Ahlak yok namus verelim

Ahlak yok namus verelim

0
PAYLAŞ

Delikanlı on beş yıl önce bir adamla yaşamaya başlayan halasını namus için öldürüyor. Hala adama kaçtığında bizimki üç yaşındaymış. Oh, maşallah, büyümüş, koskoca adam olmuş, gelmiş on sekiz yaşına, eli bıçak tutmuş, adam öldürmeleri öğrenmiş. Yavrum benim! “Namus için öldürdüm, pişman değilim” diyor. Pişman olsaydı şaşardım. Belli ki bu zavallı genç on sekiz yılını boşa geçirmiş. Bu on sekiz yıl içinde hiç değilse insan yaşamının ne anlama geldiğini, namusun nasıl bir şey olduğunu, birilerinin “etik” diye eşek boyasına boyamaya çalıştıkları ahlak’ın ne olduğunu öğrenebilirdi. Kim öğretecekti ona bunları derseniz benim size söyleyecek sözüm olmaz. İnsana neyin ne olduğunu önce yaşam öğretir. Ama toplumda gelişmiş bir yaşam düzeni yoksa insan doğruların uzağında kalacaktır. Gelişmiş ya da verimli bir üretim düzeninde yaşamayanlar küçücük akıllarında gezdirdikleri saplantıları dünyanın doğrularından sayarlar.
İnsanı insan yapacak yeterli koşullar yoksa yetişmekte olan gençler yaşamın temel taşları olan değerleri nasıl elde edecekler? Kim öğretecek onlara insana yaraşır olanı? Gerçek insan olmanın büyüklüğünü kim sezdirecek onlara? Bazıları tüm olumsuz yaşam koşullarına karşın kendilerini insan olarak yetiştirmeyi becerirler. Bu bir sağduyu sorunudur. Herkesten bunu bekleyebilir miyiz? Olmadık yoksunluklardan pırıl pırıl aydınlıklar türeten nice insan tanımışızdır. Olumlu koşulları kendilerini yok etmekte kullanan insanları da gördük. Evet ama toplumların yaşamı raslantılara bırakılabilir mi? Dünyadan habersiz anaların ve babaların, bu arada çok zaman alt kültür düzeyinde yarım yamalak bilinçlenmiş öğretmenlerin sağlayacağı iyilik ve bu iyiliğin getireceği ilerilik ne kadar olabilir ki! Yetersiz ortamlar bol bol yetersiz insan üretirler. Bu yetersizlerin çoğu küçücük kafalarıyla büyük sorumluluklar almaya hazırdırlar. Alırlar da. Böylece kurumların altından girer üstünden çıkarlar. Küçük insan olarak aşağılıkduyguları içinde yetişen kişiler bazen de az adam olmadıklarını göstermek için bir takım yüce değerlerin adını anarak ufacık kafalarına göre sözde ahlaki edimlerde bulunurlar. Bu edimlerin başında da namus temizlemek gelir: yoldan çıktığını düşündükleri kardeşlerinin, yengelerinin, teyzelerinin, halalarının namuslarını temizlerler. Canım benim!
Bu on sekiz yaşındaki çocuğa çok kızıyorsunuz değil mi? Kızmayın. Bu on sekiz yaşındaki çocuk çöp tenekesinde dönmüş bir toplumsal belleğin sağladığı berbat bilinç koşullarında kendini hiçe indirgemekten başka bir şey yapmıyor ki. Yeteri kadar bilinçlenmemiş insanlar önce kendi kendilerinin düşmanıdırlar. Elbette bunlar bir ömür boyu birilerine büyük zararlar vereceklerdir ama çocuk yaşlarından başlayarak en büyük zararı kendilerine verirler. Bunlar için adam öldürmek kendini kanıtlamaktır. Ah, diyecektir birileri, ne kadar yüce duygular içinde olmalı ki bu çocuk, on beş yıldan sonra kinini unutmadı ve yoldan çıkmış olan halasını çekti vurdu. Aferin!
İnsanlara verilmesi gereken ilk bilgi her kişinin bir kişilik yaşam hakkı olduğu bilgisidir. İnsanın kendi yaşamından ve buna bağlı olarak toplumun yaşamından sorumlu olması gerektiği bilgisidir, kimsenin kimseyi yönetmeye ve hatta yönlendirmeye hakkı olmadığı bilgisidir. Bu bilinç azçok mürekkep yalamış, yalan yanlış bir şeyler edinmiş insanlarda bile yokken, tüm çocukluğunu ve gençliğini boşluklar içinde tüketmiş bir delikanlıda nasıl olsun? Onun yetiştiği çevreyi gözümün önüne getiriyorum. O çevreler benim doğup büyüdüğüm çevrelerden uzak değildir. O çevrelerdeki yaşam koşullarını düşündüğümde, okulları, öğretmenleri, çarşıları, insan ilişkilerini düşündüğümde beni ateşler basıyor. Orada bir çocuğun yaman bir namus bekçisi olmaması için hiçbir neden yoktur. Bir insanın namus nedir bilmeden gönüllü namus bekçisi olması hem acı hem gülünçtür.
En büyük namussuzluk başkalarının yaşamına sinsice ya da zorla yön verme küçüklüğüdür. Namussuzluk dolandırıcılıktır, hırsızlıktır, rüşvetçiliktir, yalancılıktır, tembelliktir, uyuşukluktur. Bana diyeceksiniz ki, öbürlerini anladık da yalancılık, tembellik, uyuşukluk nasıl namussuzluk oluyormuş? Onlar elbette kendileri olarak böyle bir şey değillerdir, ama önünde sonunda oraya açılırlar. Yalancılığın, tembelliğin, uyuşukluğun, benzeri kötülüklerin hangi koşullarda insan değerlerini ezip geçtiğini görmüyor muyuz? En temel kavramların bile ne kadar kirletildiğini bir düşünün. Toplumsal yaşamın en güvenilir olması gereken dayanakları nasıl birer birer yıkıldı, çatır çatır çöktü bir düşünün. Bu çocuk halasını öldürürken kendini de öldürdü. Ama bu onun suçu değil. Bunun kimin suçu olduğunu üniversite sayısını yüz kırk birden iki yüze çıkarmak istiyoruz diyen ilgiliye bir sorun bakalım, ne diyecek.

BİR CEVAP BIRAK

19 − one =