Akasya Durağı ve ev yardımcısı

PAYLAŞ

Uzun soluklu dizi Akasya Durağında, 92. bölümünde taksi sahibinin evine Nuri Baba (Zeki Alaysa) bir ev yardımcısı alır. Ev yardımcısı Nuri Babaya yardım edecek, evi düzenleyecektir. Ve dizinin çapkın, ele avuca sığmayan taksicisi Sinan (Levent Ülgen) aracılığı ile bir ev yardımcısı aracı firmadan gelir. Adı Olga’dır. Rusya’dan gelmiştir. İlerleyen saatlerde bir çete üyesi olduğu anlaşılacaktır. İki arkadaşı ile birlikte gece yarısı Nuri Baba’yı silah zoru ile soyar. İki soyguncu yüzünü kapatırken, Olga sanki her an yaptığı iş gibi rahattır ve Nuri babaya silah tutarak şifreyi öğrenir ve bir taksi sahibinde olmaması gerek büyüklükte parayı evdeki kasadan alırlar. (Aracı firma hiçbir kayıt tutmadan eline geleni sigortasız olarak çalıştırır, bu vurgu güzeldir)

Dizi çok saf ve komedi unsuru ile olağan olmayan şeyleri, olağan gibiymiş gibi gösterir. Tıpkı geçmişte Çiçek Taksi düzemlinde olduğu gibidir, onun gibi senaryo gerçeklikten uzak ama eğlendirirken mesaj vermeyi de unutmayan bir yönü vardır. Her bölümde birden fazla mesaj vardır ve mesajlar direkt değil, dolaylı olarak seyirciye ulaştırır. Seyirci direkt mesaj almadığı içinde, zamanını ekran önünde eğlenerek noktalar, geriye yüzü gülen ama bir şey bırakmayan bir balon özelliği gösterir. Zaten bir şey bırakmak gibi de hedefi yoktur, seyredilir, anında anlaşılır ve balon köpücüğünün gökyüzünde giderken bir anda patlaması gibidir, geriye bir damla su olarak kalacaktır. Dizi bittiğinde geriye bir şey kalmaz, yeni bölüm geldiğinde izlenilir.

92. bölümde beni rahatsız eden bir mesaj vardır, gerçi senaryo yazanlar bunu düşünerek yazmadıklarını biliyorum, fakat beni rahatsız eden yönü öne çıkarmak istedim. Çünkü bu bölümde ülkemize gelen yabancıları dolandırıcı, üçkağıtçı ve soyguncu olarak göstermektedir. Yabancı işçiyi evine alırken dikkat et ya da alma denmektedir, hangi ilişkiler içinde olduğu belli değildir, sessizce. Evet, sessizce söylenen söz beni rahatsız etti, çünkü başka ülkede yaşayanlar bilir ki, yabancı ve öteki olana güvensiz bakılır ve korku bilinç altında işlenir.

Çocukluk çağında kaç çocuğun hafızasında, Çingenelerin gelip kaçıracağı korkusu vardır? Evden uzaklaşmamak için ailelerin çocukları korkutma aracıdır Çingeneler. Elbette Çingeneler çocuk kaçırdığı dair olay kimse görmemiş, bilmemiştir. Fakat, bilinçaltında vardır. Çingeneler, Kürtler, vd. azınlıklar Türk ailelerin çocukları eğitiminde korku aracı olabilmektedir. Avrupa’da bir zamanlar Yahudilerdi korku aracı, bugünlerde onların yerini Müslüman ülkesinden gelen aileler aldı.

Korku öteki ile beslenir ve büyütülmektedir. Korkunun büyütüldüğü araçlar ise; eskiden kulaktan kulağa yayılan söylemlerken, bugünlerde diziler ve görsel malzemelerdir. Artık görsel korkular sadece ekran aracılığı ile değil, paylaşılan siteler, sosyal sanal alanlarda olabilmektedir. Korkunun yayılma aracı çok geniştir, eskisine göre. Korkunun yayıldığı yerde, korkunun kaynağına karşı düşmanlık duygusu da beklenmeyen tepkilerin hayat bulmasına zemin hazırlayabilmektedir. Çünkü yaşadığımız çağ, kategorilerin ve önyargıların daha da geliştiği bir zaman dilime tekabül etmektedir.

Dizide anlatılan konu; içinde bir yabancının yer alması, yabancıya karşı oluşan bir korkuyu besleme duygusu yer aldığı için rahatsız etti beni. Fakat yaşadığımız gerçeklik daha farklıdır; oradan gelen ev yardımcılarını hayat kadını olarak pazarlayan Türk erkekleri/ kadınları vardır. Onların oluşturmuş olduğu mafya ilişkiler içinde, beyaz kadın ticaretinin aracı konumundadır. Gerçek; gazetelerin sayfalarına düşen haberlerde her gün okumamıza rağmen, onların bu mağduriyetini başka açıdan ele alarak, olmayan bir gerçekliği gerçekmiş gibi genele yayarak anlattığımızda, o fısıltı bilinçaltına işlenmiş olmaktadır.

Yabancı düşmanlığının gelişkin olan ülkelerde, bu gibi senaryolara tepki demokratik kurumlar tarafından ve muhatap olan kesim tarafından dile getirilmesi doğalken, şimdilik bizim gibi ülkelerde doğal karşılanmamakta ve ‘gerçekten de olabilmektedir’ gibi garip bir anlayış içinde olabiliriz. Belki gelenlerin içinde binde biri bu şekilde ve amaç içinde gelmiş olabilir, fakat bu binde bir, büyüteç altına alınarak genele yansıtılamaz. Rus geleneği içinde mafya ilişkilerin bu şekilde dışarıya yansıması yoktur, onların mafya ilişkileri devlet kurumları içindeki ilişkiler içinde gizlidir. O ilişkiler içinde, bugün Moskova’da gelişkin bir yabancı düşmanlığı vardır ve bu yabacı düşmanları Moskova dışında yerde yaşamazlar. Yabancı düşmanı olmayan ve emeği ile geçinmek için başka ülkeye çalışmak için gidenler ise, bırakın soygun yapmayı, namusu ile yaşamak ve emeğinin karşılığını almak için her türlü riski göze alıp gelmektedir. Emekçilerin ülkesi sınırı yoktur, alın terinin rengi olmadığı içinde orada aşağılanan emektir, Rus mafyası değildir.

Ülkemizde de yabancı düşmanlığı gelişmektedir. Sırf renginden dolayı bir genç karakolda öldürülmüştür, (intihar ettin denilmiştir, fakat ölüm gerçektir ve kontrol altında birinin ölümü ne olursa olsun, cinayettir.) onun davası henüz bitmiş değildir. Kaçak gelenlerin, başka ülkeye naklini yapanlar, insan ticareti yapanlar, kaçak olanları istismar edenler, emeğini çalanlar bu ülkede varlıklarını korumaktalar. Gelenler mafya ilişkileri içinde olamazlar. Olanlar ise; bir eve yardımcı olarak girmez, giriş yöntemi mafya ilişkileri içinde olur ki, mafya küçük paralar için kendisini riske atmaz. Bu gerçeklik bilinerek; senaryo yazılırken, her akla gelen konuyu yazmak başarı değildir, her senaryoda kimlerin etkilendiği, kimler lehine kamuoyu oluşturulduğu hesaplanmalıdır. Mağdur yapılan kesimlerin penceresinden bakılmasında yarar vardır, eğer barış içinde, korkusuz bir ülkede yaşanmak isteniyorsa. Bir arada her rengin, kültürün yaşayacağı alan düşmanlık duygularını fısıltı halinde söylememekten geçiyor, dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER