Ağlayan hayvan gördünüz mü?

Ağlayan hayvan gördünüz mü?

0
PAYLAŞ

acısını görünce bunu sizinle paylaşmak ve ağlayan hayvanları size anlatmak istedim.


Önce resme bir bakın, boz köpek, ölmekte olan siyah köpeğin ayaklarına, burnuna dokunuyor. Belki de, “kalk ölme ne olur arkadaşım” diye üzüntü içinde ona yalvarıyor. Boz köpeğin kulakları sarkmış, yüz hatlarına bir bakın nasıl üzüntü ve ızdırap içinde, arkadaşının başında ümitsizce oturuyor ve ona ümitsizce bakıyor. Onun başına başını koymuş, sıkıca sarılmış, ne dersiniz bu köpek ağlamıyor mu?


Bu resimci çeken DHA ndan Hakan Türktan’ı candan kutlarım. Bir hayvanın üzüntü ve acısı bu denli açık ve etkileyici resmedilebilirdi. Bence bu resim yılın resmi seçilmelidir.


Yukarıdaki belediye ekiplerince köpek zehirlenme olayı, Eskişehir’in Kıbrıs Şehitleri Caddesinde geçmiştir. Belediyelerimiz, sokak köpeği de olsa, bu hayvanları böyle yok etmemelidir. Türkiye’in en seçkin belediye başkanlarından olan Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılamaz Büyükerşen acaba bu manzara karşısında ne düşünür? Çocuklarımıza doğa ve hayvan sevgisini böyle veremeyiz. http://vdo.mynet.com/video/Hayvanlar/55398/AGLAYAN_KOPEK/?adussid=Pqt75u748s adlı sitede, canlı bir videoda gördüm; yere yatmış bir bebek ağlıyor, hemen yanında da bir köpek oturmuş, tıpkı bebeğin ağladığı gibi ağlıyor, susunca susuyordu. Bebek ağlamaya başlayınca, hemen hemen aynı sesi çıkararak köpek de ağlıyordu.


Bu resmi incelerken gözlerim yaşardı demiştim. Bu resmi gören çocukların nasıl etkileneceğini düşünebiliyor musunuz? Belediyelerimiz, bu çağda köpekleri böyle öldürmekten ziyade, onları kısırlaştırıp sayılarının artmasını önleyebilir. Bu o kadar zor mudur? Lütfen doğaya, canlılara, ormanlara çok daha özen gösterelim. Doğa alarm vermeye başladı, küresel ısınma nedeni ile göller, ırmaklar kurumaya başladı, kar, yağmur azaldı, kuraklık başladı.


Çok yıllar önce, küçüktüm. 1950 li yılların birinde, Kurban Bayramında kurban kesilirken izlemiştim. Bizim köyde kurbanlar, çayır çimenli “erikli bahçe” dediğimiz bir bahçede, köy içine ve çeşmeye yakın yerde kesilirdi. Kesilen kurbanlar, erik ağaçlarına asılır, tuluk çıkarmak için boydan boya yarılmadan yüzülürdü.


İşte öylece kesilen kurbanların kanları, “erikli bahçenin” içine birer karış çukurlar kazılır, kurbanın kanı oraya akıtılırdı; üzerine toprak örtülür, yine de kokusu etrafa yayılırdı. İşte o bahçeden her gün köyün sığırları birer beşer, evlere dağılırken yahut evlerden sığır toplanma yerine giderken, bazıları o kurban kesilen yerlerden geçerlerdi. Çok iyi hatırlıyorum, o sığırlar, inekler, öküzler o kan çukurlarına geldiklerinde derin derin soluk alır, gözleri kinli belerir, başlarlar “moooh, möööh” diye feryat etmeye. İnanırmısınız o hayvanlar, inekler ve öküzler resmen ağlarlar, gözlerinden yaşlar gelir, ağlar, böğürürler, yine ağlarlardı. Bunu görmeyen buna asla inanmayabilir. İnan olsun, yeminle söylüyorum, o hayvanlar günlerce, haftalarca oradan geçerken böylece ağlarlardı. Hatta sığırdan kaçıp gelip orada ağlayan inekleri, tosunları, öküzleri görmüştüm. Ne zaman sahipleri, birileri vurarak onları uzaklaştırdıklarında hüzünle susarlar uzaklaşırlardı. Ben bunun günlerce değil, yıllarca etkisinde kaldım; hiç unutamadım. Şimdiki çocuklar belki hatırlayamaz böyle olayları, göremez. Şimdilerde kurban kesilirken, (her kurban kesiminde de) o küçüklüğümün, bana göre hazin anısını gözümün önüne getiririm, hafifçe gözlerim nemlenir durur.


İşte yukarıdaki ağlayan köpeği görünce, küçüklüğümdeki bu ağlayan inek ve öküzleri anımsadım; size de –ağlayan hayvan gördünüz mü- diye sorarak konuya başladım.


Ya şu yukarıda fokları döverek öldürenlere ne dersiniz? İnsanoğlunun hırsına, açlık ve çıkar hırsına sınır yok demek ki. Derisi zarar görecek diye, tüfek değil sopayla kafasına vurarak öldürüyorlar.


Allahın yarattığı bütün canlılara karşı daha müşfik, daha koruyucu olalım ki, doğamız bize zarar vermesin. İnsanoğlu doğaya verdiği zararla kendine zarar vermiş olmakta, çünkü küresel ısınma gibi insanlığı tehdit eden bir olgu, insanların verdiği zarardan kaynaklanmaktadır.


AĞLAYAN DEVE


Moğolistan’da devecilikle geçinen bir ailenin, develerinden biri çok zor bir doğumla, minik, beyaz bir yavru dünyaya getirir ama doğumun zor geçmesinin stresinden olsa gerek, yavrusunu emzirmeyi reddeder, dünya tatlısı yavru ağlamaya başlamıştır, oradaki köylüler biberonla süt vermeye çalışırlar ama nafile! O kadar ağlar ki, kimseler dayanamaz, anne deve hala aldırmamaktadır, biraz daha böyle devam ederse bebeğin ölmesi kaçınılmazdır…
                                         
Sonunda uzak bir köydeki, bir müzisyeni (şamanı) çağırırlar, müzisyen eski bir efsaneyi, geleneği uygulayacaktır, elindeki at başlı kemana benzer çalgısıyla anne devenin kalbini yumuşatmak için, dokunaklı, büyülü bir ezgi çalacaktır. Sonuç ne olacaktır acaba? 
                                                        
Evet, sonuçta, çalınan müzikle anne devenin gözlerinden yaşlar akmaya başlar ve hemen yavrusunu emzirmeye koyulur. Herkes çok mutludur. Kaynak:
 
ATA ARABA ÇARPINCA AĞLADILAR


Siz hiç atın ağladığını gördünüz mü? Yanda resmi görülen Hürriyet’in 11.4.2007 günlü 19. sayfada bulunan resimli haberi bizi çok etkiledi. Alanya’da bir ata otomobil çarpıp onu yaralamış. Otomobilin çarptığı ve ayağı kırılan ata, öteki at nasıl üzüntü içinde başından ayrılmıyor, mırıldanıyor, dudakları ile dişleri ile ona dokunuyor, sarsıyor, “sanki kalk arkadaşım” diyordu; gözlerinden yaşlar dökülüyor ona ağlıyordu.


Otomobilin ata çarpmasını öğrenen, Danimarka’dan binlerce km uzaktan turist gelen Jamanda Wammen adlı genç kız da, veterinerlerin müdahalede çok geç kalmasına üzülüp, bizim toprağımızda, bizim atımıza gözyaşı döküyordu. Ata Ağlayan Jamanda, yerde yatan ata eğilmiş onu okşuyor, ağlıyordu. Bu genç kızın gözyaşları, hayvan sevgisinin belirtisi değil midir? Yaralı yerde yatan ata, öteki at arkadaşı ağlıyor ve yanından ayrılmıyor, turist kız da ağlıyordu… 


Hangimiz bir hayvan için gözyaşı dökeriz, diye soracağım sırada, Milliyet Gazetesinin 9.1.2008 gün sf: 19 da, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, “ölen köpeğim için 8 ay ağladım” başlıklı açıklamasını okuyuverdim.


______________


1-http://www.metroactive.com/papers/cruz/06.16.04/gifs/camel–0425.jpg        
2-Hürriyet 11.4.2007 sf: 19
Cevat Kulaksız ckulaksizster@gmail.com.tr


 


 

BİR CEVAP BIRAK

15 − 2 =