Ah şu gelenekler!

Şimdilik fazla hasar gözlemlenmiyor da.. Öteki geleneklerde de hasara yol açacak yeni sarsıntıları tetiklemesinden endişe ediliyor..


Ağzı olanlar doğal olarak konuştu da..’ Ağzı olmayanlar da ‘bir biçimde’ konuşarak geleneklere bağlılıklarını vurguladılar. Bayılıyorum ulusumun sahiplenme duygularına. Hele gelenekler söz konusu olduğunda,  hastalıklı bir cezbeye kapılıveriyoruz. Artık ne çıkarsa gelenek bozucunun şansına.. Vatan hainliği etiketi mi olur, linç girişimi mi olur, daha başka özel yöntemler mi olur..


Ağzı olup da konuşanların söylemleri daha magazin içerikli, gelip geçici sözler. Ağzı olmayıp da ‘bir biçimde’ konuşanların söylemleri zehir zemberek.. “Şu gelenekler olmasaydı ülke çoktaaan batardı. Din iman vatan millet Sakarya mı kalırdı gelenekler olmasaydı.”  Abartmıyorum, tarihi eser olarak bakanlar bile var geleneklere. Konuşma sesine benzemese bile şöyle çıkıyor sesleri.. “Zeugma’yı, Hasankeyf’i, Allianoi’yi kurtarmak için dünyanın altını üstüne getiren sivil toplum kuruluşları neredeler? Geleneklerimiz için neden aynı duyarlılığı göstermemekteler?”


Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar haklılar,, İnsan hakları için, düşünce özgürlüğü için yirmi beş yıldır kılına dokunmadığımız 12 Eylül Anayasasını hemen değiştirmeliyiz. Geleneklerimizi anayasal güvence altına almalıyız. Göz göre göre yok olmalarına göz yumacak değiliz ya..


Hemen şimdi.. Yaşayası geleneklerimizin bir envanterini çıkarmakla işe başlasak..


Hortumlama geleneğimiz var. Rüşvet geleneğimiz var. Ta imparatorluk yıllarından günümüze ulaşmış. Tanzimat döneminde bir ara altın çağını yaşar gibi olmuşsa da.. Asıl günümüzde altın çağını yaşıyor. O dönemde göstere göstere yapılır hortumlama. Hortumlamaya uygun makamlar açık artırmayla satılır. En üst makamdan odacılığı kadar. Rüşvet verecek olan elinde bir kese altınla gelir. Alacak olan ‘her medeni insan gibi’ şeffaf olarak sorar: “Kisede ne miktar var?” Nasıl da demokratik uygulama. Şimdiye dek kimse akıl edememişse de biz gözlerimiz yaşararak analım atalarımızın geleneksel erdemlerini.. Şimdilerde güncellendi bu gelenek.. Toplumsal yapımıza uygun olarak yaşamını sürdürüyor.. Ömrü uzun olsun..


Cinsel taciz/tecavüz geleneğimiz dillere destan. Bu gelenek yasalara bile girdi sonradan. Ağır tahrik varsa, tacizin/tecavüzün cezası yargıcın beynindeki gelenek hücrelerinin gelişmişliği oranında indiriliyor. Hangi çağdan kalma bir tahrikse.. İnsanlık dışı güç kullanarak bir bayana tecavüz.. Sorun değil canım, lütfedip evlenirsin, cezadan kurtulursun.. (Uygulama yasadan yeni çıkarıldı.) Taciz/tecavüz alanında bir güzel geleneğimiz daha var. Kesinlikle tacize/tecavüze uğrayan suçludur. Bunu da not edelim envanterin düşünceler hanesine..  


Batı ülkelerinde düello geleneği vardır geçmişte. Birisinin yaptığı hakareti sineye çekmezsin, onu düelloya davet edersin.. Bizde pusu kurma geleneği vardır.. Birinin yaptığı hakareti o anda yutmuş görünürsün. Uygun bir ortamda ona pusu kurar icabına bakarsın.. Batıda düello geleneği diyalog uzlaşmasına dönüştü. Bizde pusu geleneği dinsel içerik kazanarak  ‘takiye’ oldu. Şimdilerde takiyenin siyasal içerikli sürümü de piyasada.. 


Epeyce eskilere dayanan güzel bir geleneğimiz daha var. Dayak geleneğimiz. Eğitimimizin ana ilkesi olarak benimsediğimiz dayak atma geleneğimiz.. Cennetten çıkma ruhsatını da alarak kutsallaşmış geleneğimiz. Gerek okul eğitiminde gerek ailedeki eğitimde ilk sıradadır dayak.. Kızını dövmeyen dizini döver.. ‘Hoca’nın vurduğu yerde gül biter.. Bu geleneğimiz devlet katlarında da itibar görerek işkence adını almış olup.. 


Her ne kadar kökleri imparatorluk dönemine uzanıyorsa da.. Cumhuriyet sonrası çağdaş bir içerik kazanarak kültür düzeyimizi derinden etkileyen güzeller güzeli bir geleneğimizi de envanterimize alarak gelecek kuşakların bilgi edinmelerini sağlayalım. Aydınlarımızı, yazarlarımızı, sanat insanlarımızı negatif ödüllendirme geleneğimiz.. Şu sıraladığım isimlerden ödül almamış olanlar varsa lütfen beni uyarın.. Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Enver Gökçe, Orhan Kemal, Şükran Kurdakul, Ruhi Su, Ahmet Arif, Arif Damar, Attila İlhan, Çetin Altan….


Bir de cumhuriyeti koruma ve kollama geleneğimiz var ki.. Martlara şenlik.. Eylüllere şenlik..
Bu güzel geleneğimizden de bir başka yazımda söz edeceğim izninizle..


“Ah şu gelenekler olmasa ülke çoktaaan batardı..”


Ey güzel halkım, şu önümüzdeki kocaman ‘batık’ kimin batığı ola ki..


aesenyel@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.