AKP iktidarıyla onuncu yıla girerken

Adalet ve Kalkınma Partisi, 3 Kasım 2002 seçimleri sonucu iktidara geleli dokuz yıl oldu. Onuncu yıla girerken, neyin nasıl olduğunun veya olmadığının muhasebesini özet geçmek istiyorum. Bu, hem yeni neslin öğrenmesi, hem de kıdemlilerin hafızasını tazelemesi için faydalı olacaktır…
Olmayanlarla başlayalım dilerseniz…
“AKP tek seçimlik bir Milli Görüş partisi olarak doğmuştur” dediler… Doğmadı.
“Gömleklerini çıkarmadılar, eski görüşleri duruyor” dediler… Durmadı.
“Değil iktidar, bu adam muhtar bile olamaz” dediler… Tutmadı.
Mahpustan çıkıp, iktidara gelince, “Laiklik elden gidiyor” dediler… Gitmedi.
İran lafzı sıkınca, “Türkiye Malezya oluyor” dediler… Olmadı.
“Vatan Yahudilere, Ermenilere, Barzanilere satılıyor” dediler… Satılmadı.
“IMF’den borç alarak tutunacaklar” dediler… Alınmadı.
“Kıbrıs, Rumlara veriliyor” dediler… Verilmedi.
“Bunların tek projesi duble yol” dediler… Bitmedi.
“Millet 100 lira taksitle ev sahibi mi yapılır?” dediler… Yetmedi.
“Tempoları azaldı, ilk seçimde gidici bunlar” dediler… Gitmedi.
“Ordu yönetime el koyacak, darbe geliyor” dediler… Gelmedi.
“Büyüme kontrolsüz ve arızî. Ekonomi düşüşe geçecek” dediler… Düşmedi.
“ABD, AB tavır aldı. Repo, faiz, döviz çılgınca yükselecek” dediler… Çıkmadı.
“Ülke bunların elinde batıyor. On bin dolar ortalama gelir yalan” dediler… Batmadı.
“Çok adama yetirdiler. Kendi zenginlerini yarattılar. İtibarları yakında tükenir” dediler… Tükenmedi.
“Egemenliğimizi Brüksel’e teslim etmek pahasına, AB’ye giriyoruz” dediler… Girmedi.
“Azerîleri küstürür, Suriye’yi kızdırır, İsrail’le zıtlaşırsan eksenin kayar, Ortadoğu’dan kovulursun” dediler… Kaymadı.
“Kürt açılımı, demokratikleşme, Milli Birlik-Kardeşlik projesi… Bunların hepsi bölücü faaliyet” dediler… Bölmedi.
“Petrol krizi, Mortgage Krizi, Irak, Lübnan, Osetya, Gazze krizleri ekonomimizi çarpacak” dediler… Çarpmadı.
Enflasyon tek hanelere indi ama yine tırmanacak” dediler… Tırmanmadı. Olmadı… Hiç birisi, bütünüyle olmadı…

Liste böyle uzar, gider. Pekiyi, öbür taraftan bakalım bir de…
On yıla yakın süredir “Depremle mücadele için gereken tüm önlemler alınıyor” deniyor… Alınmıyor.
Şehit cenazeleriyle ağlayan analara “Metanetinizi koruyun” deniyor… Korunmuyor.
“Banka kredi faizlerini özellikle yükselttik. Borçsuz yaşayın” deniyor… Yaşanmıyor.
“Devlet israfı kesilecek. Meclis’in masrafları dinecek, vekil konutları satılacak” deniyor… Satılmıyor.
“Enerji maliyetlerini düşürüyoruz. Ucuza sağlıklı enerji sağlıyoruz” deniyor… Sağlanmıyor.
“Bürokrasiyi millete hâkim değil, hâdim ettik, ediyoruz, edeceğiz” deniyor… Edilmiyor.
“Kadrolaşma yok, şeffaflaşma var. Herkese hesap sorabilirsiniz” deniyor… Sorulmuyor.
“12 Eylül 2010 Referandumu’na evet denirse ombudsmanlık kurulacak” deniyor… Kurulmuyor.
“Darbelerle, faili meçhullerle, (faili malûm) Hrant Dink’in katilleriyle hesaplaşılıyor” deniyor… Hesaplaşılmıyor.
“Eğitim sistemi otomatik viteste. Nitelik de nicelik de arttı. Müfredat da, eğitimciler de daha güçlü” deniyor… Güçlenmiyor.
“Mahkemeler hantal, hukuk sistemi adalet yerine adaletsizlik dağıtıyor. Değiştiriyoruz” deniyor… Değişmiyor.
“Polis şiddeti, kadına şiddet, trafikte şiddet, sporda şiddet son bulacak” deniyor… Son bulmuyor.
Hâsılı, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı on yıla girerken, azımsanmayacak ölçüde bir ekonomik-kültürel-sosyal kalkınmayı sağlamış ve ülkenin hareket alanını genişletmeyi başarmışsa da, ceberut devlet geleneğini yıkamamış görünüyor, yıkamıyor/yıkmıyor. Bu yolda tarihî bir misyona sahip olduklarına inanan iktidar sahiplerine rağmen, öyle anlaşılıyor ki, memurin kesimi için devlet hâlâ vav harfiyle yazılıp, “döv-let” diye okunuyor.
Türkiye’nin başlıca sorunu “devlet sorunu” iken, en azından 60 yılı bulan Türk demokrasi tarihinin en uzun süre görevde kalan (kalacak olan) seçilmiş iktidarı, muhalifleriyle hâlâ kanlı-bıçaklı duruyor, hâlâ sisteme muhalefet yaparak kendine yer açıyor… Oysa yeni bir anayasa için 2007’den beri sabırla beklemekte olan kırk-kırk beş milyonluk bir seçmen kitlesi, bu gerilimi aşacak bir düzlüğe çıkılmasını bekliyor. Erdoğan ve arkadaşları, onuncu yıllarında “Biz on yılda şu kadar şey yaptık, onlar 79 yılda bu kadar yapmışlardı” kıyaslamalarını bir kenara bırakıp, “daha demokratik bir Türkiye” vaadini hatırda tutmalı ve İkinci Tek Parti olma riskinden kendilerini de, milleti de korumalıdır. Ve biliyoruz ki, bunun yolu, kalkınmadan ziyade adaletten geçiyor… Yanlış anlaşılmak istemem. Ben sadece “Hrant için Adalet” veya “Pınar Selek için Adalet” demiyorum, sadece “Mavi Marmara için Adalet” ya da “Şemdinli için Adalet” de demiyorum. “Adalet sadece mülkün (devletin) temeli değil, halkın da talebidir” diyorum. Onuncu yıl şiarının “Ne aciz adalet, ne zalim kuvvet” olması temennisiyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

18 + 20 =