AÇIK GAZETE’DEN… Organik gazete

20 yıl önceydi… Gazetecilikte olmasa da Londra’daki ilk yıllarımdı… Londra’da ilk kez Müslüman Parlamentosu toplandı. Ben de Nokta Londra muhabiri olarak bu haberi izledim… Dev bir salonda binlerce Müslüman göçmen bir araya geldi. Müslüman Parlamentosu’nun ileride milletvekilleri olması beklenen delegeler sırayla kürsüye çıkıp konuşmalar yaptı. Parlamentonun organizatörlüğünü üslenen İran kökenli göçmen “Biz Müslümanlar artık İngiltere’nin parlamentosunu tanımıyoruz. Kendi kaderimizi kendi aldığımız kararlarla belirleyeceğiz…” diye konuşunca hem şaşırmış hem de büyük bir haber yakaladığımı düşünmüştüm… Haberi heyecanla kaleme alıp Nokta’ya geçtim tabii… Ertesi günü İngiltere’de yayınlanan ulusa basına gözattığımda bizim haberden kibrit kutusu kadar bile bahsedilmemişti… Bu benim için ilk yurtdışı muhabirlik dersiydi… Aslı astarı olmayan, kof, sansasyonel haberler elekte kalmalıydı… İngiltere hükümetinin bu parlamentoya ilişkin herhangi bir girişimi olmadı. Parlamento süreç içinde kendiliğinden dağıldı gitti…

İngiltere basınındaki gazetecileri oldu bitti cesur bulurum. Tabii hukuk devletinden beslenen bir cesaretleri var. Irak’ta savaşan askerleri için işgalci, karşı tarafa direnişci tanımı yapmak ancak düşünce özgürlüğünün içerildiği, siyasi linçlerin yaşanmadığı bir toplumda olasıdır…

İngiltere basınından bir başka örnek: Suudi Arabistan’a 80 milyar Dolarlık silah satan İngiliz savunma sanayi şirketi BAE Systems, Arap prenslere yılda 250 milyon Dolar rüşvet veriyor… Basın skandalı yazıp çiziyor. Yargı soruşturma açıyor. Suudi yönetimi dava dosyasının kapatılmama durumunda silah alımını durduracaklarını söylüyor… İngiltere hükümeti ulusal çıkarları öne sürerek (her ne kadar kuvvetler ayırımı olsa da) dosyayı kapatıyor… Ama basın yine de susmuyor ve çuvaldızını kendi ülkesine batırarak eleştirilerini sürdürüyor… İşte bu gerçek anlamda bir “dördüncü kuvvet” hikayesidir…

İngiltere’deki basın da büyük holdinglerin çatısında kar amaçlı şirketlere dönüşse de, Türkiye’ye kıyasla editöryel bağımsızlıklarını hâlâ gazetecilikte rekabet unsuru olarak gördüklerini söyleyebilirim…

***

Türkiye’deki editöryel bağımsızlık ise içler acısı… Tıpkı siyasi partiler gibi çoğu ulusal gazetelerin başındaki genel yayın yönetmenlerinin tek sesli diktatörlüklerinden söz edilebilir… Tek sesli gazeteler başta bağlı olunan hodingin çıkarları olmak üzere (dolayısıyla onun beslendiği) siyasi iktidar ve devletin güç ortaklarıyla barışık bir çizgi izler…

Tabii bu söz konusu gazetelerde iyi gazeteciler çalışmaz mı, iyi haberler yayınlanmaz mı? Çalışır elbetle… İyi haberlere de rastlarsınız tabii… Ne yazık ki ABD’li dil bilimci ve medya eleştirmeni Noam Chomsky’nin dediği gibi bu haberler zehirli kekin üstündeki çilek niyetinedir… Vitrindir… Tadlandırıcıdır…

Ulusal basın son günlerde TBMM’ye girmeyi başaran bağımsız Kürt milletvekilleri ve DTP’yi mercek altına aldı… Kürt sorununda toplumsal uzlaşının sağlanmasında seçmenin oylarıyla TBMM’ye giren DTP’lilerin Türkiye için bir şans olduğunu ne yazık ki bir kaç köşe yazarı işledi…  DTP’lilerin yabancı dili bölümüne Türkçe yazmalarının haber değeri olabilir ama bunu büyüterek satır altından DTP’lilere karşı önyargıyı körüklemek kötü niyettir.

Kaldı ki bir gazeteci savaşa, şiddete, ayrımcılığa, ırkçılığa, küreselleşmeye ve her türlü sömürüye karşı olmalıdır. Topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınmalıdır. Barışı, ulusların ve halkların kardeşliğini ve eşitliğini savunmalıdır. Ulusal bağımsızlık ve demokrasiyi vazgeçilmez ilke olarak kabul etmelidir…

Ulusal basının bir diğer hatası da yalnızca rutin, yani günlük olup biteni yüzeysel aktaran haberlere sığınmasıdır. DTP’lileri kaleme alan muhabir İngiltere’de Kuzey İrlanda sorununun çözümünü bilse (genel yayın yönetmenine rağmen) belki de farklı bir açıdan bakma şansı olacaktı… Bu yalnız siyasi ve ekonomi haberlerinde değil, gazetelerin istihbarat servislerinin takip ettiği haberler için de geçerli olmalı… “Katliam gibi trafik kazası”nı aktaran muhabirin, (yazamasa da) mutlaka toplu ulaşım yerine ülkeyi petrolde ve otomotiv sektöründe dışa bağlayan anlayıştan da haberder olması beklenir…

Holdinglerin çatısı dışında da haberciliğin sürdürülebilmesine olanak sağlayan internete bu açıdan teşekkür borçluyuz… İlk kez geniş kitlelere ulaşabilen “organik” bir gazete türü de yaratılma şansı doğmuş oldu… İşte Açık Gazete İngiltere ve onbir ülkeden yazan değerli kalemlerin birikim ve deneyimleriyle hormonsuz, kimyasal katkısız, gazete gibi bir gazete olmaya çalışıyor. Bizim gibi düşünen meslektaşlarımızla daha etkin ve daha geniş okurlara ulaşabilen gerçek gazetelerin yapıtaşını oluşturabilirsek belki bir tarih sonrasından bugünlere keyifle bakabiliriz…

Açık Gazete’ye gelinen yolu “belgesel roman” diye tanımlanabilecek, “Aşkolsun! Adı aşk olsun”da dilim döndüğünde anlatmaya çalışmıştım… Bir gün okuma şansınız olursa yorumunuzu da almak isterim…

“Organik gazete” yolculuğumuzda bize eşlik eden bütün okur ve yazarlarımıza teşekkür ediyorum…

Önceki haber2 ayda iki 12 Eylülzedeli intihar etti
Sonraki haberSon seçimin izdüşümleri
Faruk Eskioğlu
1958’de Akşehir’de doğdu. Parkalı dönemin tanıklığını yaptı. 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’de Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde ‘master’ yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. 1985’de yerleştiği Londra’da da medya okudu ve film yapımcılığı kursları aldı. Nokta İngiltere Temsilciliği yaptı ve Hürriyet Londra bürosunda görev aldı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak çalıştı. 2001 ekonomi krizinde Londra’ya döndü ve gazeteciliğini sürdürdü. 2005 Ocak’ında dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. 2007'de "Aşkolsun Adı aşk olsun!" başlıklı belgesel romanı Türkiye'de yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here