Ah şu kadınlar…

Bunu açıkça söylemem gerekirse; hem bugüne kadar yaşadıklarımdan, yani yaşam deneyimlerimden, yaşama dair kadın-erkek ilişkileri ve çelişkilerine dayanan gözlemlerimden, okuduklarımdan, dinlediklerimden hem de bana gelen iletilerden bildiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.


Çünkü bana gelen iletilerde özellikle “Aşkı yazın, aşkı anlatın, aşkı tanıtın, insanları aşık olmaları için yüreklendirin” diyorlar.


Gerçekten ne güzel olurdu, insanları “aşık olmaları için” yüreklendirebilmek. Ama sanırım bunu yapmak ve başarmak pek öyle kolay bir şey olmasa gerek. Nedenine gelince; daha sevgililer bile birbirlerine “seni seviyorum” demeye alışamamışken biz kime, neyi anlatacağız?


Aşktan vazgeçtim, sevgiyi bile yaşamayı bilmiyoruz biz. Zaten başımıza gelen her türlü bela da sevgisizlikten değil mi?


Yaşamdan neden bu denli ürküyoruz da asıl içimizden geçenleri  yani “sev, bağlan,  söyle, özle ,ağla, kahkahalar at, ayakların yerden uçarcasına kesilsin…kıskan, sitem et!… Yaşa yahu yaşa!… Yaşam surat asıp oturacak kadar uzun değil”demekten çekiniyoruz da; iş öfkemizi, hırsımızı, kinimizi yani sevgisizliğimizi söylemeye, göstermeye gelince bunu hiç çekinmeden ve kolayca yapabiliyor, dışa vurabiliyoruz.


Neyse, bugün konumuz aşk değil, zaten ben aşk uzmanı falan değilim. Bunun reçetesi olsaydı, önce kendime yazardım öyle değil mi sevgili okurlarım, can dostlarım? Ben bu konuyu  “BENİM HÜZÜNLÜ OROSPULARIM” adlı yapıtıyla 1982 Nobel Edebiyat ödülü almış olan Kolombiyalı ünlü yazar Gabriel Garcia Maroquez ve “Hüzünlü Aşk Hikayeleri” adlı seri yazılarında bizlere aşk, sevgi üzerine sıra dışı duygular yaşatarak yaşamın sıradanlığını kıran…Elbette hüzünlü aşk hikayelerinin acısı da sıra dışı olur…Olsun. Sevgili dostum Ali Haydar Nergis’e bırakıyor ve cinsel problemi olanları da sevgili doktorumuz Haydar Dümen’e havale ediyorum.


Gelelim şimdi asıl konumuza. Bugünün konusu; ‘Yeni Tip Kadın Modelleri’ veya bir başka deyimle ‘Yeni Kadın Halleri”… bu yeni kadın hallerine “Boşanmış kadın tipleri” de dahil. Çünkü bugünlerde nereye gitsem boşanmış kadınlara rastlıyorum.


Şöyle etrafınızdaki kadınları iyicene bir gözlemleyin ve inceleyin sonra bu gözlem, inceleme ve deneyimlerinizi benimle paylaşır ve bana yazarsanız sevinirim.


Benim gördüğüm kadarıyla ve konunun uzmanları tarafından söylendiğine göre: Yeni kadın modellerinin hepsi problemli. Hepsi depresyonda. Mutsuz, tatminsiz ve sinirliymiş.
Niye mi? Niyesine geçmeden önce uzmanlara kulak verelim ve onlardan edindiğimiz bilgilere, izlenimlere ve verilere dayanarak size şu “yeni tip kadın” modelini anlatalım.


1- Üniversite mezunu.
2- Güzel, bakımlı ya da güzelce ve bakımlıca (maddi durumuna göre).
3- 30 – 40 – 45 yaş arası.
4- Boşanmış ya da hala evlenememiş (şekil (A)da görüldüğü gibi).
5- Sürekli ilişkisi de olmayan. Dans kurslarında kavalye arayan.
6- Her iltifat edenle bir gün evleneceğini zanneden.
7- Evlenmeyi bırak ertesi gün bile aranmayan.
8- Evlenmeyi maharet sayan.
9- Her şeyi olsa da hayatında erkek olmayınca kendini yalnız hisseden.
10-  Kendilerine hem aşırı güvenli hem de çok güvensiz, yani ikisi birarada olanlar. Bir erkeğin kendilerine nasıl aşık olmayacağını bir türlü anlamayan, kabul edemeyen.
11-  Hep onaylanmak isteyen.
12-  Dolaplarında hem dantel g-string takımları hem de ayılı pijamaları olan. (Biri ruhen çok masum olduklarını, diğeri vahşi bir kadın olabileceğinin ifadesidir. İkisi birden olduğu için problem çıkar. Çünkü akşam vahşi bir kadınla birlikte olan erkekler ertesi sabah onlara masum kadın muamelesi yapmaz.)
13- Şiirlerde, şarkılarda, fallarda ve bilumum cafe-barlarda aşkı arayan.
14-  Aslında her şeyin doğrusunu bildiği halde sürekli yanlış yapan…


Şimdi sıra sizde bakın bakalım çoğunluk size uyuyorsa gözünüz aydın, siz de ‘yeni kadın’sınız ve “Yeni kadınlar kulübü”ne hoş geldiniz.


Aslına bakarsanız yukarıdaki özellikleri ve de güzellikleri göz önüne aldığınızda; bu kadınların dünyadaki diğer kadınlardan kat be kat mutlu olmaları gerekir. Hatta onların yerinde olmak isteyen onlardan çok kadın da vardır.


Ama her nedense bunlar mutsuz ve tatminsizdirler.


Gelelim şimdi fasulyenin faziletine ve zurnanın “zırt” dediği yere.  Yani niyesine…


İşin püf noktası, niyesi 14. Maddede gizli.


Bu yeni kadınlar sırf bu madde yüzünden mutsuz, agresif, tatminsiz ve problemliler. Aslında okumuş, yazmış, sosyal çevresi olan bu kadınlar aynı zamanda çok ta akıllıdırlar. Etraflarında olup bitenden ve kendi başlarına gelebileceklerden de haberdardırlar.


Ama gelin görün ki, içlerindeki bir güç onları durmadan yanlış yapmaya itekler. Yani başka bir deyişle biraz “kaşınırlar”. Olamayacağını bildikleri ilişkilere atarlar kendilerini… Bile bile lades hem de…


Bu durumu biraz açmak gerekirse;


Örneğin… Evli adamları ayartırlar, ayartılırlar. Kendilerinden çok küçük erkeklerle birlikte olurlar. Kendilerinden fakir erkekleri seçerler. Çapkınlıkları tescilli adamları düzeltebileceklerini düşünürler. Arkadaşlarının sevgililerine göz dikerler.


Sonra da bütün bu önceden düşündükleri ve bildikleri felaketler başlarına geldiklerinde ne yapacaklarını şaşırır, oturur ağlarlar. Depresyona girerler. Çıkış yolu bulamazlar.


Belki farkında olarak belki de farkında olmadan hırs basar içlerini. Bıkıp usanmadan o ilişkiye sarıldıkça sarılır, uzattıkça uzatır, aşağılandıkça aşağılanırlar. Bazen de her şeyin farkında olup vazgeçemedikleri için daha da mutsuz ve agresif olurlar.


İşte böyle sevgili okurlarım ve can dostlarım. Dedim ya bu kadınlar bile bile kendilerini yanlışa atarlar diye. (aman tahtaya vurun) bunu niye yaparlar? İşte bunu ben de bilmiyorum. Anlaşılan bütün bunları öğrenebilmem için daha çok çalışmam lazım çoookkk… Eğer öğrenebilirsem öğrendiğimde onu da yazarım.


Umarım bu tarif ve tanımlamalardan dolayı alınan, kızan,  bana darılan bayan arkadaşlarımız olmaz. Eğer alınırda tepki gösterirlerse, ben masumum ben sadece bu konularda yazılmış olan yazılardan okuduklarımı, derlediklerimi ve tabii az biraz da bireysel gözlem ve deneylerime dayanarak öğrendiklerimi yazmaya çalıştığımı söyleyeceğim.


Ama yine de kendimi zorluyorum. Empati kurmaya çalışıyorum. Yani bir kadın bu tariften neden bu kadar alınır ve kızar diye düşünüyorum. Karşıma şu sonuçlar çıkıyor:
 Çünkü;


 O tarife uyuyordur ve okudukları hoşuna gitmemiştir.
O tarife uyuyordur ve deşifre olduğu için rahatsız olmuştur.
O tarife uyuyordur ama bundan kimsenin haberi olmadığını sanıyordur.
O tarife uymuyordur, uyanları korumak istiyordur.
O tarife uymuyordur uyarım diye korkuyordur.
O tarife uymuyordur ama her yeni kadın tipi öyle sanılacak diye kaygı duyuyordur.
O tarife uymuyordur o halde neden alınıyordur.


Neyse alınan alınsın, kızan kızsın canım! Hem nasıl olsa korkunun ecele yararı olmadığı gibi hem de kim korkar hain kurttan! Aman dil sürçmesi işte pardon yani. Kim korkar kadınlardan desem bile siz sakın inanmayın bana.  Hani ne demişler “kadının fendi kaç erkeği (yerdi, gerdi, yere serdi)yendi. Üstelik bütün bu yukarıda yazdıklarımın birçoğu kadın yazarlara ait. Yani onların hemcinsleri hakkındaki görüş ve düşünceleri.


Ben sadece bu görüş ve düşüncelere bir anlamda ayna tuttum o kadar. Düşünebiliyor musunuz  sevgili okurlarım, kadın tepkisi ve korkusu insanı ne hallere düşürebiliyor. Sanırım artık beni onların elinden siz bile kurtaramazsınız.


Gelin en iyisi bu yazının sonunu bir fıkrayla tatlıya bağlıyalım ve birbirimize kızıp, darılmayalım ne dersiniz?


HANGİSİNİ


Sonradan görme orta yaşlı zengin karı-koca dostlarına güçlerini, zenginliklerini göstermek için bir davet vermek üzere hazırlıklara başlarlar. Öncelikle işe baş hizmetçisinden başlayan kadın;  ona sıkı sıkı tembih ederek “ben sana ne söylersem sen bana mutlaka ‘hangisini’ diyerek cevap vereceksin” der. Hizmetçi kendisine söyleneni anlamış vaziyette “peki efendim” der. Ev sahibi kadın durumu kontrol etmek için hizmetçiye prova niteliğinde emirler verir ve istediği cevapları aldıkça  hizmetçisinden olan memnuniyeti bir kat daha artar.


Artık bütün hazırlıklar tamamlanmış davetiyeler dağıtılmış ve o mutlu gün için misafirlerin gelmesi beklenmeye başlanmıştır.


Misafirler tek tek karşılanıp içeriye alındıktan sonra; sonradan görme zengin kadın baş hizmetçisine emirler yağdırmaya başlar ve kadın ne söylerse davetlilerin şaşkın bakışları altında hizmetçi “hangisini?” diye cevap vermektedir. Bu şekilde her şeyin kendilerinde fazlasıyla olduğunu göstermeye çalışan kadın kendisini bu duruma öylesine kaptırır ki; davetin ilerleyen bir saatinde; bir ara  kalabalık içinde kocasını göremeyince; tembih ettiği sözü unutup, hizmetçisine seslenir “kocamı görebiliyor musun?” Hizmetçi yine davetlilerin şaşkın bakışları altında cevap verir: “Hangisini?”…


Her şey gönlünüzce olsun sevgiyle, dostlukla, mutlulukla ve sağlıcakla kalın!


“Anneme bekar olduğumu söylemeyin! O benim evli olduğumu sanıyor!”


Mete Karakaş:araştırmacı / yazar
e-mail : karakasmete@hotmail.com


METE KARAKAŞ’IN DİĞER YAZILARI


– Aşk eski bir yalan…
– Aşklar, şiirler ve şarkılar 
– Gittim, gezdim, gördüm
– …bağlı kadınlara selam olsun! (1) 
– Destan’dan destana yol gider (II) 
– Bunu biliyor muydu Bay Bush? (III) 
– ‘Amazon’ kadınlarından ‘Amansız’lara (IV) 
– Panik Odası mı? Nanik Odası mı? (V.) 
– Meryem ve Meryem (VI) 
– İki farklı Recep öyküsü… (VII) 
– Teflon insanlar (VIII) 
– Hippiler (Hippie) ve bonomolar (IX) 
– Hindi ve papağan (X) 
– Şiir üstüne ne varsa… (XI)
– Sanat (zanaat) ve sanatın başlangıcı (XII)
– Erkek Olmanın Dayanılmaz Hafifliği (XIII) 
– Düşünce yazıları…(XIV)
– Sigara – Nargile – Pipo (XV) 
– Acele karar vermeyiniz… (XVI) 
– Kararlı ol ve seçimini doğru yap! (XVII) 
– Öğrenmenin yaşı yoktur (XVIII) 
– Bitmeyen Senfoni (XIX) 
– Nazım Hikmet Kültür Merkezi…(XX) 
– Hayatın aynasıdır tiyatro! (XXI) 
– Mağdurlar ve mağrurlar (XXII) 
– Şu Çılgın Türkler (XXIII) 
– Benim sinemalarım… (XXIV) 
– Muhteşem gece! (XXV) 
– Pamuk eller cebe! (XXVI) 
– Yurttan Tipler Korosu! (XXVII) 
– Anıların izinde radyo günleri! (XXVIII) 
– Yaşamak ve sevmek üstüne! (XXIX) 
– Suçlular aramızda… (XXX) 
– Sen neymişsin be abi! (XXXI)
– Durdurun dünyayı inecek var! (XXXII) 
– Bir demet maydanoz…(XXXIII) 
– Tersine dünya…(XXXIV) 
-Yukarıdakiler – Aşağıdakiler (XXXV) 
-Bahar Rapsodileri… (XXXVI)
-Düşman kardeşler…(XXXVII) 
-Uçurtmayı vurmasınlar!…(XXXVIII) 
-Ateş düştüğü yeri yakar…(XXXIX)  
-Sağdan soldan estarabim!…(XL) 
-Paradigma değiştirmek!.. (XLI) 
-Şeytan Üçgeni… (XLII) 
-Sen de benim hatalarımdan birisin…(XLIII) 
-Mutluluğu ararken…(XLIII)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen + 16 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.