Açık Gazete’de 100. yazım…

Açık Gazete’de 100. yazım…

0
PAYLAŞ

4 Mayıs’ta “merhaba” demişim sizlere.
Açık Gazete okurlarına.
İyi ki demişim.
Sıcacık bir yuva burası.
Hemen ısınılabilen bir aile ortamı gibi.
Dünyanın dört bir yanından bizlere ses ve renk sunan, gezegenimiz üstünde olup bitenleri aktaran bu kadar zengin kadro sanırım hiç bir gazetede yok.
Tabii hiç bir haber portalında da.
Faruk Eskioğlu nasıl başarmış bilemem ama gazetecilik hevesi ve eğilimi doğuştan varolmalı ki, yapılmayanı yapmış, belki de birbirine zıt, yanyana gelince kavga dahi edebilecek fikir ve düşün insanlarını aynı salonda buluşturmuş.
Dahası aynı potada eritmeyi, kaynaşmayı sağlamış.
Her birinin düşünceleri değişik ama hedefleri aynı: “Türkiye’nin sorunlarına çözüm önerileri üretmek.”
Amaç: Gerçekleri bulabilmek, sorunların iki yanına ışık tutmak.
Yani AK Parti’ye peşin hükümle idam fermanı yazmamak…
Yani CHP’ye “neden hep devletcilik yaptın ve ülkenin önünü tıkadın” sorusunu sorarken dahi nedenlerini öğrenmek, söz hakkı tanımak ve dile getirmek.
Yani, Devlet Bahçeli’yi faşistlikle suçlayanlara karşı, bu partinin ideologlarının tam tersi görüşlerine de aynı uzunluk ve genişlikte yer vermek.
Tabii en önemlisi insanı öne çıkarmak.
Esasen, evrensel insan haklarını, bireysel hakların önüne koymamak.
Ve  azınlık haklarını savunurken, çılgın çoğunluğun niyetlerine ve eylemlerine kırmızı ışık yakabilme.
Açıkcası, azınlık haklarının domine edilmesini önüne geçmek.
İşte Açık Gazete yazarları;  amatöründen profesyoneline, akademisyeninden gazetecisine kadar hepsi okuyucusunun önünde hergün sınav veriyor, test ediliyor ve gelen tepkilere karşı kayıtsız kalmıyor.
Okuyucularımızdan gelen doğru tepkilerle, iyi analizleri içeren görüşlerle beslenen bizlerin, sizler karşısında yanlış yapma lüksümüz yok.
Çünkü herşey gözler önünde.
Sansür yok, kısıtlama yok.
Bu gazetede yazar, bir diğer yazar arkadaşını eleştirebildiği gibi, methedebiliyor da.
Kıskanclık yok.
Hasetlik hiç yok.
Sevgi üreten bir fabrika gibi Açık Gazete sayfaları.
Her gün sabahtan akşama kadar sevgi üretiliyor ve  aynı zamanda bu sevginin insanlara bulaşmasına çalışılıyor.
Ne kadar başarılı olunuyor bilemem ama hiç olmazsa deneniyor.
Deneniyor ve başarılı olunacak buna inanıyorum.
Tam 100 yazı yazmışım 4  Mayıs’tan bu yana.
Hiç yazmamış gibi.
Her sabah yeni bir sorunu dile getirmeye çalışırken, ilk günkü gibi aynı heyecanla tuşlara dokunuyorum.
Ve 1974’den beri yazdığıma inanmakta zorluk çekiyorum.
Kaç daktilo eskittiğimi hatırlamıyorum ama bilgisayar Türkiye’ye geldikten  ve önümüze konduktan sonra işlerin ne kadar kolaylaştığının farkına varıyorum.
Bir tıkladığımda, yazımın Londra’daki meslekdaşım Faruk Eskioğlu’na ulaştığını biliyor, bir süre sonra da yazımın sayfada yayınlandığını görünce de çocuklar gibi seviniyorum.
Mesleğe yeni başladığım gün gibi.
1960’lara uzanıyorum o zaman…
Tırtıl gazetecilik günlerime..
Ve soluksuz geçen ve yarım yüzyıla dayanan zamana karşı nasıl da direnmişim, hayret ediyorum.
Ve çocuklar gibi sevinmeden edemiyorum.
İyi ki yazı icat edilmiş.
Gecikmeyle de olsa, iyi ki matbaa gelmiş bu topraklara…

BİR CEVAP BIRAK

15 − four =