Akıl vermek saygısızlıktır

Akıl vermek saygısızlıktır

0
PAYLAŞ

İnsanların birbirlerine akıl vermesi ya da nasihat etmesi ne denli saygısızlıksa, aynı şekilde bir devlet siyasetçisinin başka devletlere akıl vermesi de o denli yanlış ve siyasî etiğe aykırı bir davranıştır. Bunun nedeni, başka insanlara akıl vermenin altında, akıl verenin kendisini diğerinden daha akıllı görmesi gibi bir saygısızlığın bulunmasıdır. Zor durumda olan bir dostla zorluğunu paylaşmak ise akıl verme ya da yönlendirme olarak değil, dostça paylaşım olarak görülebilir.
Bir ülke siyasetçisinin başka bir ülke halkına ya da siyasetçisine akıl vermeye kalkması ise bir dostluk nişanesi olarak görülemeyeceği gibi, uluslar arası ilişkiler açısından siyasi olgunluk ve nezaket işareti olarak da algılanamaz. Hangi ülkenin diğerine nasıl üstün olduğu hiç belli olmaz. Mısır dediğimiz ülke bugünlerde zor dönemlerden geçiyor olabilir, ancak bir zamanlar İngilizleri Süveyş’ten kovabilmiş bir lideri bağrından çıkarmıştır.
Son kriz sanki Türkiye’yi hiç zor duruma sürüklememiş gibi, bazı devlet sorumluları kriz içindeki Batılı ekonomilere akıl vermeye, reçete önermeye kalkıyor. Bu davranış siyasî nezakete sığmayacağı gibi, gerçeklere de uygun değildir. Türkiye’nin son krizden fazla zarar görmediği iddiası doğru olmayıp, görüntü makyajlı ve aldatıcıdır. Her şeyden önce son kriz Türkiye’nin olmadığı gibi, ABD’nin de krizi değildir. Kriz, coğrafî alan olarak ABD’de gerçekleşmiştir, ancak krizin orada ortaya çıkmasının tek nedeni ABD’nin günümüzde kapitalizmin en ileri aşamasında bulunan bir ülke olmasındandır. Başka bir deyişle, Türkiye ABD gibi kapitalizmin en ileri aşamasında bir ekonomiye sahip olmuş olsa idi, bu kriz ABD’de değil Türkiye’de gerçekleşirdi. Bu krizden salt Türkiye değil, Afganistan, Tunus, Pakistan ya da Hindistan gibi ülkeler de ABD ve AB ülkeleri kadar zarar görmedi. Hal böyle olunca, krizden güçlü çıkmak gibi yapay görüntülerle avunmak yerine, hangi ekonomi kategorisinde bulunduğumuz gerçek durum üzerinde kafa yormalıyız! Övünülen vitrinin arkasında nelerin yaşandığı, böyle bir vitrinin ne pahasına oluşturulduğu, değerli araştırmacı Mustafa Sönmez’in 2002 ile 2008 yılları arası verilerinden alınan sadece birkaç göstergede dahi açıkça sergilenebilmektedir.
– Ulusal gelirin büyüme oranı ile ücretlerde artış oranı arasında, ikincisi aleyhine ortalama 8 puan dolayında fark gerçekleşmiştir.
– Kamu çalışanlarının ulusal gelirden aldığı pay % 6,8’den % 5,3’e geriletilmiştir.
– İşsizlik, resmi verilere göre, %11,5’dan % 14’e; gerçek verilere göre ise % 17’den % 21’e yükselmiştir.
– Ekonominin dış borç stoku, yaklaşık, 130 milyon dolardan 273 milyon dolara çıkmıştır.
– Ekonomiye giren 1000 dolarlık sıcak para dönem sonunda 5000 dolar olmuştur.
– Karşılıksız çeklerin tutarı, yaklaşık, 2 milyar liradan 16 milyar liraya yükselmiştir.
– Tüketicilerin bankalar olan borcu 20 kat artarak, 6,5 milyon liradan 132 milyon liraya yükselmiştir.
– Kamu borç stokunun ulusal gelire oranı önceleri % 69 oranından % 40 oranına gerilerken, son iki yolda artarak % 46 oranına ulaşmıştır.
Etkilerini aldığımız bir dış krizi böylesine baskılama ve dış kaynaklara dayanma politikaları ile atlatabilmiş bir ekonomi üzerine fazla söylenebilecek bir şey olmadığı gibi, diğer ülkelere verilecek parıltılı bir politika önerisi de yoktur! Adaletsiz bir vergi cezası affı düzenlemesi ve ÖTV’de yapılan son “vergi güncelleme!” de işin tuzu biberi olsa gerek!
Ne var ki, bir politika ekolü bir kez şişinme şeridine girdikten sonra, hızını alamayıp, üniversitelerde de ahkâm kesmede beis görmez! Afrika’nın bu hale getirilmesinden İngiltere ve İtalya gibi ulusları sorumlu tutabilen politikacıları, sanırsınız ki, Latin Amerika’da bağımsızlık mücadelesinde öncülük yapan siyasîlere taş çıkartırcasına sosyalizm mücadelesine soyunmuş liderlerdir! Oysa gerçek şudur ki; İngilizler ve İtalyanlar, kapitalizm içinde gelişirken Afrika’yı bu hale getirmişlerdir. Bunu böylece anlayamayanlar, İngilizleri ve İtalyanları suçlarken, ya kapitalizmin geçmişteki sömürgecilik politikasının aklandığının, ya da günümüzün emperyalizm politikalarının meşrulaştırıldığının farkında değildir!
Üniversitenin de siyasilere vereceği öğütler ve dersler vardır. Şöyle ki; İngiltere, İspanya ve İtalya gibi kimi ülkelerin geçmişte Afrika’ya uyguladıkları sömürgecilik politikasının yerini günümüzde emperyalizmin almıştır. Günümüzün emperyalizm politikalarından bizzat Türkiye’nin de olumsuz etkilendiği, bu etkilenimin kolaylaştırılmasına yönelik olarak da, emperyalizmle elele olan burjuvazinin de destekleriyle, maalesef, başta anayasa olmak üzere, yasalarda gerekli düzenlemelerin yapıldığı, siyaset alanının hiçbir muhalif sese olanak tanınmayacak şekilde tek otorite yönetimi ile yürütülmeye çalışıldığı da aynı derecede gerçektir! Üniversitenin bu davranışı saygısızlık değil, temel görevidir!

BİR CEVAP BIRAK

one × 1 =