AİHM rezaleti ve içeride diklenip dışarıda kedileşen hükümet

AİHM rezaleti ve içeride diklenip dışarıda kedileşen hükümet

0
PAYLAŞ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa’nın ikiyüzlü adaletini kanıtlayan yeni bir karar aldı ve 19 Kıbrıslı Rumun Türkiye aleyhine açtığı davada Türkiye’yi mahkum ederek 15 milyon euro’dan fazla tazminata mahkum etti. Bu adaletsiz karar karşısında Türkiye’yi yönetenlerin sessiz kalmaları ise ayrı bir tartışma konusu olmalıdır.

AİHM’in son kararı, Türkiye aleyhine aldığı ne ilk karar, ne de son karar olacak. Bu noktada sorgulanması gereken, bu tür adaletsizlik dağıtan uluslararası kurumlara Türkiye’nin teslim olmasına neden olan “siyasi irade eksikliği” ve ülkeyi yönetenlerin teslimiyetçi nitelikteki yanlış kararlarıdır.

AİHM, Kıbrıs konusunda Türkiye’yi ilk kez 1996 yılında Loizidou kararında mahkum etmişti. 1 milyon 200 bin euro tazminata mahkum edilen Türkiye, bu tazminatı ödeme hatasına düşerek binlerce Kıbrıslı Rumun Türkiye aleyhine dava açmasına neden olmuştu. Bu davalar öylesine yoğunlaştı ki, bugün Kıbrıslı Rumların açtığı 1500’den çok dava AİHM gündeminde bekliyor. AİHM, bu davalardan rahatsız olunca bir ara formül bulundu ve KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu kurularak Rumlara malları karşılığında tazminatlar ödenmeye başladı. AİHM de elindeki 19 dava ve Kapalı Maraş’ı ilgilendiren Lordos davası dışındakileri KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na havale ederek zaman kazanmış oldu.

KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurmadıkları için 1500 dolayındaki Kıbrıslı Rumun davası KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na havale edilirken, Komsiyon kararından memnun olmayan Rumların yeniden AİHM’e dava açma yolu da açık tutuldu. Kısacası, Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye karşı dava süreci sadece ertelenmiş oldu.

19 Kıbrıslı Rumun Türkiye’ye karşı açtığı davaya bakmaya devam eden AİHM, geçen günlerde kararını açıkladı ve Türkiye’yi 15 milyon euro’dan fazla tazminata mahkum etti. Rum basınına göre bu tazminat çok az bulunurken, Türkiye tarafında ise astronomik olarak fazla görülüyor. Üstelik, ödenen bu tazminatlar, Rumların mallarına karşılık değil, “mülkiyet ve özel yaşam ihlali” karşılığında veriliyor ve Rumların mükiyet hakları devam ediyor. Türkiye, bu tazminatları ödüyor ve ayrıca bu malların Rumların olduğunu da kabul etmiş oluyor. Günün sonunda Türkiye, Avrupa Konseyi’nin bir mahkemesinin kararlarını tanımış ve kendi kendisini mahkum ederek Kıbrıs konusunda bir kez daha geri adım atmış oldu. Olacak şey değil!

47 üyeli Avrupa Konseyi’nin bir organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahmekemesi’nde yeni atanmış bir de Türk yargıç bulunuyor. AKP Hükümetince atanan bu üye, Işıl Karakaş. Türkiye aleyhine verilen kararda Işıl Karakaş’ın da imzası bulunuyor. İşin daha ilginç tarafı, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin şu anki Başkanı, AKP milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu. Türk yargıcın bulunduğu, Parlamenterler Meclisi Başkanı’nın Türk milletvekili olduğu bir uluslararası örgütten Türkiye aleyhine kararlar gelmeye devam ediyor.

Avrupa adaletine güvenerek yola çıkarsanız ve Avrupa adaletini kabul ederseniz, olacağı budur. İkiyüzlü Avrupa ülkeleri, Türkiye’nin AB süreci ve Kıbrıs konusunda çelişkili, tutarsız, hukuk dışı ve taraflı kararlar almaya devam ettikleri halde, Türkiye’nin hala boynu bükük olarak bu süreci izlemekle yetinmesi, bir siyasi irade eksikliği olduğunu kanıtlıyor. İçerde aslan kesilen hükümet, dışarıda kedi gibi korkakça davranıyor.

Gelin bir örnekle konuyu açıklayalım. BM tarafından hazırlanan bir planla Kıbrıs adasında referandum yapıldı, referandumda hayır oyu veren Rumlar, AB üyesi yapılarak ödüllendirilirken, evet oyu kullanan Kıbrıslı Türkler ise özelikle AB’nin izolasyon ve ambargoları altında yaşamaya mahkum edildi. Referandum öncesinde Kıbrıslı Türklere büyük sözler ve vaatler veren AB yetkilileri, AB’nin bu ikiyüzlülüğü karşısında utanç duyuyor olmalıdırlar. Ancak, utanacakları yerde, hala bu ikiyüzlülüklerini devam ettiriyorlar.

Gerek Avrupa Birliği ve gerekse de Avrupa Konseyi, ikiyüzlü ve adaletsiz yaklaşımları ile defalarca güvenilmez ve taraflı olduklarını kanıtladılar. Türkiye karşıtı yüzlerce karar aldılar. Rum-Yunan oyunlarına teslim oldular. Türkiye ise hala bu kuruluşların peşinde koşmaya devam ediyor. Bir ülkenin onuruyla oynanmasına seyirci olunması, Türkiye’yi yönetenler açısından utanç kaynağı olmalıdır.

İkiyüzlü Avrupa adaletine ve Avrupalı ikiyüzlülüğünün kurumsallaştırıldığı uluslararası örgütlenmelere karşı Türkiye’nin boynunu bükenlerin, İsrail karşısında aslan kesilmelerine söyleyecek söz bulamıyorum. İsrail’e diklenip Avrupalıya teslim olmak, bu işin arkasında bir kandırmaca olduğu izlenimi veriyor. Birşeyler yolunda gitmiyor, ancak sorunun ne olduğu daha açığa çıkmamış durumda. Gelişmeler, sorunun kaynağının ne olduğunu kısa zamanda ortaya çıakracak. Bekleyip göreceğiz.

PAYLAŞ
Önceki makaleKara para
Sonraki makaleDilimizin bekçileri

BİR CEVAP BIRAK