Aşk için ölmeli, aşk, o zaman aşk

Babası Mecnun’u Mekke’ye götürür ve Kabe’ye giderek Allah’a derdine derman bulması için dua etmesini söyler. Mecnun, Kabe’ye gider ve babasının isteği üzerine Allah’a yakarır. Çıktığında babası, “Allah’a seni bu sevdadan kurtarması için dua ettin mi oğlum?” diye sorar. Mecnun “evet” der, “Dua ettim ama bu sevdadan kurtulmak için değil, Leyla’ya daha çok aşık olup, daha çok acı çekmek için.”


Acı çekme isteği bir hastalıksa, Leyla ile Mecnun aşkı, aşkın hastalıklı bir tarafı olduğunu gösteriyor ama, bütün büyük aşklar acıyla beslenince ölümsüzleşiyor. Acı, kavuşamamayı, kavuşamama acıyı doğuruyor; bunların dozu arttıkça aşk daha da büyüyor sanki.


Aşkın bu yüzüyle doğuda da, batıda da karşılaşabiliriz. Duyguların kişiselliği, aşkı evrensel yapar zaten. Ama aşklara bazı yaklaşımlar vardır ki, bu çemberin dışına çıkar.


Ağrı Dağı Efsane’sini hepimiz biliriz. Efsanelerin gerçek olaylara dayandığını da… Yüzyıllardır kulaktan kulağa gelen bu aşk öyküsü Yaşar Kemal’in şiirsel diliyle daha da  ölümsüzleşmiştir adeta. Efsane, eski Ağrı gelenekleri üzerine kapısının önüne gelen atı sahibine vermek istemeyen Ahmet’le güzeller güzeli paşa kızı Gülbahar’ın aşkını anlatır.


Paşa’nın atı Ahmet’in kapısına gelir. Ağrı geleneklerine göre o at artık Ahmet’indir. Ahmet atı canı pahasına da olsa geri vermemelidir. Paşa, soylu atını geri almak ister ve atını geri vermek istemeyen Ahmet’i hapsettirip idamına karar verdirir. Gülbahar sevdiği adamın idam edilmesi düşüncesine dayanamaz ve zindandaki sevgilisini kurtarmak için, kendisine aşık olan zindancıbaşına, ne isterse verebileceğini, yeter ki Ahmet’in zindandan kaçmasına yardım etmesini söyler.


Zindancıbaşı, Gülbahar’dan sadece bir tutam saçını ister. Ahmet ve Gülbahar kaçarlar. Ahmet kendisini kurtarmak için her şeyini vermeyi göze alan Gülbahar’ı asla affetmez ve efsane de iki sevgilinin dramıyla sona erer.


Bu sadece doğulu aşklarda görülebilecek bir tutumdur. Kadının sevgisi o kadar büyüktür ki, zindancıbaşı ondan bedenini, ya da canını istese verecektir. Çünkü sevdiği adamın yaşaması, onun için kendi mutluluğundan ve kendi hayatından daha önemlidir. Ama Ahmet bu yüce sevgiyi kıskançlık ve gelenekçilik yüzünden reddedecek kadar aptal ve sonsuza kadar Gülbahar’sız yaşamayı kabullenip, mutsuzluk içinde ölecek kadar da aşıktır.


Aşkın doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi olmaz ama doğudan Napolyon gibi bir aşık çıkmasına da pek imkan yok gibi. Bence yeryüzündeki en büyük aşıklardan biri de Napolyon’dur. Kendinden altı yaş büyük, üstelik dul ve iki çocuklu Josefin, Napolyon’un tek gerçek aşkıdır.


Savaşlar yüzünden evinden ayrı geçirdiği zamanlarda, hemen her gece çadırına çekilip karısına mektup yazması Napolyon’un aşkının büyüklüğünün bir göstergesidir.


Ama bence bu aşkı büyük yapan, karısının başka bir aşığı olduğunu bile bile, ondan vazgeçmemesidir. Napolyon’un savaş meydanındaki çadırından karısına  yazdığı mektuplar hep aşk ve özlem dolu olmuştur.


“Şu anda aşığının kollarında olduğunu biliyorum ama, yine de bütün kalbimle seni özlüyor ve sana kavuşacağım günün bir an önce gelmesini bekliyorum. Bana ilham ettiğim aşk aklımı başımdan aldı, yiyemiyorum, içemiyorum. Bana sonsuz bir sevgi bağışladın, beni zehirleyici çılgınlıklarla doldurdun. Zafere aldırdığım bile yok. Senin hoşuna gittiği için zafer kazanmak istiyorum. Zaferlerin seni memnun edeceğini bilmeseydim, hemen ordumu bırakır, Paris’e koşar ve kendimi senin ayaklarının dibine atardım.”


Bu satırlar ancak büyük bir aşkın belirtisi olabilir. Aldatılmanın acısını çeke çeke aşkından vazgeçmeyen bir erkek bence zor olan yolu seçmiştir. Bu büyük bir yürek ve cesaret ister.


Aşk için yazı yazmak kolay değil biliyorum, aşkı tanımlamak ise imkansız. Zaten böyle bir çabam da yok ama, ille de bir aşk tanımı yapmak gerekirse sevgili hocam Metin Erksan’ın bir söyleşide söylediği ve Sezen Aksu’nun da bunu şarkı yaptığı “Aşk için ölmeli, aşk, o zaman aşk” sözü bence yeterli olur. Ölmek sadece bedensel olarak yok olmak anlamına gelmeyebilir. Herkesin ölüm kavramı başka. Ölmeyi göze alabilecek kadar seviyorsan, gerçek aşkı yaşıyorsun demektir.. Zaten bunu göze alamadığımız için yüzeysel ilişkilerle aşkı birbirine karıştırıp duruyoruz.


Dört aydır çok sıcak bir gündem geçirdik. Dört aydan fazladır havalar da çok sıcak. Sıcağın üstüne bir aşk yazısı iyi gider diye düşündüm. Anlayana ve yaşayana selam olsun…


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here