Akın Olgun: Sokakla Sınanmayan Her Düşünce Eksiktir

Akın Olgun: Sokakla Sınanmayan Her Düşünce Eksiktir

0
PAYLAŞ

“Önemli olan başına ne geldiği değil, başına gelene nasıl tepki verdiğindir” der Epictetus. Kimi çakma mağduriyetler üzerine nefret imparatorlukları inşa etmeye çalışırken, kimi gördüğü insanlık dışı zulmü, sağduyu, empati ve insanlığa dair tükenmez bir umutla harmanlayıp, daha güzel bir dünyanın temeline harç yapar. Akın Olgun, 90’larda faşist devlet mekanizmasının çarkları arasında ezilen yüzbinlerce insandan biri. Genç yaşta işkence, sürgün ve yaşından çok ölümle tanışmış. Hayatta kalmayı başarmış, ama onulması güç yaralar almış. Yaşadığı ve tanıklık ettiği tüm kötülüklere rağmen yüreğindeki sevgiyi koruyabilmiş. Karanlık bir kin çukuruna düşmeyi reddetmiş ve çözümün bir parçası olmak için mücadelesini yazılarıyla sürdürmüş. Yaklaşık 10 senedir, kadın haklarından işçi cinayetlerine, halkların eşitliğinden inanç özgürlüğüne, toplumun canını yakan her konuda yazıyor.Yalın bir dili, özenli, incelikli bir üslubu ve hepsinden önemlisi, çok güçlü bir sol vicdanı var Akın’ın. Yazdığından çok okuyor, konuştuğundan çok dinliyor. Bu söyleşide bir istisna yapıp sözünü, sesini tutmadan anlatsın, tarihe not düşsün istedim. Uzun uzun seçimi, sokağı, HDP’yi, koalisyon olasılıklarını, kullandığım terimi beğenmese de sivil insiyatifleri ve elbette BirGün’ü konuştuk Akın Olgun’la. Bir de güzel polemik yaptık ki, o kadar olur.

– Seçim sonuçlarıyla başlayalım. Çok şey yazıldı, konuşuldu. Halkın şu veya bu mesajı verdiği söylendi, söyleniyor. Koalisyon tahminleri yapıldı, yapılıyor. Sen nasıl yorumluyorsun? Sürpriz oldu mu? Halk(lar)ın bir mesajı var mı?

– Açıkcası, çıkan sonuç benim için sürpriz olmadı. 13 yıllık bir iktidar var. AKP iktidarı ile çürüme ve kokuşmuşluk, yukarıdan aşağıya doğru yayılarak daha görünür ve sorgulanır hale geldi. İktidar içi pasta kavgası, tüm bu kokuşmuşluğu gün yüzüne çıkardı. Ek olarak tek adam hegemonyası, hayatımızın her alanına yaptığı müdahalelerle kendini hep hissettirdi. Bugüne ait bir hikaye değil bu. Her çürüme ve kokuşmuşluğun bir geçmişi var elbette. Sağ iktidarların birbirlerine devrettikleri bir mirastır bu siyaset şekilsizliği. İktidarın aldığı yenilgiyi sağlayan en büyük etken ise, hayatın her alanında sabırla yürütülen mücadelenin kendisidir diyebiliriz. Mücadelenin ivmesi, iktidarın baskı, zor ve keyfiliğine paralel olarak gün be gün artmış ve gelişmiştir. Sokağın sesi küçümsenmemelidir. Her köşe başında biriken ve hiç duyulmadığını düşündüğünüz sesler, gün gelir tek bir damlayla dev bir koroya dönüşür ve siz ne olduğunu anlayamadan, karşınızda milyonları bulursunuz. İşte Gezi, on yıllardır sürdürülen mücadelenin biriktirdiği seslerin toplamı olmuştur. AKP iktidarı en büyük darbeyi, buradan almış, sallanmış, sendelemiş ama yıkılmamıştır. Devletin ve sistemin tehdit refleksi hızla devreye girmiş, baskı ve zoru hayata geçirip, zamana yayarak kendisini kısmen onarmıştır.

– İktidar ikinci darbesini, Kobane’de ve en etkili darbeyi ise HDP’nin ve tüm muhaliflerin önüne konan seçim barajının aşılmasıyla almıştır.

– Artık bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Koalisyon ve restorasyon tartışmaları, ortaya atılan formüller, olasılıklar ve olasılıklar… Her sabah yeni bir formülle uyanıyor artık Türkiye. “Beni hiç ilgilendirmiyor” diyeni de, “o olsun, bu olsun, yuh olsun” diyeni de içine alan bir süreç bu. Kimileri meseleyi devrime havale ediyor, kimi reel siyasetin gerçekliğine. Buradan sadece korkunç bir kafa karışıklığı ve muhalif parçalanmalar ortaya çıkar. Bu durumun tek kazananı olur, yani iktidar. O zaman reel siyaset söylemini dillendiren ile devrime havale eden iki anlayışın sistemde açılan bu deliği, hak ve özgürlükler konusunda nasıl daha fazla büyütülebileceğini, nasıl avantaja dönüştürüp mücadeleye yansıtılacağını belirleyen ortak bir akıl yürütmesi gerekiyor. HDP’nin ve ona destek veren demokrat, sol, sosyalist, ilerici kesimler olarak, var olan kazanımın hem ana siyasette nasıl daha etkili hale getirileceği, hem de sokakta bunun nasıl örgütlenip, büyüteleceğine kafa yormamız gerektiğine inanıyorum.

Koalisyon tartışmalarında çok net görüyoruz ki sistem HDP’yi bir iktidar formülasyonu içerisinde asla görmüyor. HDP ve demokrasi güçlerinin bu zaferinin hiçleştirilmesi ve değersizleştirilmesi için her şeyi yapacaklarına tanıklık edeceğiz. HDP’nin hem reel siyasete uygun manevralar yaparak önemli bir güç ve oyuncu olduğunu hissetirmesi gerektiğini, hem de radikal muhalefet örgütleme stratejisini, ileriye dönük bir perspektifle ele alarak büyük bir toplumsal direnç göstereceğini düşünüyorum.

– Mesele bizim, sokağın ve sol siyasetin buna ne kadar hazır olduğu.

– Bence asıl sorunumuz burada başlıyor. Eğer bugünden ortak bir hikaye kurulamazsa, yarın karşı karşıya kalınacak olan devlet terörü ve bu terörün sokağa yansıması olan şiddetine karşı bir duruş geliştirmek zor olacaktır. Farklılıklar, pratik karşı koyuşların önüne geçtikçe sokağın gücü zayıflar. Sokak dediğimiz şey ancak karşı koyuşu örgütleyebilirseniz ‘’sokak’’ olur. Bir takvime bağlanmış eylemliklerle yol almak, takvimleştirilmiş eylemcilik anlayışını geliştirir ki buna dikkat edilmelidir. Kadın cinayetlerinden, ırkçı ve şoven saldırılara, grevlerden, iş cinayetlerine, doğa katliamlarından, yolsuzluk, hırsızlık, talana kadar gündeme yansıyan her meseleye, anında mobilize olacak bir bakış açısı ve örgütlenme modeli oluşturmak, sokağın moral gücünü koruyacak ve güçlü bir baskı aracına dönüştürecektir. Bu ise netleşmeyi sağlar. Netlik bir duruştur ve herkesi yakıştığı yere oturtur. Sokakla sınanmayan her düşünce, her zaman eksiktir. Hak ve özgürlükler mücadelesinin çok önemli bir ortak mücadele sahası olduğu vurgusunu yapmayı önemli görüyorum.

– Koalisyon olasılıkları içinde, sence olması gereken hangisi? Önümüzdeki haftalardaki koalisyon çalışmalari için tahminin ne?

– Eğer bir restarosyon düşünülüyor ve yeniden sistemsel dengeler yerli yerine oturtulmak isteniyorsa ki görünen bu, büyük ihtimalle devletin yeniden şekillendirileceği bir siyaset operasyonu, o ya da, bu şekilde gerçekleştirilecektir.

Devlet’in ve sermayenin kodları böylesi dönemlerde hızla devreye girer lakin iktidarları ve devleti bir bütün olarak göremeyiz. Çok farklı kesimlerin ve kanatların kendi formüllerini kabul ettirmek için savaştığı ve tüm bu kavgaların, sermayenin hızla el değiştirmesi üzerinde koptuğu gerçeği bence unutulmamalıdır.

“Biz gidersek her şeyinizi kaybedersiniz” söylemi, sermayeyi elinde tutan güçlere verilen bir mesajdır. Uluslararası dengeler, talepler ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler de buna eklenmelidir. Tüm bunları birlikte düşündüğümüzde, AKP’yi dengeleyecek, sermayeyi üzmeyecek ve dış politikada ABD stratejisine uygunlukta sorun çıkarmayacak bir formül işlenecek ve istenecektir.

Toplumsal talepler ise, kurulan yeni dengeler üzerine, yeniden restorasyon söylemi içerisine yedirilecek ve sus payı diyebileceğimiz çeşitli hak ve özgürlükler öne alınarak toplumsal bir kabulün önü açılacaktır. Kaos ve istikrarsızlık istemeyen geniş kesimler açısından bu durumun kabul göreceğini söylemek yanlış olmayacaktır.

– HDP’nin önündeki en büyük fırsatlar ve engeller neler? Fırsatları değerlendirmek ve engelleri aşmak için ne yapmalı?

– Bu soru, aslında artık hepimizin üzerine düşünüp cevaplar vermesi gereken bir nokta. Gerek Kürt siyasi haraketi, gerekse HDP birleşenlerinin de tartışması ve cevaplar vermesi gereken bir soru. Sanırım karşılaşılacak sorunlarla ilgili en doğru özeti, Foti Benlisoy’un baslangicdergi.org sitesinde kaleme aldığı “HDP’nin “topuğu”, yani zayıf noktası ne?” başlıklı yazısında bulabiliriz. En azından buradan yola çıkarak doğru cevaplar arayabiliriz.

HDP’nin çok fazla handikapları olduğu gerçeği çok açık. Geniş kitlelerle kurduğu örgütlenme modeli ve bu modelin Kürt özgürlük mücadelesine göre doğal olarak şekillenmiş olması, Kürt sorununun barışcıl yollarla çözümlenmesi konusundaki farklılıklar ve tarafların Ortadoğu’ya ve bölgesel meselelere yaklaşımının yarattığı açmazlar, bir bütün olarak HDP’nin siyaset yapma biçimini, ortaya koyduğu programatik söylemlerini ve ilkelerini zorlayacak bir dizi meseleyi önümüze getirebilir. Daha özetle söylersek “Türkiyeleşme” modeli ile HDP içerisine alınan farklı söylem ve temsiliyetlerin, bölgesel gelişmeler ve alınan tavırlar üzerinde bütünlüklü bir duruş sergileyebilmesini zorlayacaktır.

Kürdistan özelinde yaşanan her sorun, doğal olarak HDP’de bir karşılık bulacak ve içerisinde yer alan değişik kesimlerin reflekslerini dışarıya taşıracaktır. Sistem siyasetinin baskılaması ve kuşatarak düzen içi sınırlara hapsetme hamleleri ile boğuşmayı da buna eklemeliyiz -ki burasının nasıl kaygan bir zemin olduğunu hepimiz biliyoruz.

Elbetteki HDP’yi oluşturan bileşenler bunun farkındalar.

Yola çıkılırken tüm bunların hesaplanmadığını düşünmek sanırım saflık olur lakin bilmek ile karşılaşmak arasında çok fark var. BDP’nin bir bölge partisi olarak çok rahat ve net bir şekilde yaptığı siyaseti, HDP’de yapabilmesi zor olacaktır. BDP’nin Türkiyeleşme gibi refleksi yoktu, asıl olarak Kürt haraketinin bakış açısı ile uyumlu oluşu, hızlı refleks geliştirmesini ve söylem birliğinin diri tutulmasını sağlıyordu. HDP’nin yumuşak karnı bu yanıyla ironik olarak “Türkiyeleşme” diyebiliriz.

Eğer HDP, sokak, emek ve özgürlükler siyasetini ve buna uygun bir örgütlenme modelini aşağıdan yukarıya ve oradan siyasetin damarlarına taşıyabilecek bir hat kurabilmeyi başarabilirse -ki bunu gerçekleştirebilecek bir birikime, mücadele aklına ve ahlakına sahip- “Türkiyeleşme” söylemi, başta Kürt sorununun barışcıl yollarla çözümlenmesi dahil, bir çok meselede, daha rahat bir radikal muhalef yapabilmesini sağlayacaktır.

Parti içi dengeler, kişilerin ve yapıların refleksleri vb gibi bir çok şey, genel politika ile uyuşmayabilir. Gidişler ve yeni gelişler yaşanabilir. Meclis içi denklemleri etkileyecek yeni formüller karşımıza çıkabilir. Meclis içinde iki grup olarak yer alma ve toplumsal sorumlulukları kendi içinde paylaşma gibi formüller de gündeme gelebilir. Bu olasalıkların hepsi, erken seçim gündemiyle başka bir boyuta da geçebilir. Neler olabileceğini bugünden kestirmek kolay değil. Olasılıkların hepsi, düşünülen formülleri etkileyecektir. HDP açısından etkilenilmeyecek tek şey, hak ve özgürlükler mücadelesi, Kürt sorunun barışçıl çözümüne dair duruştur.

HDP ve tüm dost güçlerin seçim barajını aşarak kazandığı zafer, hak ve özgürlükler mücadelesinde önemli bir sıçramadır. Bu sıçramayı, sokağı ve mücadeleyi örgütleyecek kanallar yoluyla hızla inşa edebilirsek, sol söylem ve değerler karşılık bulacaktır. Sistemin zoruna karşı, sokağın zorunu çıkarmak, büyük bir basınç yaratarak, hak ve özgürlükler mücadelesini yükseltmek, mücadelenin moral üstünlüğünü koruyarak, sağ siyasetin ilerlediği kulvarları tıkamak artık siyaset iddiası olanların elindedir.

Kimse, HDP’nin aldığı sonucu küçümsememeli. Artık meclis içerisinde temsil ve mücadele gücü yüksek bir alan var. Bu alanı “parlamenterizm” eleştirileri ile hafifletmeye ve içini boşaltmaya çalışmak ve bunun karşıtlığı üzerinde konumlanmak kimseye bir şey kazandırmaz.

– Son seçimde sivil insiyatiflerin daha önceki seçimlerden çok daha aktif ve etkin olduklarını gördük. Bu oluşumlar arasında sence en başarılı olan hangisiydi? Bu insiyatiflerin harekete geçirdikleri güç seçim sonrasında nasıl kullanılabilir?

– Buna “sivil insiyatif” demek ne kadar doğru, tartışılır. Öncelikle, bağımsız olarak HDP’nin seçim barajını aşma noktasında ortaya irade koyan, bunu tarihsel bir sorumluluk ile ele alan, koyduğu iradeyi örgütleyen, geçmişi, kökleri ve mücadele geleneği olan örgütlenmeler bunlar.

Örneğin, Halkevleri aktif siyaset ve çalışma yürütenlerdendir. Barajın aşılmasının, hak ve özgürlükler mücadelesinin bir parçası olduğu gerçeğini, bulunduğu her alanda örgütleyen yapılardandır.

Keza “Artı1” diyerek bu mücadeleye destek veren arkadaşlar da öyle.

Burada sanırım en özgün olanı 10danSonra haraketidir. Başlangıç dergisi cevresinin yeni bir model ile çok farklı katmanlardan insanları bir araya getirmeyi başarması, birbirleriyle hiç bir örgütsel hiyerarşik bağın bulunmaması, sadece anlayış temelinde bir araya gelinmesi en özgün olanıdır. Elbette ki bu anlayış, Türkiye mücadele tarihinden süzülmüş bir düşüncenin yansımasıdır. Evet, bunu organize eden, düşünsel şemasını çıkaran, kişiler üzerinden değil, ortak anlayış üzerinden örgütleyen, yani fikri sokakla sınayan bir yaklaşım bu. Sanırım, en doğru Gezi okumalarından biridir.

Yıllar sonra dönüp bugünlere baktığımızda, tüm tavır alışların, duruşların büyük anlamı ve değeri olduğunu çok daha iyi anlayacağız…

Bu çalışmalar, ittifak denilince mutlaka bir araya gelinmelidir düşüncesini de kırmıştır. İttifak anlayışına yeni bir soluk kattığını görmeliyiz. Büyük olanın içinde “erime, kaybolma, kimliksizleşme” vb gibi hiç bir iddia taşımayan ve bir araya gelmemenin teorisini yapan kesimler açısından da iyi bir örnektir. Çünkü iddia sahibi olan, ideolojik sağlamlığına güvenen hiçbir yapı, ittifak görüşmeleri yaparken bu tür “kaybolma, erime, kimliksizleşme” gibi kaygılarla gelmez. Çünkü bunu söylediğiniz anda, kendi değerinizi ve ideolojik sağlamlılığınızı sıfırlamış olursunuz. Dediğim gibi, ittifak anlayışımız illa ki bir araya gelmek, iç içe geçmek şeklinde anlaşılmamalıdır. Üzerinde ortaklaşılabilecek en büyük payda, hak ve özgürlük mücadelesidir.


SÖYLEŞİNİN TAMAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

BİR CEVAP BIRAK