Aşk olmasaydı ne olurdu?

Yani aşk olmasaydı şüphe de bu denli öldürücü olmayabilirdi ve böyle bir roman kütüphanelerimizin okunası kitapları arasında bekleyemezdi… Tolstoy şart…

Hiç kimse aşk acısı nedir bilemeyeceğinden amatörce de olsa felsefeyle olan irtibatımız yavan kalırdı… Nietzsche şart…

‘Aşkın ömrü şu kadardır’, ‘bunu yaparsan biter, şunu yapmazsan bitmez’ gibi,  merak ve asabiyet uyandıran kitap ve taktik belirleyici dergiler satılmayacağından aşk reçetesi yazan kimi doktor, yazar ve medyacılar aç kalırdı. Konu olmazdı ki zaten konuşacak, hangi magazin programı, hangi magazin dergisi neyi ne diye anlatacak? Merak şart…

Ruh ikizi arayışları, ruh beşizi, ruh binbeşyüzleri gibi artışlarla mide bulandırmayacaktı. Ruh ikizi öyle her kurbağayı öperek anlaşılmazdı, Çat diye anlardı insan. Yani tanıdık gelirdi bir duruş, bir mimik…  Anlaşılmaz mıydı? yoksa teğet mi geçerdi gözünün içine baka baka? Seçim şart.

Aşk olmasaydı bu içinizde kaynayan fıkır fıkır şeyin sebebini doktorlar bir mide spazmına yoracaktı. İlaçlarla zaman kaybedip, reçete okumaktan perişan olacaktık. Olmayacak mıydık? Eğitim şart.

Aşk olmasaydı; ismi evlilik olan emniyet sibobu da olmayacaktı. Böylelikle bir soy ağacı çizilemeyeceği gibi, ağaçlar birbirinin köklerine dolanmaktan karmakarışık bir hal alacaktı. E kime baksan akraba. Aşık olmayan çiftlerin çocuğu çirkin olurmuş diyorlar, doğru mu? Sadakat şart…

Hitler bir dram adamıydı, güç vardı evet ama aşk da vardı,  Eva Braun’la 1945’te saklandıkları sığınakta yaptıkları evlilik sadece saatler sürdü, hemen ardından sığınaktaki herkesle vedalaşıp odalarına çekildiler ve intihar ettiler. Yani para-pul-güç-servet mantığı da hikaye… Saatler sürecek olsa bile, evliliği göze alacak kadar aşkı bulmak ve ölüme gidecek cesareti birlikte gösterebilmek şahane… Cesaret şart…

Aşk olmasaydı, ilişkiler yüzeysel bir hal alacak, hiç kimse duyguların derinliğine inemeyecek, aile olmanın o büyüleyici rehavetine erişemeyecekti. Ne olurdu?  Birbirimizi yerdik. Yamyam mıyız biz? Çok ürkütücü. Bir insanın derinliği sevdiğine verdiği değeri açıkça ifade edebilmekten geçmez mi? Vicdan şart.

Aşk olmasaydı, Hindistan’ın Babür İmparatoru Şah Cihan, 14. çocuklarını doğururken ölen karısı Mümtaz Mahal için Tac Mahal’i yaptıramazdı. Tac Mahal’in var olma sebebi, bir aşka adanan dünyadaki en büyük, en güzel yapıt olmasındandı. Aşk bir gösteri biçimi olmayabilirdi ama, insan aşık olunca aşkını abideleştirecek bir şeyler bırakmak isterdi. Çaba şart…

Deli sormus deliye “ask nedir?” diye, Deli demis deliye, “Ben neden delirdim?” diye… gibi komik ve ironik söylemlerimiz olamayacağından, baltalarla ve saplarla uğraşıp, hala menşei belirsiz kaba fıkraların elinde oyuncak olacaktık. Medenileşemeyen bir ülkenin sahte cumhuriyetinde, kafiye olsun diye debelenip duracaktık. Mizah şart..

Aşk olmasaydı; doyumsuz bir alıcı ve fütursuz bir verici haline gelmezdi hiç kimse, öyle sus pus geçerdi ömür. Çalkantısız bir deniz… Kim koydu bu limanı buraya da kesti dalgaları? Niye bu su bu kadar sessiz? Hareket şart.

Aşk olmasaydı, şarkı sözleri ne anlatırdı? Biz neye kadeh kaldırır, neye can hıraç haykırırdık? Sağlığına, şerefine de içmek bir yere kadardı. İnsan aşık olduğuna şiirler şarkılar yazardı? Duygu şart…

Aşk olmasaydı Romeo Juliet’ini nasıl beklerdi? Sheakspear  o şairane eserini nasıl bitirirdi? Sanat şart.

Aşıklar şehri Venedik, Roma, Paris… Nerden kaymak yiyecekti? Tatil şart…

Çiçeklerin anlamı da olmayacaktı. Yok seviyor, yok gidiyor, yok evleniyor demeyecekti. Yani konuşamaz ya aşk, susar ya, konuşan başka şeylerdir ya… Çiçek şart…

Ah vardı da ne oldu diyenlerdenseniz… yine de şanslısınız, ya bir de hiç olmasaydı? Yaşamak şart…

sibelbengu@yahoo.com

SİBEL BENGÜ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 + 5 =