Aklın attığı zar…

Düşünce gibi, sonsuzluk gibi yada ölüm gibi. İnsanın kalbini göğsünde deli gibi attıran şey gibi. Aşk gibi….

Aşk iradenin dışında doğar der insanlar. Kalbin akıldan kopuşudur derler. Oysaki herkese inat benim aklıma aşk duygudan çok akıl işi diyen Baudelaire gelir ve inanırım ona.

Aşkın başladığı nokta hayranlıktır. Bilirim. Güzelliğe duyulan hayranlık. Fiziki bir uyumla anlatılan insan bedenine hayranlık. Önce kafa bu güzelliği görür hiç şüphesiz. Sonra kalp. Ve doğru, kalp kafadan ayrılıp kendi ritimsiz ezgisinde yol alır. Kafanın işi bitmiştir der insanlar. Oysa ben bilirim ki güzellik denen şey çok katlı bir şeydir. Fiziki bir uyumdan ibaret beden ise onun sadece bir katıdır. Tüm katları gören, tam anlamıyla gören gerçek ise kafadır. Zira kendi ezgisiyle yol alan duygu denen şey hem anlaşmaya, affetmeye hazır hem ölesiye kızgın, çok daha ritmi bozuk ve gergin bir şeydir. Kolay ayartılabilir. Kafa ise daha dirençli bir şeydir. Pes etmez, yanılmaz, kanmaz. Onun için tüm katları büyük bir hızla dolaşan kafadır. Kafa gördüğünü begenirse, bir kere okşanırsa herşey baş döndürücü bir hızla başlar ve ebediyete yol alır. Fiziki bir uyum olan bedenden öteye, karşısındakinin onu taşıyabileceği sonsuzluğa geçer kafa. Hiçbirşeyi durduramazsınız artık. Bir bakış ruhunuzun en karanlık noktalarına kadar iner. Duygularsa bir yerlerde takılırlar, oyalanırlar. Bazen kızarlar bazen affederler. Bazen bir sözle coşarlar kalbi deli gibi attırırlar, bazen sönerler. Bir batar bir çıkarlar.

Ve galiba bunun için duyguların oyalandığı çamurdan çıkan kafa, kendini bakmaktan alıkoyamadığı karşısındakine sadece basit sevgi sözcükleri söylemek istemez. Sadece ona dokunmak istemez, ama onu keşfetmek, deşmek ister. Deştikçe daha da bir şeyler çıksın ister. Derine daha derine durmadan derine inmek ister. Onu sevdiğini değil, nasıl sevdiğini anlatmak ister. Duygular seviyorum der. Nasıl sevdiğini anlatacak ise kafadır. Çünkü bunu anlatabilecek tüm gerçekleri o görmüştür. Tüm katları o gezmiştir. Duyguların gerginliği, ritimsizliği buna engel olur. Onlar daha sığ yerlerde dolaşırlar. Bunun için seviyorum diyen duyguların aksine kafa sevdiğini değil, ama nasıl sevdiğini anlatmak ister hep. Tıpkı güzel Roxane’ı seven Cyrano gibi. Sevgili Roxane’nından bir öpücük almak isteyen genç sevgili Christian’a yardım eden, ona nasıl sevdiğini fısıldayan Cyrano gibi. Ve iki genç sevgili birbirlerini öperken ‘ Az önce söylediğim kelimelerimi öpüyor’ diyen Cyrano gibi. Bozuk ritimli kalbin değil, kafanın kelimelerini..Olabildigine tatlı ve baş döndürücü kafanın kelimelerini.

Aşk iradenin dışında doğar der insanlar. Kalbin akıldan kopuşudur derler. Ve benim aklıma bir kez daha Baudelaire gelir. Seviyorum diyen Christian’a karşılık nasıl sevdigini anlatan Cyrano gelir. Aşk kalbin akıldan kopuşu değil, ona itaati gibi gelir bana. Bunun için kızgın duygularla uzaklaşmasını beklediğim Cyrano’nun Roxane’a ebediyen nasıl yaklaştığını daha kolay anlarım. Uzaklaşamaz derim. Çünkü bilirim aşkı yaşatan ve sürdüren kafadır. Kafa sever, kafa özler. Ve bilirim kafanın sözcükleri, kalbin sevgi sözcüklerinden daha tatlı ve baş döndürücü olabilir. Evet, duygu bir zar atar oyunda. Beğenir, özler, kızar, affeder, söner, coşar, ama aşkta oyunu belirleyen aklın attığı zar olur. Soran, sorgulayan, deşen, keşfeden, tüm gerçekleri gören aklın attığı zar.

Aşk bir doğa olayı gibi durdurulamaz bir gerçeklik olarak her yanımızı böyle kaplar. Kalbimizi attırır. Başımızı döndürür, bazen bir bıçak gibi keser. Beynimizin tüm kıvrımlarını meşgul eder. Duygudan çok bir akıl işi olan aşk insana işte böyle Cyrano’nun o az önce söylediği kelimelerini öptürür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.