Ağustos böceği ve karınca

Türkiye ekonomik anlamda çok ciddi bir sürecin başlangıcında. Son cümleyi baştan söylersek Türkiye tam bir enkaza dönüşmüş durumda. Ne yazık ki medya bu konuda 3 maymunu oynamaya devam ederken gazetelere “Dolar yine uçtu” şeklinde küçük başlıklar atarak halkı bilgilendirmekten kaçıyor. Türkiye’yi gelecek 10 yıl tam bir felaket bekliyor.

Neler olacak?

Neler olacağını tahmin etmek için uzman olmaya gerek yok. Gelecek yıldan itibaren ilk olarak büyük iflaslar yaşanacak. Hayretler içinde gazetelerden batan büyük şirketleri, bankaları okumaya başlayacağız. Akabinde faizle satın alınmaya başlanmış malların teslim edilemediğini ve karşılarında muhattap bile bulamayan mağdur vatandaşların haberlerini okuyacağız. Bankaların ve büyük holdinglerin patronları’nın sırra kadem bastığını, insanların boş binalar önünde toplanıp ellerinde paçavraya dönmüş kağıtlarla beklediklerini göreceğiz. Devlet memurunun, emeklinin maaşlarını ödemeyez hale gelecek. ATM’lere para çekmek için gidenler boş bankalarla karşılacak. Borsa çökecek, hisse senedine yatırım yapmış olanlar binaların çatılarından atlayarak intihar edecekler. Yapılan bunca atıl emlak yatırımı bir anda iflasa sürüklenecek. Büyük siteler kuran inşaatçılar döviz üzerinden borçlandıkları ve gelecek paraya endeksli yatım yaptıkları için batacaklar. Büyük balıklar yurt dışına kaçacak, ufak balıklarsa göstermelik olarak hapise girecek. Onlar da büyük ihtimalle çıkarılacak bir af yasa tasarısıyla serbest kalacaklar. Satın alınmak için para verilen evler asla bitirilmeyecek. Devlette bu kadar büyük bir yükün altına giremeyeceğine göre olan yine vatandaş Ahmet bey’e olacak.

Herkes mi batacak?

Ekonominin batacağını bilip ona göre yatırımını yapmış olanların dışında herkes batacak. Buna Türkiye Cumhuriyeti de dahil. Kredi notumuz hızla düşürülüp iyice dibe vuracağız. Felaketi önceden görmüş olan büyük şirketler rekabeti kesip birleşme yolunu seçerek, bitik haldeki vatandaştan paralarını kurtarma derdine düşecek. Bu da ekonomik kriz içindeki çekirdek ailelerin dağılmasına ve toplumsal bir çöküntüye yol açacak. Boşanmalar artacak, şiddet artacak, adi suçlar rekor derecede artacak.

Bu krizi fırsata dönüştürmek isteyen bankalar daha yüksek faizle halkı daha da borçlandırmaya başlayacak. Küçük işletmeler  iflas edecek ve büyük şirketler tarafından yutulacak. Çok yakında sadece büyük şirketlerin logolarını göreceğiz. Hatta mahallenizin bakkalı, kasabı bile tarihe karışacak. Daha ucuza mal satan satan süpermarketler birbirleriyle  birleşecek. Devasa süpermarketler zincirleri ortaya çıkacak ve seçme şansınızı minimuma indirgeyerek gıda’da tekelleşmeya gidilecek. Size ne satılıyorsa onu almak zorunda kalacaksınız. Bu yüzden kooparatıfler de tarihe karışacak.

Birleşemeyi başaran bankalar, süpermarketler ve ilaç firmaları gibi büyük holdingler globalizmin kaymağını yerken, “kendisine büyük işletmeci” muamelesi yapılıp kredi çektirilen kobiler ellerinde ne varsa kaybedecek. Hepsi batacak ve ağır mıktarda borç ile kala kalacaklar. AKP iktidarının “durmak yok yola devam” diyerek “gaza getirdiği” çoğu eğitimsiz hevesli amatör yatırımcı arkasını döndüğünde ona yardım edecek kimseyi bulamayacak. İcra memurları hergün kobilerin kapısına mühür basacak.

Benzin ve gıda fiyatları uçacak, enflasyon tavan yapacak. Karaborsacılık hem gıda hen giyim hem de elektronik ürünlerde baş gösterecek. Eski model ürünler zorla halka satılıp stoklar eritildikten sonra yenileri piyasaya sürülüp satılan eski ürünler işlevsiz hale getirilerek halk kazıklanacak. Bütçe açıkları umutsuz şekilde ağırlaştırılmış vergilerle kapatılmaya çalışılacak. Bu da vatandaşın cebinden daha fazla para çıkmasına neden olacak.

Tarım sektöründe çalışanlar bu krizin ilk vurduğu kurbanlar olacak. Çünkü zaten devletin sırtında kambur gibi görülen çiftçi yanlız bırakılacak. Tasarruf önlemleri adı altında teşvik ve yardımlar kesilecek. Benim köylüm benim çiftçim denilen tabaka ellerindeki tarlaları satmaya baslayacak. Aynı son hayvancılıkla uğraşanların da başına gelecek. Hayvanlarını bile besleyememeye başlayan üreticiler büyük kriz yaşayacak.

İthal ürün almak 70’lerdeki gibi imkansız hale gelecek. Dolar artacak artacak artacak…

Doların yükselmesine bağlı ihracat artacak mı?

Meydana gelecek ekonomik kriz her sektoru etkileyeceğinden hiç kimse bu ortamda yatırım yapma çılgınlığına girmeyecektir. Girecek olanlar da hazırlıklı olan stokçu zengin firmalar olacaktır. Onların da satacağı malın ticari değeri fazla olmadığından getirisi de Türk ekonomisi için devede kulak kalacaktır. Sonuçta ithalat ile ülke bütçesinin kalkınacağını beklemek büyük bir hayalcilik olur. Parası olan Dolar üzerinden faiz kazanmayı tercih edecektir ancak bankalar da buna ne kadar izin verecek orası gerçek bir bilinmeyen. Çünkü bankalar da küçülmeye gidip beklemeye geçecektir. Elde kalan devlet bankaları da yabancılar tarafından ciddi bir şekilde yutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.

Ülke nasıl para kazanacak?

Ülkemizin en büyük geliri PKK, İşid vs gibi dış destekli truva atı terörist guruplaca ağır hasar gördürüldü. Ülkemiz güvensiz ülkeler ve ziyareti riskli ülkeler sınıfına konuldu. Turistler Türkiye’yi görmek için kafeterya’da patlayıp havaya uçma riskini göz önüne almak istemediğinden olsa gerek ki Turizm sektörü çökmüş bir halde. Hele bir de hala aydınlatılamamış Rus uçağının düşülmesi olayı var ki o pastanın üzerindeki krema oldu (!) turizmcilerimiz için. Arap ve İran pazarında da aradığını bulamayan sektör ciddi bir dar boğazda.

İkinci büyük kaynak teknoloji  ve teknolojik ürün satışı olabilirdi ama ne yazık ki şu an cep telefonun camini bile üretebilecek teknolojik yeterliliğimiz yok. Tübitak’ın başına getirdiğimiz eski hayvanat bahçesi müdürü zat da henüz “limon sıkarken ezan okuyan duvar saati” dışında pek bir işe yarar ürün geliştiremedi. Geliştirenler dışlandı, başı açık kadınsa projeleri incelenmedi bile. Bu yüzden pekçok parlak beyinli gencimiz başta Almanya, Amerika ve Güney Kore tarafından transfer edildi. Büyük bir beyin göçü yaşanırken AKP’li başbakanımız ve bakanlarımız uzay çalışmalarına falan başladıklarını açıkladılar. Herhalde Aya uçan seccadeyle gitme planı yapan hükümet yetkilileri tabii ki okuma yazma oranı dibe vurmuş halkımız tarafından ayakta alkışlandı.

Üçüncü para kazanma yolu tabii ki silah ve silah teknolojisi ihracatı olabilirdi. Gün geçmesin ki özellikle hükümete bağlı medyada kendi yaptığımızı iddia ettimiz silahların sergilendiği haberler yer almasın. Yaklaşık 1 yıldır neredeyse hergün Türk mali (!) süper  silahların boy boy resimleri alıyor gazatelerde. Şahin, kirpi, tavşan falan gibi hayvan ismi verilen bu silahlar ülkemizin milli gururunu okşuyor ve bizleri askeri anlamda güçlenmiş gibi gösteriyor.

Peki gerçek bu mu? Tabii ki değil. Evet silahların özellikle kaporta bölümüyle ilgili parçaları biz yapıyoruz ve hatta bu silahların başarısı konusunda silah satan dev ülkelerden tebrik ve teşvik alıyoruz. Peki silah satan bu ülkeler ellerindeki pazara ortak olacaksak niye bizi teşvik ediyor diye bir soruyu kendimize sormuyoruz. Bizi desteklemelerinin tek sebebi ekonomik olarak büyük bir yükün altına sokmak. Bu yüke girilebilir çünkü satıştan ciddi bir getirisi olacak diyebilirsiniz ancak Türk silah sanayi tam bir dipsiz kuyu. Bizim geliştirdiğimiz konvensiyonel silahların tamamı ve gelecek için yapılan tüm yatırımlar atıl yatırımlar. Çünkü yeni jenarasyon silahları üretiliyor ve ordular yakin gelecekte tamamen yenilenecek. Amerika deniz kuvvetleri üzerinde sadece bir tane silah olan savaş  gemisini  daha yeni suya indirdi. O silah da uzaydan yönetilen bir lazer silahı. Sadece bu örnek bile topa tüfeğe ve ya onları geliştirmek için harcanın paranın ne denli aptalca olduğunu açıkça gözler önüne seriyor. Silaha yatırım yapmak para kazandırmayacağı gibi ekonomiyi dinamitleyecektir. Çünkü teknolojimiz zayıf değil YOK!

  1. Seçenek ise zerzevat satışından gelecek gelirler. Samanı bile ithal etmeye başlamış, iç pazarına yeterli ürün yetiştiremezken oradan gelecek üç beş kuruş parayı bile kazanmamız mümkün değil. Dolayısıyla bu ihtimal de olasılık dahilinde yer almıyor.
  1. Ve en büyük sektör tabii ki ilaç sanayi. Zakkumdan ilaç yapıp kaynatıp içmeyi bıraktığımızdan beri ilaç sanayinde henüz bir yeniliğe imza atamadığımızdan olsa gerek bu en büyük gelir kapısını bir türlü aralayamıyoruz. Hatta yabancı şirketler ülkemize gelip ucuz iş gücümüzü kullanarak kendi ilaçlarını burada üretip bize 10 katı fiyatla satıyorlar. Biz de insanlarımız işsiz kalmadı diye bu şirketlere şehrin anahtarını sunuyoruz.

Daha başka sektörler de ülkelerin kazanç kapısı olarak sıralanabillr ama her şey teknolojimizi geliştiremediğimiz gerçeğine bağlı olarak  ne yazık ki onların hepsi ihtimal dışı seçenekler haline geliyor.

Her şey süperdi niye battık?

George W Bush’un başkanlığının son döneminde yukarda başımıza gelecek krizin aynısı yaşandı ama Amerika tabii ki buna hazırlıklıydı. Yani alım gücü olarak dünyanın patronu olan Dolar sonuçta Amerikan parasıydı. Kriz belli bir şekilde atlatıldı. Çünkü  Amerika her yönüyle o güce sahipti. Bunu atlatmak için Amerikan Merkez Bankası piyasaya Dolar pompaladı. Bunu yaparken de AB ile görüşüp faizleri düşük tutacağının sözünü verdi. Aşırı miktarda sürülen Dolar’ı 8-10 yıl sonrası toplayacağını da beyan etti. Özellikle o dönemin Fransa başbakanı Sarkozy’i buna çok karşı çıktıysa da tabii ki Bush’un istediği oldu. Hatta Başkan Bush “ben batarsam sizi de yanımda götürürüm” diyerek Amerika’nın AB’ye olan borcundan sıfır attırdı. Hatta rivayet odur ki o son toplantıda Sarkozy bu yüzden masaya çıkıp ayakkabısıyla masaya defalarca vurmuştu.

Peki bizim bunlarla ne ilişkimiz var? Ekonomisi dünyanın en güçlü ülkeleri bile bu Doların pompalanması karşısında 8-10 yıllık ciddi bir yatırım planı yapması konusunda panik halinde yatırıma girişti. Kemerler sıkıldı ve piyasaya giren bu Dolarlarla düşük faiz avantajını da kullanarak hızla yatırıma girişildi. Uluslararası ortaklıklar kuruldu. Teknoloji devleri ortak çalışmalara girişti. Sonuçta 10 sen içinde getirisi olacak alanlara yatırım yapmaları gerektiğini biliyorları. Sadece cep telefonu ve telekominkasyon da 10 senede gelinen nokta bile bu konuda zengin ülkelerin nasıl bir hızla çalıştığını görebilirsiniz. 10 sene önce kaç kişinin cep telefonu vardı?

Bu Dolar pompalanması Türkiye gibi 3. Dünya ülkeleri için iki ihtimalli sonuçları olan bir durumdur. Eğer akıllıca kullanılırsa büyük bir sıçrama yapar ve hatta 10 senede 2. Dünya ülkesi olmaya terfii bile edebilirsiniz.

Peki biz ne yaptık?

O gelen güzel yeşil Dolarla Duble yol, Osmanlı sarayları ve gökdelenler diktik. Lale devri tavan yaptı. Gazete haberleri halkı çılgına çevirdi. Herkes kendini Businessman sanmaya başladı.  8 milyar bütçe fazlası çıktı? Kimse sormadı bu paralar nereden geliyor diye? Yabancı sermaye bir kulübe bile inşaat edecek yatırım yapmazken o  parayı niye ülkemize yatırıyor diye sormadık?  O parayı yatıranların işi bittiğinde çıkarken bir kibrit copu bile yatırm bırakmadan harcadığını fazlasıyla bankadan çekip gideceğini anlayamadılar. Ya da anlamak istemediler. Hiçbir şey üretmezken nasıl enflasyon düşüyor diye sormadık. Soranlar ise kıskanç ve negatif zavallılardı. AKP ve büyük firmalar gözünü sade vatandaşa dikti. Kredilerle iş kurmaya teşvik edilen vatandaşın yastık altı paraları kelimenin tam anlamıyla yağmalandı. Ne yazık ki o vatandaş henüz bunu bilmiyor ama gelecek yıldan itibaren anlayacak. Amerika hızla parasını geri toplamaya başladı. Faizler yükseliyor. Bu kış Ağustos böcekleri soğuktan donacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here