Aldığınız her şey eskidir

Günlük hayattan genel görüntüler;
Hanım,  geçen yıl aldıkları oturma grubunu yenisiyle değiştirmek üzere çarşıya gönderdi.
Onlarda var,  bizde niye yok?
Genç çocuk, son model telefonu almak için sürekli babasını sıkıştırıyor.
Onlarda var,  bizde niye yok?
Düğüne gitmek üzere hazırlanan karı koca son anda kavgaya tutuştu. Hanımı sürekli bağırıyordu:


— Bu elbiseyi geçen düğünde giymiştim. Herkes de gördü, şimdi tekrar nasıl giyerim ben? Herkese rezil olacağım valla… Kocası onu yatıştırmaya uğraşıyordu.
Onlarda var,  bizde niye yok?


Ve tabii, doymamak… Doymamak bir hayat tarzı haline geldi. Bu iş artık lüks olmaktan ya da lüks yaşamaktan çıkmış, hastalık derecesinde klinik bir vaka haline gelmiştir. Hepimiz aşırı tüketim hastalığına doğru yol alıyoruz.


Bir yenilik, bir değişim furyası almış başını gidiyor. Kimse farkında değil ya da farkında olanların yapabileceği bir şey yok gibi…
Sonra da mutluluğu tüketimde aramaya başlıyoruz. Alamadığımız zaman mutsuz oluyoruz. Fakat keşke aldığımızda da mutlu olabilsek… Ne çare…


Cep, bilgisayar, elbise, ev eşyası, vs. sürekli yeniliyoruz ve değiştiriyoruz. Peki, hepsi İhtiyaç mı? Buna kimse evet diyemez.
Bu aşırı tüketimi karşılayabilmek için herkes hayatını büyük bir telaşın içinde geçiriyor.  Daha çok alabilmek için daha çok çalışmak. İyi de, neden daha çok alabilmek, neden bunun için daha çok çalışmak? Bunun cevabını kim verecek? Sosyal bilimciler, psikologlar, bilim adamları bu konuyu neden incelemezler?


Bu duruma düşenler her geçen gün daha bir bencil hale geliyor. Çünkü herkes sadece kendisi için çalışıyor. Tam bir rekabet var. Karşısındaki herkes bir anlamda kendisine rakip duruma gelmiştir.


Öte yandan kafamıza vura vura yapılan reklam bombardımanı unutulmamalı.
Öyle ki; falan eşya ile gelen mutluluk görüntüleri gözümüze kadar sokuluyor.


Dün aldığınız yeni eşyanın hemen ertesi gün eskitilmesi gerçeği duruyor reklamlarda… Aldığımız her şeyin artık eskidiğine inandırılıyoruz. Ancak bir sonraki yeni eşyayı almakla mutlu olabileceğimiz şuur altımıza sokuluyor. Böylece mutluluğumuzu sürekli erteliyoruz. Sözde en yeniyi alabilmek için yeniden para biriktirmeye başlıyoruz. Ve bu hep böylece devam ediyor.


Bütün bunları sağlamak için de bütün iletişim vasıtaları devreye giriyor. O iletişim araçları ki; görevleri insanlığın beynini aydınlatmak olmalıydı.
Hayatımız bir kısır döngü haline geldi.
Farkında mısınız?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.