Çağlayan’da gördüm ki…

Çağlayan’da gördüm ki…

0
PAYLAŞ

14 Nisan’da yüreğim Tandoğan’daydı. 29 Nisan’da hem yüreğim hem de bedenimle Çağlayan’daydım. Kalabalık korkuma rağmen, içinde olmak istedim. Korkumu yendim ve bayrağını alıp Çağlayan’a gelen milyonlarca insanın arasına katıldım. İyi ki katılmışım. Hayatımda hiç görmediğim ve belki de bir daha göremeyeceğim kadar büyük bir coşkuya tanık oldum.


Hayatımda hiç böylesi güzel bir kalabalık görmemiştim. Medenice yürüyen, birbirini itip kakmayan, birbirine öfkelenmeyen, sağa sola saldırmadan adam gibi sloganlarını atan, adam gibi bayrağını veya pankartını taşıyan insanlardı Çağlayan’a gelenler. Bu topluluğun herhangi bir yerinden alınmış 500 kişilik bir grubun Türkiye’yi bugünkü meclisten çok daha iyi anlayacağını, daha iyi temsil edebileceğini, insan haklarına daha saygılı olacağını, içlerinden çok daha azının -belki de hiç birinin-  karşılıksız çek verme, cinayet, kaçakçılık vs. gibi suçlardan arandığı için, paçayı kurtarmak adına meclise girmeyeceğini  düşündüm.


Çağlayan, Tandoğan’dan daha coşkuluydu. Çünkü davet kadınlardan gelmişti. Halk politikacılara, sermaye sahiplerine, sivil toplum örgütü de olsa radikal gruplara ve menfaatlerini her şeyin üstünde tutanlara güvenmediğini bir kez daha gösterdi. Bu yüzden halk, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden Atatürkçü Düşünce Derneği ve Türk Kadınlar Birliği’ne varıncaya kadar yaklaşık 100 sivil toplum örgütü tarafından düzenlenen ve kadınların ön ayak olduğu davete koşarak geldi. Laik, demokrat, sosyal hukuk devleti için, irticaya, dinci ve ırkçı faşizme ‘dur’ demek için, emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye için, ülkemizin ve ulusumuzun bölünmez bütünlüğü için, çağdaş, laik, demokratik, parasız bilimsel eğitim için, onurlu yaşam ve emeğimize sahip çıkmak için, cumhuriyet devriminin kazanımlarına ve kurumlarına sahip çıkmak için Çağlayan meydanında toplandı.  


Tandoğan mitinginden sonra Başbakan Tayyip Erdoğan, “Aman yarabbim milyonlar filan… Milyon da çok basite indi. Aynen bizim 6 sıfır attığımız banknottaki milyonlar gibi… Ne kadar uçuk… Herhalde bunlar bir alanının yüzölçümünden bihaber… Biz bu işin kompetanıyız. Ömrümüz bu işlerle geçti, ölçüp biçmekle geçti.” demişti.


Sonra  gerçek rakamları ulusal ve uluslararası basından öğrenince ölçüp biçmekte pek de maharetli olmadığını anlamıştı.


Tayyip Erdoğan Tandoğan’dan kat kat fazla olan Çağlayan mitinginden sonra iyice şaşırmıştır. Hesabını karıştırmıştır.


Evet Tayyip şaşırmıştır
AKP şaşırmıştır.
AB şaşırmıştır.
ABD şaşırmıştır.
Türk halkını kendi halkı gibi sanmanın şaşkınlığını henüz üzerinden atamamıştır.


Artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, önümüzdeki seçimlere katılım çok yüksek olacaktır. Belki de Türkiye tarihindeki en yüksek katılımlı seçimi olacaktır. Çünkü bugüne kadar hiçbir seçimde oy vermeyenler, bir anlamda yılgın ve miskin bir psikolojiyle “nasıl olsa kim gelse bir şey değişmeyecek” diyenler de seçime katılacak. Türkiye’de ciddi bir sorun olmadığı sürece tepki vermeyen, kendi rahatını düşünen insanlar, bu kez oy vermek için kuyruklara girecek. Kaybedeceği şeyi olmadığını düşünenlerin kaybedecekleri bir şeyleri olduğunu anladıkları zaman dilimine geldik.


O yüzden “Keşke bugüne kadar halkın sevmediği ve güvenmediği Deniz Baykal yerini bir başkasına bıraksa” demeyeceğim. “Alternatif göstermeden ‘onu da istemem, bunu da istemem’ diye 6 yaşındaki şımarık çocuklar gibi bağırıp çağıran bir muhalefet Türkiye için ne yapabilecek” de dememem gerektiğini düşünüyorum. Çağlayan mitinginde gördüm ki, önümüzdeki seçimlerde, başa gelecek parti -ki maalesef bu CHP olacak gibi duruyor- istese de istemese de halkın istekleri doğrultusunda kendine çeki düzen vermek zorunda kalacak.

BİR CEVAP BIRAK