AKP çok başarılı bir siyaset yürütüyor mu?

AKP çok başarılı bir siyaset yürütüyor mu?

0
PAYLAŞ

Bu başlık şaka ya da alay konusu olarak saptanmadı. Samimi olarak inanıyorum ki, kısa dönemde AKP fevkalade başarılı bir siyaset yürütmektedir. Bu durumda “siyaset” sözcüğünü açmamız gerekir; siyaset denen şey nedir, ya da AKP’nin siyasetten anladığı nedir? Bu da yetmez, siyasetin hangi sistemde yapıldığına bakmak gerekir. İşte bu nokta yolların birleştiği kavşaktır; kapitalist sistemde yapılan siyaset nedir? Hatta biraz daha zorlarsak, taşların bağlanıp köpeklerin salındığı ortamda can çekişen merkez kapitalizmin en haşin görüntüsüyle emperyalizmi çevreye yaydığı koşulda, gelişmesini sürdürmeye çalışan geri kalmış bir ülkeyi yönetme özlemi ile tutuşan siyasetçinin izlediği siyaseti kastediyorum. Bence, böyle bir siyaset özde ve etik açıdan fevkalade zor, fakat etiksel dokunun paralize edildiği yüzeysel koşulda ise fevkalade kolaydır. Hiçbir politik ya da bireysel etik endişeye kapılmadan, tüm potansiyel karşıtların baskılanarak susturulduğu bir ülkede, ekonomi, dış politika, iç politika gibi hemen tüm politik hedeflerin dış dünyadan verildiği, bunlara uyulduğu sürece ekonomik ve politik tüm desteklerin de dış dünyadan sağlandığı bir ortamda, siyasetçinin yegâne görevi, iç siyaseti idare etmektir, daha doğrusu herkesi susturup büyük bir hapishanede sadaka kültürü ile kıt kanaat besleyerek, emperyalistlerin işlerini kotarmaktır. İşte AKP’nin fevkalade başarılı gördüğüm yanı tam da budur.
Enerji, ekonomik kaynak ve teknoloji gibi üç temel arterde tümüyle dışarıya bağımlı bir ülke düşünelim ki, çevresinin hâkimi ve yöneticisi rolüne soyunsun, ya da emperyalistler tarafından böyle bir zehaba kapılma duygusuna kaptırılsın. Hem de o çevrede, bir cephede ABD ve İsrail, diğer cephede ise Rusya ve Çin hâkimiyet mücadelesini yürütmek amacıyla cirit atmaktadır. Bu bölgenin hâkimi olma rolüne soyunulurken, içeride de yabancıların kaşıyabileceği tam bir ebru görüntülü sosyal yapı fütursuzca güdülmeye çalışılmaktadır. Dış ile iç arasında nasıl bir bağlantı olacağı denklemi üzerinde kafa dahi yormayan bir siyasi erk, bilardonun hareketlerini izleyemediğinden, ıskatayı sopa gibi kullanmada bir beis görmeden yol alabilmektedir. Durum, ince manevralardan ziyade bu denli kaba hatlarla yürütüldüğünden, gerek iç gerek dış politikada kelam edebilmek için fazla bilgili ya da işin ehli olmaya da gerek kalmamaktadır. Zaten işler de aynı mantıkla ve düzeyde yürütüldüğünden, muhtemelen bu koşullarda ehil bir yorum da fazla işe yaramaz.
Suriye meselesini ele aldığımızda, bir yandan Rusya Suriye’de bir tür barış gücü oluşturma projesini yürütürken, diğer yandan da ABD bölge hâkimiyetini kaybetmek istemezken, nasıl girdik bu bataklığa, gün gibi ortada değil mi? Bu durum belki de ABD’nin çok amaçlı bir projesi olabilir. ABD, kendisi dışarıda kalıp Türkiye’yi iterek, hem bölgede Rus hâkimiyetini denemek ve denetlemek, hem Türkiye’deki alt-üst oluştan yararlanarak Kürdistan projesinin oluşum yolunu zorlamak, belki de iktidar değişikliğine zemin hazırlamak istemiş olabilir. İşlerin bu denli dış dünyaya bağlı olması koşulunda, dış hâkimiyetin dümen suyuna girme ile siyasinin güç hırsı ve iktidardan ayrılma fobisi doğru orantılı çalışır.
Bu arada içeriyi de idare etmek için durum başka türlü yürütülmektedir. Tek bir örnek vermek gerekirse, emperyalizm ve sermaye çıkarı gereği emek ufalanırken gündeme bomba gibi “asgari ücretin vergi dışı bırakılması” maddesinin anayasa taslağına sokulma bombası düşürülür. Asgari ücretin vergi dışı bırakılması çok doğaldır da, on yıllık iktidarın ancak “ustalık” döneminde böyle bir parlak fikrin kafalarda oluşması doğrusu aşırı zekâ belirtisi olarak görülmelidir. Zaten bundan dolayı, bu madde üzerinde tüm partiler ittifak etmişlerdir. Asgari ücretin üzerindeki vergiyi emekçi öder gözükmekle beraber, bu vergi, piyasa koşullarına bağlı olarak, önce işverene, oradan da fiyatlar yolu ile tüketiciye yansıtılmaktadır. Dolayısıyla, asgari ücret üzerinden kalkan vergi, belki çok ufak bir kısmı hariç, emekçiye ücret artışı şeklinde yansımayacaktır. Bu vergi sermaye kesimine önce brüt kar artışı, vergiden sonra kalan kısım ise net kar artışı olarak yansımış olacaktır. Ancak, hükümet böylece yaptığı ve yapacağı zamlara karşı hem emekçi tepkisini bir miktar hafifletmiş, hem de sermayeye avantaj sağlamış olmaktadır. Alınmayan vergi tüketim piyasasına yansıdığında dolaylı vergilere konu olarak, bir kısmı yine maliyeye dönecektir. Zaten dolaysız vergilerde büyük kayıp ve kaçak yaşanırken hükümet dolaylı vergilere ağırlık vermede bir sakınca görmemektedir. Emekçiyi istihdam ve sendikal alanlarda ezen hükümet, bu süreçte emekçiye net bir şey vermeden, demokratik görüntülü psikolojik narkoz altına almada bayağı ustaca davranarak, Cumhuriyet döneminin en büyük demokratik atılımı gölgesinde, anayasa tasarısında bu kundakla istediğini geçirmeye çalışacaktır.
İşte kapitalizmde siyaset böyle bir şeydir; insanlara net bir şey vermeden, sömürenlere net hizmet sunarken, sömürülenlere de sosyal narkoz verme sanatıdır. Emperyalizme savrulan Türkiye’de AKP’nin işi kısa dönemde kolay, uzun dönemde ise fevkalade zor gözüküyor. Kıyıya vuran dalga, geri çekilirken kıyıdakileri de denize çeker. Ülkeyi vuran emperyalizm, geri çekilirken ülke zenginliklerini de merkeze çeker. Birinci dönemde, sırtını döndüğü halkını dincilik ve muhafazakârlıkla uyutan iktidarın işi görece kolaydır, fakat ikinci dönemde işler çatallaşmaya başladığında, yüz akı ile iktidarı bırakma durumunda olamayanlar, kene gibi iktidara yapışırlar.

BİR CEVAP BIRAK