Ahlakçılar yasakçılar

PAYLAŞ

Yasakçılar ahlakçı kılığında dolaşırlar. Onlar toplumun yalancı iyilikçileri olarak sanki her türlü zararlı düşüncenin karşısındadırlar. Oysa en büyük zararlı kendileridir. Adam türkülere takmış aklını. Türkülerde ahlakdışı ögeler varmış. Bunları ayıklamak gerekirmiş. Neymiş o ahlakdışı ögeler? Efendim cinselliğe anıştırmalar yapılıyormuş. Canım benim. Dünyanın her yerinde halk şarkılarının cinsellikten bol bol izler taşıdığını dünya alem bilir ve bundan rahatsız olmaz. Utanıyor musun? Ay ne kadar da duyarlı bir insan! O zaman o türküyü dinleme ve söyleme, olur biter. Ama pardon, sen başkalarının ahlakından sorumlusun, öyle değil mi? Bak onu düşünememiştik. Yaranacaksın birilerine. Bu senin görmüyoruz sandığın, üstünü kalın örtülerle örtmeye çalıştığın bencilliğindir. Arkadaşını bir günün içinde kulağından tutup atıyorlar, kılını bile kıpırdatmıyorsun. Belki içten içe oh olsun bile diyorsundur. Ama ahlakçısın.
Birlikte yaşamanın anlamını kavrayamamış insanların dünyasında bencillikler kol gezer. Bu insanların oluşturduğu toplumlarda herkes kendisi için ve biraz da yakınları için yaşar. Bahçesini temiz tutup çöpü sokağa döken ve çöp kokusundan rahatsız olan titiz insanları bu tür toplumlarda elinizle koymuş gibi bulursunuz. Malını sakınıp başkasının malına aldırmamayı alışkanlık edinmiş kimseler bu tür toplumlarda istemediğiniz kadardır. Çıkarcılığından ötürü kınanacağını düşündüğünüz adam orada işini bilen sıfatıyla göklere çıkarılır. Bir atasözü bu insanlara şöyle arka çıkar: at binenin kılıç kuşananındır. Bindikleri at ata kuşandıkları kılıç kılıca benzese! Toplumun döküntü şövalyeleridir onlar. Hileyle ayakta kalmaya adanmış insan bu dünyanın en mutsuz insanıdır. Çarparken çarpılmaktan korkar. Korku yüreğini kemirir. Doğa yasası: sen birilerini çarparsan birileri de seni çarpacaktır. En yakınların bile çarpabilir seni. Çarpmayı senden öğrenmişlerdir. Ben çarparım çarpılmam desen de kimseyi inandıramazsın. Seni çarpacak birileri her zaman vardır. Bu böyle sürer giderken mutsuzluk toplumsal yaşamın doğal koşulu olur. Yalnız şu kesimin insanları ya da bu kesimin insanları değil herkes mutsuzdur, çarpan da çarpılan da mutsuzdur, gemisi batan da gemisini kurtaran da mutsuzdur. İlkel insanın anlayamadığı şey topluma verilen bir zararın herkesi aynı ölçüde zarara soktuğudur. Zarar en genel çerçevede büyüdükçe yasakçılık bir yöntem olarak topluca benimsenir. Yasakçılığın en inandırıcı dayanağı da ahlakçılıktır.
Toplumsallık bilinci öyle ha deyince elde edilebilecek bir şey değildir dostlarım. Bu bilinçten yoksun olanları da çokça kınayamayız. Bir insan nasıl bir dünyada yaşadığını bilemiyorsa ne yapabilirsiniz? Romancı eksik kafayla yazdığı romanının hiçbir değer taşımadığını, bilim adamı bilimsellik adına yaptığı karbonhidrat ve protein gevezeliklerinin hiçbir gerçeği karşılamadığını, şair yazdığı şiirin şiirle ilgisi olmadığını bilemiyorsa ne yapabilirsiniz? Pastacı ürettiği vıcık vıcık pastaların iç baymaktan ve beğenileri öldürmekten öteye geçemediğini, topçu oynadığı topun Afrika’dakileri bile güldüreceğini bilemiyorsa, öğretmen eğitici sıfatıyla kullandığı yöntemlerin insanı bilgiden soğutacağını anlayamıyorsa, devlet görevlisi bir şeyler sormak isteyen birini azarlamakla ancak kendini küçük düşürmekte olduğunu göremiyorsa ne yapabilirsiniz?
Yasakçılar değişen dünyanın getireceği iyiliklerden korkan kimselerdir. Zaman zaman dünya değişmiyor diye kuramlar uydurmaya kalksalar da hatta bu yolda bir takım zavallı adamları filozof sıfatıyla istihdam etme yolunu tutsalar da dünyanın değiştiğini, karmaşık ve hatta kargaşık bir düzende de olsa iyiye doğru değiştiğini bilirler. Değişen dünya onları silmeye, onları kuyunun dibine göndermeye hazırlanan dünyadır. Bencilliklerin bir gün kaba eğilimler olarak görüleceğini, insan dünyasından çok hayvan dünyasına yakışan yatkınlıklar sayılacağını, bugün bile az da olsa böyle anlaşıldığını bilir onlar. Gelecekte dünyanın yasaklar dünyası olmayacağını da bilirler. Bencilliğin gücünden güç alan sözde özgürlükçülüklerin gerçekte insanın insanı ezmesi ve sömürmesi için uydurulmuş savlar olduğunu onlar işin içinde kimseler olmakla hepimizden iyi bilirler. Şimdilik önemli olan günü kurtarmaktır. Gelecek zamanların aşka ve özveriye adanmış zamanlar olacağını düşündükçe titrerler.
Evet dünya değişiyor. Bu değişen dünyada kimse kimsenin ahlakından sorumlu değildir. Ahlak bekçiliği ahlaksızlıktır. Herkes kendi bilinç koşulları çerçevesinde ahlakın gereklerini yerine getirecektir. Ahlak değerlerinin yükselmesi toplumsal bilinç koşullarının iyileşmesine bağlıdır. Ahlak ahlakçıların değil ahlaklıların sorumluluğundadır.

CEVAP VER