AKP iktidarında polis, haciz ve intiharlar

AKP iktidarında polis, haciz ve intiharlar

0
PAYLAŞ

Ülkede ki gidişatın, her geçen gün daha fazla hassas zeminlere oturmakta    olduğunu hep birlikte görmekteyiz. Komşumuz olan ya da yakınımızda ki ülkelerin yürüttükleri iç ve dış politikaların, kaynayan Ortadoğu’da, bölgenin geleceği konusunda önemli ölçüde belirleyici olacağı yadsınmaz bir gerçek.


Üçüncü dünya savaşının her zaman için tetikleyicisi olabilecek, Ortadoğu’da ki petrol zengini ülkelere yönelik ABD, İngiltere, Rusya gibi ülkelerin işgal planlı bilinen emelleri, Türkiye’nin de bölge coğrafyasında ki hassasiyet ve önemini giderek artırmaktadır.


HAMAS lideri Meşal’in herkesi şaşırtan ve tartışması halen devam etmekte olan Türkiye ziyareti;  hem ülkemizde, hem de dış ülkelerde “neler oluyor?…” şeklinde kuşkuları artırdı. Görünen o ki, bundan böyle bölgede stratejik anlamda önemli ve sürpriz gelişmelere tanık olmak, sanırız olağan hale gelecek…


Her an sıcak savaşların yaşanabileceği Ortadoğu coğrafyasında; değerli dostumuz(!) ABD’nin, ülkemizi işgale yönelik planlı saldırılarını da, uzak olasılık olmadığını dikkate alırsak, sınırlarımız içerisinde güçlü devlet olmanın; sosyal, siyasal ve ekonomik temelli dinamizmini her zaman güçlü tutmamızın kaçınılmazlığı daha da önem arz etmektedir.


Peki, ülkemizde sosyal, siyasal ve ekonomik dinamizm güçlü mü?
Bir ülkede ekonomi dinamikse, öbür dinamiklerde büyük ölçüde güçlüdür.
 Ancak, Sayın Başbakan ve hükümet yetkililerinin konuşmalarında Türkiye hakkında kamuoyunda sürekli pembe tablolar çizmelerine karşın, ülke nüfusunun yüzde 75-80’ini oluşturan kesimin yaşantısının, refahla uzaktan yakından ilgisi yok.
TABAN DENİLEN BU KESİM, KELİMENİN TAM ANLAMI İLE SÜRÜNÜYOR!


Genel basından bir gazetemizin iki gün önce manşetten vermiş olduğu bir haber:


“Sıkıntıları  her geçen gün artan vatandaş dert küpü. Ekonominin düzeldiğine inanmayan vatandaşlar, ‘ölmemek için yiyoruz, donmamak için örtünüyoruz. Markalı ürünlerin yanına yaklaşamıyoruz, ne ucuzsa onu alıyoruz diye isyan ediyor… Pazarlar olmasa hem aç, hem de çıplak kalırız. Mağazalardan, marketlerden alışveriş yapmayı unuttuk dediler.” (Gözcü- 19 şubat 2006)


Çoğu zaman, kendilerinden olur olmaz zamanlarda şikayetçi olduğumuz ama gerçek yaşam biçimlerini yakından bilmediğimiz polislerin dünyasında yüzü gülebilen polisimiz pek yok. Kahırlı bir yaşamın kader çizgisinde ömür sürdüren polislerimizin (tabi öbür çalışanların da) artık ekonomik çöküntüye dayanacak güçlerinin kalmadığı bir gerçek!


TBMM’de görev yapan, Bayram kafalı adlı polis memuru, kredi kartı borcu yüz ünden, kafasına kurşun sıkarak, iki küçük yavru ve günahsız bir eşi arkasında acılar ve çaresizlikler içerisinde bırakarak yaşama veda etti. Hangi ülkede?  Tayyip Erdoğan’ın güllük gülüstanlık diye tanımladığı bu ülkede!


“Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yapmış olduğu bir araştırma, yaklaşık 200 bin kişinin çalıştığı Emniyet Teşkilatı’nda her dört polisten birinin maaşının hacizli olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmada Türk polisinin büyük dram içinde olduğu belirtilerek, polislerin geçim sıkıntısı yüzünden görev yapamaz hale geldiği kaydedildi…” (Basından)


50 bin polisimiz haciz altında!
Tablo son derece ürkütücü! Her dört polisten biri hacizli! Bankalardan kredi alanların yüzde 30’nu polisler ve askerler oluşturuyormuş. Bankaların borç olarak vermiş olduğu paraları, garanti olarak geri alabileceği kesim.


Geçtiğimiz aylar içerisinde kredi kartı yüzünden bir felsefe öğretmeni banka soymaya, bir diğer öğretmen de gasp yapmaya kalkışmıştı… Artık öğretmenler banka soymaya ve gasp yapmaya yeltenir oldular. Neden? Kredi kartları borçları yüzünden! Nerede?  AKP iktidarının her şeyi toz pembe göstermeye çalıştığı ülke olan Türkiye’de!


Bu mu ekonomisi güçlenmekte olan ve her yeri güllük gülüstanlık olan ülke?
Millet, mevcut siyasi tablo içerisinde, inanabileceği, güveneceği ve arkasından gidebileceği bir siyasi parti ve lider bulamamanın çaresizliğini, AKP’nin varlığına katlanarak geçirmenin sabır sürecinde!..  


Borçlanmış ve bu nedenle haciz içinde ki polisten, nasıl dengeli, dinamik ve sosyal nezaketlere azami ölçüde uyan bir tavır ve görev bekleyebilirsiniz ki? Sabahın yedisinde yollara çıkan akşam evine saat kaçta döneceği belli olmayan, çoğu zaman gecenin geç saatlerine kadar mesai parası verilmeksizin görev yapmak zorunda bırakılan polisin, evine döndüğünde, yolunu her gece kuşkuyla bekleyip kapı açan eşine ve çocuklarına güler yüz göstermesi mümkün mü? Kredi kartı borcu yüzünden, yedi sekiz yüz YTL olan aylığının dörtte biri de haczedilmiş durumda iken!…


Sosyal felaket toplumda ağırlığını gittikçe artıyor!
Gidişat, dar ve sabit gelirli kesimin durumunun, daha da kötüleşeceğini gösteriyor. Kredi kartı borcu yüzünden, onur intiharlarının süreceği görünüyor. Giden gidiyor, arkada kalan acılı eş ve çocukların dünyası kararıyor. Tabancayla yaşamına son vermiş olan polis Bayram Kafalı’nın tabutu başında cenaze namazına duran, 12 yaşında ki masum yüzlü evladın ve 6 yaşında ki kız kardeşinin, bundan sonra babasız geçecek ömürlerinin vebalini kimler ve nasıl ödeyecek?


Ülkeyi kötü yönetmek, halkın alın teri parasını ona buna hortumlatıp, milleti aç perişan ve düşük gelire mecbur ederek muhtaç duruma düşürmek, hala işsizliği hiçbir şekilde azaltamamak;
Halktan iktidara geldikten sonra her şeyi düzelteceğine dair, 3 yıl süre isteyip milletin cebine insan gibi yaşayabileceği geliri koyabilmenin ortamını, söz verdiği halde sağlayamamak ve ülkede beklenen ekonomik dinamizmi hiçbir şekilde oluşturamamak, ülke yöneticileri adına vebal altında olmayı gerektirmez mi?  Sorarım size!..



burhanaozbey@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK