlerine girişmemek onlar da bir bakıma felaketin boyutunu biraz daha artırdı.”

Bu mevsimde, beklenmeyen bir afet, yağış görüldüğünü söyleyen Arınç, aldığı rakamlara göre, son 50 yılda İstanbul’un 1 yılda ortalama 900 kilogram civarında yağış aldığını, ancak dün İstanbul’a 205 kilogram yağmur yağdığını belirtti. Arınç, ”Bu, 4 ay sürekli yağmur yağsa o rakama eşit bir rakam. Çok fazla yağış var, bu bir afet” dedi.

Başbakanlık Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü’nden saat 14.00 itibarıyla aldığı bilgileri aktaran Arınç, sel nedeniyle ölü sayısının 29 olduğunu, Tekirdağ’da Fatih ve Berna Çakar adlı 2 kayıp vatandaşı arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini anlattı. Arınç, acil harcanmak üzere Tekirdağ’a 250 bin TL, İstanbul’a 2 milyon TL ödenek gönderildiğini, bunun artırılacağını bildirdi.

IMF İLE İLİŞKİLER

”IMF ile yapılacak İstanbul toplantılarına IMF heyetinin gelmediğinin” ifade edilmesi üzerine, Arınç, bu son durumdan haberi olmadığını belirterek, bunun yeni bir olay olmadığını global kriz içerisinde hemen hemen bir buçuk yıldan bu yana Türkiye’nin IMF ile anlaşıp anlaşmayacağının hep gündeme geldiğini söyledi.

Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda çok rahat olduğunu, ”Bazı taleplerimiz var. O talepler dikkate alınmazsa imzalamayabiliriz. İmzalamak mecburiyetinde değiliz. Buna çok ihtiyacımız yok” dediğini belirtti.

IMF ile anlaşma imzalanma olasılığının sorulması üzerine, Arınç, bu görüşmeleri kendisinin yürütmediğini hatırlatarak, son Bakanlar Kurulu’nda konunun görüşülmediğini, ancak yakından takip edildiğini söyledi.

Arınç, şunları kaydetti:

”Sayın Başbakanımızın bu kriz içerisinde Türkiye’nin en az zarar görmesiyle ilgili çok önemli tedbirler aldığını biliyorum. Ama IMF ile anlaşmak o tedbirlerin birinci maddesi değil, ikinci maddesi de değil. Yani biz kendi imkanlarımızla bu krizden çok daha az zarar görerek çıkacağız. Sadece ‘IMF bize belki kredibilite noktasında bir güven sağlayabilir. Biz onlardan daha ucuz imkanlarla kredi alabiliriz’ düşüncesi vardı.

Onların katılmama kararı eğer çok ciddi bir kararsa, ben herhalde imzalanıp imzalanmama konusunu yarı yarıya görmek isterim. Tamamen yok olmuş değil. Çok fazla bilmememe rağmen. Kendi düşünceme göre ifade edeyim.”

KÜRTÇE İFADELERİ

Bülent Arınç, Anadolu Ajansı’nın kendisine bağlı olduğu hatırlatılarak, ”Manisa’daki konuşmanızda ‘demokratik açılım’ projesinden söz ederken, kimi Kürtçe sözcükler kullandınız ama Anadolu Ajansı onları kullanmadı. Neden kaynaklandı, talep sizden mi geldi?” sorusunu yanıtlarken, ”Bunda hiçbir olağanüstülük yok. Oradaki gazeteci arkadaşımız bunu büyütmüş, öyle işlere de meraklı olan birisidir kendisi” dedi.

TBMM’de (eski DEP’li) Leyla Zana ve arkadaşlarının Kürtçe yemin etmek istediklerini hatırlatan Arınç, o dönemde bunun ”Anlaşılmayan bir dilde konuşma yaptı” diye tutanaklara geçirildiğini hatırlattı.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ben orada ‘Hudeşti razibe’ diyorum. Ben annemden duydum. Rahmetli babam benim Şemdinli’de, Beytüşşebap’ta jandarma komutanlığı yapmış astsubay olarak, 1950 öncesi… Annem herhalde 6,5 yıl o bölgede kalmış. Türkçe hiç konuşulmayan bir yerde. Yani, ‘Başüstüne, keyfeti hoşe, nasılsın’ bunları bize söylerdi. Ben de o gece lafı geldi, ‘Hudeşti razibe’ ne demek diye birisine sordum. ‘Allah razı olsun demek’ dedi. ‘Bak bunu öğrendimiz zaman kötü bir şey demek değil’ dedim. Şimdi ben ‘Hudeşti razibe’ diyorum ama gazete bunu Kürt alfabesiyle yazıyor. Onu o da bilmez. Ertesi gün baktı, nasılsa buldu. Anadolu Ajansı muhabiri nereden bilecek onu? Nasıl yazıldığını, vesaire… Bunlar çok dikkat çekici şeyler değil ama.” .

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.