Aleviler ve ‘Ergenekon’ Metotları

Aleviler bırakın yüzyıllardır çektiklerini, sadece son yirmi yıldır neler yaşamak zorunda bırakılmadılar! İşte Çorum, işte Maraş, işte Sivas!
Neden cemevleri ancak son yıllarda aynı Kıbrıs’ta olduğu gibi yepyeni inşaatlar olarak ortaya çıkabilmekte? Neden onlarca yıldır cemevleri yoktu?
Niçin Aleviler hala zorunlu din dersine gitmeye mecbur kalan çocuklarından dolayı mahkeme, mahkeme koşturmak zorunda kalıyorlar?
Daha nice soruyu sıralayabilirim size. Bu soruların cevabını vermeye yanaşmayan ama “Atatürkçülük”, “laiklik” kavramlarını dillerinden düşürmeyip “vatan elden gidiyor” diye “bas bas” bağırmayı ve gazete köşelerinde bunları yazarak “yurtsever” olduklarını iddia etmeyi marifet sanan ve aslında “Türkiye’de olsalar Silivri Oteli’nde tek kişilik odaların müdavimi olacaklarından süphemiz olmayan” bazı “bölücülük” tacirleri şimdi de Kuzey Kıbrıs’ta günlerdir Alevilere yönelik çirkin iddialarda bulunmaktalar.
Aynı Ergenekon Davası’nı izlerken ortaya çıktığını gördüğümüz metotlarla şimdi de Kuzey Kıbrıs’taki Aleviler’in gözü korkutulmak isteniyor. Nedeni ise bir Alevi Derneği Başkanı’nın kendi özgür iradesi ile  sosyaldemokrat partinin milletvekili adayı olmaya karar vermesi.
Özdemir Gül’ün aday olması üzerine “iğrenç” bir kampanya ile onun “tarikatlarla ilişkisi olduğunu” bile iddia edecek kadar “belden aşağı” bir şekilde süren propagandanın asıl amacı “yalanlarla” demokratik seçim ortamını bulandırmak. Gerçek gazeteciler bir iddiada bulunmadan önce araştırma yaparlar. “Tetikçiler” ise sadece “emir komuta” zincirinde yazarlar! Cemevi ile ilgili olarak yapılan bağışları çok çirkin bir şekilde “aday teşviki” diye karalamak hiç bir gazetecilik ahlakına sığmaz. Ama bu metotlar artık “Ergenekon Metotları” olarak bilinmekte. Aynı nedenle şahsıma yönelik “çirkin iddialar da” cevaplandırmayı bile gerektirmiyor. Çünkü sorumluluğunun bilincinde hiç bir gazeteci ve politikacı bunlara tenezzül etmez!
Özdemir Gül aday olduktan sonra “vay efendim nasıl olur da şimdi de Alevilik ön plana çıkarmış” ve “bu bölücülükmüş” tarzı tanımlamalara ise artık insanların karnı tok. Türkiye’de bu senaryo ortaya çıktı. Kuzey Kıbrıs’ta da insanların bu oyunlara yüz vermeyeceğinden eminim. Belli kesimler demokrasiyi hazmedemediklerinden olsa gerek “kendi karanlık dünya görüşlerini” uymayan her şeyi “bölücü”, “vatan, millet” diyerek engelleyebileceklerini sanıyorlar. Doğru bu “numara” eskiden tutuyordu. Şimdi ise bu gibi “numaralara başvuranların” adresi Türkiye’de belli: Silivri!
Kuzey Kıbrıs’ta yaşamakta olan Aleviler elbette çok şanslı. Yukarıda sözünü ettiğimiz belli bir grubun faaliyetlerini saymazsak genel olarak “kimsenin kimseye karşı dininden, ten renginden ya da politik görüşünden” dolayı kışkırtılmadığı bir barış ortamında yaşamaktalar. Ancak bu onların çok özel ve belki de onların kendi temsilcileri tarafından ele alındığında en iyi çözülebilecek sorunlarının olmadığı anlamına gelmiyor. Bu nedenle de aralarından adayların çıkarak hem toplumun ortak sorunlarını birlikte çözmek hem de kendi çok özel sorunlarına sorunun sahibi olarak el atmak amacıyla meclisde milletvekili olmak istemesi çok doğal.
Almanya’da bir “Türk aday ve sonra milletvekili” olarak yola çıktığımızda bazı sağcı Almanlar da “niye Türk seçmenlerden Türkçe oy istiyor?”, ya da “bir de Türk aday eksikti Almanya’da” diye eleştirmekte idiler. Bazı sağcı Almanlar Türkiye kökenli adayların sayısının artmasını “Almanya açısında tehlikeli” bulmaktalar. Almanya’da Türk adayı ve Kuzey Kıbrıs’ta Alevi adayı “bölücülük” olarak suçlayan kafa yapısı aslında aynı renkte “kapkara”!
Üstelik dürüst de değil bu kafa yapısı.
Özdemir Gül, CTP adayı olmaya karar vermeden ona ÖRP’den, UBP’den ve TDP’den en üst düzeyde yetkililer tarafından şahsen adaylık teklifleri yapıldı. Üstelik bu tekliflerden bazıları CTP’nin ona önerdiği yer sıralamasından çok daha “cazip” önerilerdi.
Soruyorum size, eğer o CTP adayı olmak yerine UBP adayı olmaya karar verseydi şimdi ona en çirkin suçlamaları yapan çevreler ne diyecekti acaba?
Eğer öyle bir karar verseydi bazı solcu geçinenen çevrelerden belki de “belden aşağı” çirkin iftiralar atılacaktı. Ve hiç şüpheniz olmasın! Onu şimdi sağcı “Ergenekon Metotları” ile karalayanlara karşı savunduğum gibi solcu “Stalin Metotları” uyugulayanlara karşı da savunacaktım. Çünkü söz konusu olan fikir özgürlüğü ve demokratik bir karar.
Almanya’da ve Türkiye’de siyasi partiler Alevi adaylarla seçime giriyorlar. Seçim sonrası Türkiye örneğinde olduğu gibi bir milletvekili Alevi olduğu için bizzat Başbakan tarafından kendi temsil ettiği toplumun sorunlarını çözmekle görevlendiriliyor. Elbette Aleviler bu konuda kendi içlerinden çıkan bir adayı farklı değerlendirebilirler. Hepsinin o adayı destekleme zorunluluğu da yok. Aynı görüşte olmak zorunda da değiller. Demokrasi bunun için yeterince olanak sunmakta.
Ancak kendileri Alevi olmayan bir takım çevreler karşıtı oldukları bir partide aday olmaya karar veren bir Alevi adayın adaylığını “bölücü” ve “ayrımcı” bir tavır olarak propaganda malzemesi yapıyorlarsa bu da onların ne derece demokrasi özürlü olduklarını belgelemekte.
6 Mart 2009 Cuma Günü Berlin’de Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 20. Yaş Günü’nü kutlayacağız. Tüm Alman Politikası orada olacak. Devlet, siyaset, sivil toplum hazır bulunacak. SPD Başkanı Franz Müntefering konuşmacılar arasında. Orada olan herkesin Kuzey Kıbrıslı Aleviler ile dayanışma içinde ve Özdemir Gül’ün yanında olacağından emin olabilirsiniz!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 + eighteen =