Alevi kardeşlerimize ayıp oluyor

yıkılması” diye yorumlamıştı.


Ne zaman gündemde “ bir tabunun yıkılması” haberi okusam, endişelenirim.Yıkılan tabuya,tabuyu yıkana ve yaptığı etkiye bakarım.Bir de o “tabu’nun ne zaman yıkıldığına”.


Öncelikle, “bayram değil-seyran değil, bu Karamanlis niye geldi?” diyenler için cevap şudur:


Yunanistan,herkesin bildiği gibi, laik bir ülke değil, tam tersine, dinle, yani ortodoks ruhani liderleriyle yönetilen garip bir ülkedir.Komşuluk (Türkiye ile) ilişkilerinde de, son yıllarda Altın Çağı’nı yaşamaktadırlar.Kıbrıs sorunu, Turkiye’ deki Rum azınlıkların hakları, Ekumenlik ve Ruhban okulu’nun tekrar açılması gibi hassasiyet içerikli konularda, hatırı sayılır yol aldıklarını söylemek için uzman olmaya gerek yoktur.Yunanistan Başbakanı’nın belli bir (ya da birden fazla) amaca hizmeten geldiği açıktır.Kendisinin de vurguladığı gibi “ öncelikle ruhban okulu”.


Yani Ruhban okulunun açılması iyi bir başlangıç olup, isteklerinin devamı gelecektir!


Türkiye’de yaşayan ve toplam nüfusları sadece 1600 küsur olan (yazıyla, bin altı yüz) Rum kardeşlerimizin yarısından fazlası 50 yaş üstüdür.Yeniden açılması istenen Ruhban okuluna gitme ihtimali olan ve  Ortodoks dini adamı olma heveslisi Türk vatandaşı Rum gençlerin sayısı, malesef, yok denecek kadar azdır.Buna rağmen Papaz okulunun açılması niçin bu kadar önem arz etmektedir ? Gelin hep birlikte anlamaya çalışalım.


Basit bir ön görüyle, Rum Cemaatinin nüfusu, önümüzdeki 20 yıl içinde yarıya düşeceğinden, sadece İstanbuldaki Rum tavernalarında sayılabilecek kadar azalacağını belirtmekte yarar vardır.(Bilmeyenler için ara not: Ruhban Okulu 1971 de öğrenci yetersizliği sebebiyle kendiliğinden kapanmıştır)


Diğer önemli bir konu ise Fener Rum Patrikanesinin Ekümenliğidir.Çok fazla kelimelere takılmadan,Ekümenlik, laik olmayan ülkelerin tabiri ile Devletin elinin, Din işlerinden uzaklaştırılması demektir.Bu yolla, Ekümen statüsüne kavuşmuş bir patrikhaneye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiç bir şartta karışamaz demektir.Ezcümle ile laik Türkiye’nin kalbi olan İstanbul’un tam ortasında, Avrupa Birliği havucu ile , Vatikan benzeri, bir minik bağımsız Ortodoks merkezi kurulmaya çalışılmaktadır.


Mahalle arasında, allah inancını kendilerince yerine getirme amaçlı kurulmuş masum bir cemaat evinin yıllara yayılan bu dönüşümü inanılır gibi değildir.


Bu iki durumdan da anlaşılacağı gibi,AB’ye giriş kriterleri arasına sokularak üstü kamufle edilmeye çalışılan bu konular, gerçekte Yunanistanı yöneten Ruhbanların güzide İstanbul’umuz  üzerine yapıla gelmiş hesaplara dayanmaktadır.Hızla dinsizleşen Avrupa Toplumunda,İstanbul’da planlanan Vatikan örneği bir din devletinin hiç bir mantıki dayanağı bulunmamaktadır.


Şaşılacak bir başka durum ise,uzman goruşlerinin tam tersine, sayın Babacan’ın Ekümenlik ile ilgili yaptığı yorumdur.Aynen aktarmak gerekirse,”Ekümenlik konusu, Ortodoks dunyasının kendi iç sorunudur,Türk Devleti, Ortodoksların din işiyle ilgilenmez” dedi.


Oysa ki, hem hukuksal, hem tarihsel, hem de yönetimsel olarak Ekümenlik sorunu,eşit haklar ve sorumluluklar temelinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sorumluluk alanındadır.


Daha vahimi ise ,Sayın Babacan bu gafı yaparken, Türkiyede sayıları milyonlarla ifade edilen Alevi toplumunu derinden incittiğini, hiç mi hesaba katmamıştır? Bu nasıl devlet adamlığı,bu nasıl anlayıştır.Alevi toplumunun yillardir kendi ibadethanelerine bir kimlik kazandırma çabaları nasıl yok farzedilebilir.


Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil edenler, Avrupa Birliği havucuna bu denli inanmaları kabul edilebilir değildir.Bağımsız olmaktan,eşit haklardan ve demokrasiden söz etmek imkansız bir hal almıştır,komik duruma düşmekteyiz.


İhtiyaçlarımızın öncelik sıralamasını kendimiz yapmalıyız,başkaları değil! Birbirlerinden değerli Alevi kardeşlerimizin her türlü kabalığa rağmen şu sözünü duyar gibiyim: “İncinsen de,incitme”


Sizler de duyabiliyor musunuz?


Saygılarımla


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

14 − 6 =