Affedilmeyen günah

PAYLAŞ

Elli dedi. Benim yaşımın da elliye ramak kalmasından esinlenerek yazdım. Biraz da sitem ettim. Sabah sabah teyze dedim. Kul hakkına dikkat etmezdi dedi.

Özür diledim ve ayrıldım. Kul hakkı dedi teyze.

Kul hakkının ne kadar ağır günah olduğunu öğrenmek isteyenlere peygamberimizin son günlerini kısaca hatırlatmakta fayda var.

O, büyük peygamber kıyamet gününde ki kul hakkının günahının ağırlığını biz ümmetine ne kadar sorumluluk gerektirdiğini açıklamak için üç gün sahabeye sorar.

Ben de hakkı olan var mı diye?

Böyle bir dinin mensubuyum diyen kişilerin kul hakkına tecavüz edeceğini düşünmek bile insanın hoşuna gitmiyor. Kul hakkının ağırlığının altında ezilmeyecek insanın olduğunu hiç düşünmedim.

Mutlaka kul hakkı yiyenlerden bir şekilde, Allah o kişi veya kişilere muamelesini yapıyor.

Kul hakkından başka günahları Allah affedebilir.

Bağışlayabilir.

Ancak kul hakkını ancak ve ancak kul kendisi bizzat helalleşirse o zaman başka.

Hakkını da rızasıyla helalleşmeli.

Bilerek kul hakkını yemek için gayret etmenin ne kadar ağır vebal yüklediğini düşünmek bile insanın tüylerini diken diken ediyor…

Hakkının teslim edilmesini bekleyen kişilerin hakkını yok saymak günahın bilerek işlenilmesidir.

Günahı bilerek işlemenin de o derece hesabının çok zor olacağı anlamına gelir.

İnsanların hakkının yenmesiyle zevk duyan kişilerin, ahrette gülerek günah işlemenin sonucunu okumak bile insanı tuhaflaştırıyor.

İdrak sahipleri şüphelenirlerse kul hakkına dair, uyumadan sabahı eder, helallik dilermişler.

Kul hakkıyla ölen kişilerin cenaze namazında bulunmaktan imtina eden bir peygamber var. Aynı peygamberin getirmiş olduğu kitaba inanan insanlar günümüzde ve geçmişte de vardı.

Okuduğu kutsal kitapta zerre miktarı kötülüğün hesabının mutlaka sorulacağını bilmelerine rağmen insanlar olarak, onun aksini yaparsak sonucuna katlanacağız.

İnsan haklarını veda hutbesinde yüz yirmi bin Müslüman’a okuduğunu bilen biri olarak nasıl tenezzül edebilirim ben insanların haklarına?

Peygamberimizin dediklerini sadece okumalı mıyız?

Ahlakıyla ahlaklanmalı mıyız?

Önce haklara saygı ve kul hakkından kaçınmaktır.

Ebu Bekir (r.a) bilmeden ağzına koymuş olduğu hurmanın hesabını düşünüyor. Hurmanın suyu boğazımdan geçti diyerek helak oldum diye söylüyor.

Geçmişimizde kul hakkı yiyenlerin onmayacağını anlatan birçok sözler var.

Ağlayanın malı gülene iyi gelmez.

Mazlumun ahı aheste aheste çıkar.

Allah acele etmez.

Kul hakkını telafi edecek başka alternatif yok. Para mı, mal mı, kudret mi? Bunların hepsinin hükmü burada geçer.

O yalnızlığın içine girmeden bilerek veya bilmeyerek kul haklarına karşı cesurca (!), kahramanca(!) davrananların o yalnız girilen, hesap meleklerinin karşısında aynı şekilde olabilirler mi?

Merak işte bu.

Kul acizdir, Rab yücedir, Yücelerin Yücesinin bildiğini bilemeyiz. Kulunun hakkını en güzel şekilde koruyacaktır.

Kul hakkıyla mesut olan hiç kimseye şahit olmadım demişti büyüklerimden biri. Hatta eskiden tarla sürümü zamanlarında hayvanlar komşunun tarlasının temelinden ot yer diye, hayvanların ağzına torba geçirirlermiş.

İnsanların o zaman ki Rableri de aynıydı. Kitapları ve Peygamberleri de aynıydı. İnsanların davranışları o zaman doğru olduğuna göre, yanlış bizde.

Dünya da gözleri gören, kulakları duyan, ahrette ise bakamaz çünkü zifiri karanlık içinde kalmıştır. Ne önünü görür, ne sağını ne de solunu.

Ne oldu diye sorunca?

Cevap: İnsanları mazlum duruma düşürmüştün ya onun karşılığı buyur, yürü denir.

Zifiri karanlıkta nasıl gidilirse, öyle gider. Nereye gitmesi gerekiyorsa da oraya doğru yola çıkmıştır. İşin garibi kendisi vardır. İnsanın aradıklarının yalnız bırakması ne kadar acı değil mi?

İyi insanın tarifinde iki özellik var. Elinden ve dilinden kötülük çıkmaz. Kimsenin hakkına da göz dikmeden işine bakar.

Selamız bir gün okunacak.

Yalnız kalacağız. Hesapta olduğuna göre, irademizde yerinde olarak yaptıklarımız kayıt altındayken.

Kul hakkını yemekten koru bizleri Allah’ım.

CEVAP VER