Ah Khilon Ah…

Ah Khilon Ah…

0
PAYLAŞ

Pierre Miquel Eskiçağ adlı kitabında çok eski zamanlarla ilgili bir olayı anlatır. Persler Lydia’ya yürümüşler, Sardes’i (Salihli yakınları) ele geçirmişler, zenginliğiyle ünlü kral Kroisos’u (Krezüs ya da Doğu’da bilindiği biçimiyle Karun) on dört Lydia’lıyla birlikte yakmak için odunların üzerine çıkarmışlardı. Pers kralı Kyros yakılma sahnesini izlemek için hazırdı. O sırada Karun durmadan “Ah Solon ah!” deyip dövünüyordu. Kyros, Karun’un ne demek istediğini merak etti. Pierre Miquel’e göre Karun, Yedi Bilgeler’den Atina’lı ünlü devlet adamı Solon’un “Kimse mutlu değildir” sözünü anımsayarak böyle yakındığını yazar. Bu bilgide bir sakatlık olmalıdır. Çünkü Solon’dan bize kalmış olan özdeyişler arasında böyle bir özdeyiş yoktur. Karun “Ah Solon ah!” diye değil, “Ah Khilon ah!” diye söyleniyor olmalıdır. Belli ki Karun Yedi Bilgeler’den Sparta’lı Khilon’un şu sözünü anımsamıştır: “Bir insana mutlu diyebilmek için onun ölümünü bekle!”
Kyros, Karun’u “Kimse mutlu değildir” gerçeği üzerinden bağışlamış olamaz. Kimse mutlu değilse Kyros’un Karun’u yakmasında bir engel yoktur. Mutsuz Kyros mutsuz Karun’u yakacak, yarın bir başka mutsuz kral da çıkıp Kyros’u bir güzel yakabilir. İşin inceliği atalarımızın “Ne oldum deme ne olacağım de!” gerçeğinde yatıyor. Azçok dingin geçmiş bir ömrün sonunda insan öyle bir felaketle çarpılabilir ki, yaşanmış bütün sevinçler uçup gidiverir. Kyros belli ki o gün egemen olmanın tüm rahatlığını yaşarken bir gün kötü bir duruma düşebileceğini Karun’un ağzından öğrenmiştir. Rüzgarlar öylesine ters eser ki bir gün, Kyros da kendini odunların üzerinde buluverir. İnsanlar genelde bir yandan ölümden korkarlar bir yandan da ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar ölümü her anımsadıklarında bir kere ölmüş gibi olurlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmak ve az sonra ölecekmiş gibi rahat olmak bilgeliğin belirtisidir. Eskiçağ’ın bilgeleri bize hiçbir şeyden korkmamamız gerektiğini, yalnız korkmaktan korkmamız gerektiğini öğütlemediler mi? Geçenlerde bir bilim adamı arkadaşım belki de benim yazılarımdan edindiği izlenimle bana bu “korkmaktan korkmak” denen şeyin nasıl bir şey olduğunu sordu. Ben de aklım yettiği kadar anlatmaya çalıştım. “Korkmaktan korkmak” elbette bir kabadayı gözüpekliğiyle ilgili olamazdı. Bu söz bize yaşamın getirdiklerini tüm olumlu ve olumsuz yanlarıyla, tüm güzellikleriyle ve kötülükleriyle tam bir ağırbaşlılık içinde karşılamamız gerektiğini duyurur.
Yaşamı üretmekle yaşamı tüketmek arasındaki ayrımı unutmamalıyız. Yaşamı üretmekten büyük sevinç duyanlar, ölümün de başka şeylerin de korkulası olmadığını bilirler. Doğallığın buyurduğu yazgılılığa başeğmek zorunda olan bizler bütün bir yaşama sonuna kadar egemen olamayacağımızı da biliriz. Kaldı ki çok zaman bir kötülük gibi gördüğümüz, kurukafalarla simgeleştirmeye çalıştığımız ölüm bir yaşam gerçeğinden başka bir şey değildir. Bilgelik öncelikle katlanmayı bilmekle belirgindir. Çokları doğanın getirdiği zorunluluklara kızmak ya da küsmek gibi bir garipliğin içine düşerler. İnsanlar korkularıyla kirlenirler. Siz kirlendiniz, bari çocuklarınızı kirletmeyin, onların kirlenmelerini engelleyin deriz ama yapmazlar. Çok acıdır. Bir kısırdöngüdür bu. Kirlenmişlikte bir kurtuluş ararlar. Artık ne kadar çirkinleştiklerini bile göremeyecek durumdadırlar. Doğal yazgı ya da doğanın buyruğu bizim hiçbir koşulda başa çıkamayacağımız bir zorunluluktur. Önemli olan insanın kendisine armağan olarak verilmiş ömür içinde kendi yazgısına egemen olmayı bilmesidir.
Çoğumuz kendimizi bir akışa bırakmış gidiyoruz. Dünyamız küçük çabalarla bir şeyler elde etmenin ustası olan ya da olduğunu sanan insanlarla dolu. Hemen herkes bu ufakçılığın güzelliğine kapılınca dünya bir küçük ilişkiler dünyası olup çıkıyor. Çirkin hazların peşinde koşturup duranların mutluluk diye arayıp bulduğu şey yalnızlıktan başka bir şey olabilir mi? Anasıyla, babasıyla, çocuğuyla, sevgilisiyle ve en kötüsü de kendisiyle yalnız insanların dünyasında yaşıyoruz. Yaşamın tadını çıkarmak adına hiçbir şeyden tat alamamak gibi bir sıkıntı çoğumuzun dünyasını kara bulutlar gibi sarmıştır. Kurulu düzen vaktiyle beni zengin etmek isterken benim zengin olmamak için direnişimi ideolojik bir katılığın insana yaptırdığı yanlışlardan biri olarak görmeye çalışanlar oldu. Oysa ben yaşamımı zehir etmemek için böyle bir tutumu benimsemiştim. Karşılık olarak haklarımın üstüne yatmaları da gerekmiyordu. Dürüst bir yaşam dingin bir ölüm: başka bir şey isteyen her türlü sıkıntıyı göze almış demektir. Düşünelim: Karun gerçekten zengin miydi?

BİR CEVAP BIRAK