Aklın yolu bir mi?

Aklın yolu bir mi?

0
PAYLAŞ

Tartışmadan benimsediğimiz doğrularımız vardır. Örneğin “Aklın yolu birdir” der çıkarız. Gerçekten aklın yolu bir midir? Basit konularda elbette öyledir. Ayran yapacaksanız yoğurdu önce çırpmanız, sonra onu az az su dökerek açmanız gerekir. Bakın burada bile tek yol izlemek diye bir zorunluluk yoktur. Herhangi bir mutfak makinesiyle de aynı sonucu elde edebilirsiniz. Ama biri çıkıp da önce suyu bardağa koy, sonra yoğurdu üstüne boca et derse hadi oradan der çıkarsınız. Gündelik yaşam düzeyinde “bir” olan akıl karmaşık yaşam düzeyinde “bir” olmaktan çıkar. Karmaşık bir sorunu çözmeye yöneldiğimizde çeşitli olasılıkları göz önünde tutmamız gerekir. Gündelik yaşayan ve dolayısıyla düşünceyle pek ilgisi olmayanlar ortak yollar belirlemişlerdir, bu işin bir başka yolu olamaz mı diye düşünmek gereği duymazlar. Gündelik yaşamın çarklarına takılmış olan ve buna göre alışkanlıklarıyla yaşayan kişi durmadan kendini yineler. Semerci hep aynı semerleri yapar, birine gül çizip öbürüne menekşeyi oturttu diye onu bir yenilikçi diye görmemiz olası değildir.

Evet iş yaşamın karmaşık sorunlarını çözmeye geldiği zaman çok şey değişir. O zaman aklın yolu bir değildir birçoktur. Her durumda aklın yolu bir olsaydı bilgi diye bir kaygımız yöntem diye bir sorunumuz olmayacaktı. Yaşamla geldigeçti ilişkiler kuranlar “yöntemsizlik yöntemi” de diyebileceğimiz “eğrisini doğrusuna denk getirme” yöntemini kullanırlar. O zaman “bir” dediğimiz akıl yolunu seçtiğimizi söyleriz ama yalandır. Yöntemsizlik hem zaman yitirmemizi hem de varacağımız yere uzun ve dolambaçlı yollardan gitmemizi zorunlu kılar. Yöntemsizlik yaşamımızı alabildiğine verimsiz kılıyor. Birilerinin verimsizliği karşısında şu soruyu sorduğumuz olur: yapmıyor mu yapamıyor mu? Bu anlamsız bir sorudur, çünkü yapmamakla yapamamak bir gerçekliğin iki ayrı görünümüdür. Aklını gelişigüzel kullanan, bununla birlikte aklın sağlam yolunu izlediğini düşünen insan hem kendisi için hem başkaları için bir sıkıntı üreticisidir. Aklın yolunu izlediğini düşündüğü anda birdenbire bir batağa saplandığını görür insan ve buna bir anlam veremez. Aklımı gelişigüzel kullandım da bu sonuca ulaştım diyecek yerde ağzına geleni söyler.  Gittiğim gelişigüzel yollardan ancak böyle bir yere çıkabilirdim demez elbet. O çünkü aklın “bir” olan yolunu kullandığına hem de çok güzel kullandığına inanmaktadır.

Buradan garip sıkıntılar doğar. Bu gibi durumlarda insan kendini gözden geçireceğine ipe sapa gelmez görüşler üretir, bu görüşlerin bir bölümü de doğal olarak yazgıyla ilgilidir. Bu tür duygusallıklar kişinin bilincini iyice zorlarken toplumsal bilinci de iyiden iyiye bulandıran duygusallıklardır. İnsanlar bu gibi durumlarda bir bellek hesaplaşmasına girecekleri yerde gelişigüzel düşünmenin yolundan ayrılmayarak her şeyi biraz daha berbat ederler. Ulusal bilinç açmaza düşerken kişiler ayrı ayrı mutsuz olurlar. En başta başkalarına hayran olmak gibi sevimsiz ve anlamsız bir sonuç doğar buradan. “Aşkolsun adamlara” diye başlayan söylevlerimiz toplumsal genişlikte kendimize yenilmiş olmamızın açık ve acınası belirtilerindendir. O yüzden hemen hemen bütün azgelişmişlerin dünyasında bir mutlu ülkede yaşama düşlemi belirleyici duruma gelir. Babalar çocuklarını mutlu topraklara kaçmaya, oralarda kendilerini kurtarmaya özendirirler. O topraklara gidenler oralarda genel olarak düş kırıklıkları yaşarlar. “Bize bol bol ziya kucakla getir” diye uzaklara gönderdiğimiz evlat o uzaklarda karnını doyurabilmek için enaz koşullara razı olup çıkacaktır. Onu bazen bir döner tezgahının başında terlerken ya da bir büroda ayak işlerine koşarken bulabilirsiniz. Bazıları daha donanımlı giderler. Çatır çatır ingilizce konuşan bir okullunun bir yabancı üniversitede doktora yaptığını düşünün. Ne büyük ne mutlu bir olaydır bu. O kişi orada da kalsa buraya da dönse büyük bir verim ortaya koymayacaktır ama. Bir ortaklığın yönetici yardımcısı olmak için o kadar zahmete girmeye değer miydi? Oralarda bazı olanakları iyi kullanarak ve oraların yöntemlerini benimseyerek ve canını dişine takarak başarıya ulaşan üç beş kişi de olacaktır elbet.

Anneler babalar! Kolayı seçiyorsunuz. Çocuklarınıza kaçıp kurtulma düşleri gördüreceğinize onların akıllarını iyi kullanabilmeleri için olanaklar sağlamaya çalışın. Bir başka ülkede piyon olacaklarına bu ülkede yaratıcı olabilsinler. Onları birer bencil birer çıkarcı birer kolaycı olarak yetiştireceğinize yöntemli olmayı bir yaşam zorunluluğu olarak gören insanlar olarak yetiştirin.

 

BİR CEVAP BIRAK