Ali Asker Londra’da konser verecek

Sanatçıyı Londra’da konuk edecek Hasan Yücebaş, konserin ticari bir amaç taşımadığı söyledi.  Yücebaş şöyle konuştu:


“Konseri fikri, uzun yıllardır buraya konsere gelmesi ancak  15-20 dakikalık programlar ile ne kendisinin ne de dinleyicisinin doyamadığı  olgusundan hareketle ve bu açığı kapatmak için ortaya atıldı. Dinleyici ve sanatçının bir birini hissedebileceği küçük bir salon ve sıcak bir ortamda, ticari kaygı taşımayan bir konser olacak. Ali Asker bir vokalisti ile birlikte gelecek ve sevenleri ile buluşacak.”
 
KONSER BİLGİLERİ:


YERİ: MILLFIELD ART CENTRE, SILVER STREET, LONDON  N18 1PJ
ZAMANI: 16 – 19 ARASI
GİRİŞ: 10 STERLİNBİLET SATIŞ YERLERİ:
– MILLFIELD ART CENTRE
SILVER STREET, LONDON  N18 1PJ
0208 8807 6680
– TÜRK EĞİTİM BİRLİĞİ
2 NEWINGTON GREEN ROAD LONDON N1 4RX
0207 226 86 47
AYRINTILI BİLGİ: HASAN YÜCEBAŞ
yucebas@lineone.net
195 Southbury Road
Middlesex, Enfield EN1 1QR
Tel: 00 (44) 208 367 6689
Fax:00 (44) 208 367 6689
Mobile: 00 (44) 7956 540914


ALİ ASKER KİMDİR?


 Ali Asker, 70’li yılların “devrimci ozan” kimliğinin önde gelenlerindendi. 1981 yılında önce kardeşini işkencede kaybetti, ardından tutuklandı. 1983’te yurtdışına gitti ve 21 yıl sonra cebinde Fransız pasaportuyla ülkesine döndü.


Ali Asker, yıllar sonra gittiği İstanbul’da sahneye çıktı ve yoldaşlarıyla beraber türkülerini, marşlarını söyledi.


Ali Asker geçen yıl Türkiye’ye ilk kez gittiğinde Milliyet Gazetesi’nde kendisiyle yapılan söyleşiyi aşağıda yayınlıyoruz. Ne yazık ki söyleşiyi yapan gazetecinin adı yazılmamış…


– Devrimcilerle tanışmanız, yakınlaşmanız türküler, ozanlar üzerinden mi oldu?
– Aşık Mahzuni ile 15 yaşındayken çıktığımız Doğu turnesinin son durağı Ankara’ydı. Orada Mahzuni bana plak yapmaya karar verdi. Stüdyoya girdik. Ankara’da bir gün üniversitelilerin bir gösterisiyle karşılaştım. Devrimcileri ilk görüşüm buydu. Sonra Elazığ’a döndüm, oradan da ailece tekrar Tunceli’ye gittik. Tam o sırada 12 Mart darbesi oldu. Biz Tunceli’de devrimci gençlik önderlerinin söylemlerini kendimize çok yakın buluyorduk. Hüseyin Cevahir’in (THKP-C’nin önderlerinden) ablası Tunceli’de evliydi. Tunceli halkı eğitimi çok önemser. Hüseyin Cevahir ablasını ziyarete geldiğinde onun iki üniversite bitirmiş olduğu haberi şehirde herkesi uçurmuştu, herkes müthiş saygı göstermişti. Böyle şeyler bizi çok etkilemişti o yıllarda.
    
– O yılları anlatan türküleri, marşları eşzamanlı mı yaptınız, sonradan mı?
– O yıllarda artık kendi parçalarımı yapmaya başlamıştım. Ama ozan olmak değildi amacım. O sırada seçimler yapılıyordu. Ecevit iktidara gelirse genel af çıkaracaktı. Ben de Ecevit’in seçilmesi, genel af çıkması için bir şeyler yapmak amacıyla beste yapmaya başladım. Kendi bölgemizde çalıyordum bu parçaları. Ama Almanya’dan gelen bir hemşehrimiz bir teyp getirmişti yanında. Sesimi kaydetmiş benim. Ve 1975 yılında öğrendim ki onun kaydettiği bu bant elden ele çoğaltılmış ve Ankara’da devrimcilerin yoğun olarak bulunduğu Zafer Çarşısı’nda satılmaya başlanmış. Bir süre sonra da artık büyük şehirlere gidip, devrimcilerin gecelerinde çıkmaya başladım. Bir yandan bu gecelere çıkıyor, bir yandan da para için başka işlerde çalışıyorduk.
    
– Konserlerinizden para almıyor muydunuz?
– Hayır, biz bu işi devrimci harekete destek vermek için yapıyorduk. O dönem öyle yapılan her işin karşılığında para istenmezdi. Mesela ben terzilik yapıyordum. O dönemde Hıdır Aslan ile bazı işler yapıyorduk geçinmek için.


– 12 Eylül’den sonra idam edilen Hıdır Aslan ile mi?
– Evet, onunla çok yakın arkadaştık.
   
– O idam edildiğinde siz artık yurtdışındaydınız, değil mi?
– Evet.
   
– 70’li yılların sonunda Devrimci Yol’un bütün kültürel etkinliklerine mührünüzü vuruyordunuz artık. Neden Devrimci Yol? Ankara’da çok güçlü olduğu için mi bu örgüt?

– Hayır, biz daha Tunceli’de solcu olduğumuzda Dev-Genç’li olmuştuk. Dev-Genç de 70’lerin sonunda Devrimci Yol’un gençlik örgütü halini almıştı.
   
– Peki, diğer örgütler de sizi çağırıyor muydu gecelerine?
– Hayır. Halbuki söylemlerimiz ortaktı.
   
– Siz 70’li yıllarda çok ünlü bir ozandınız. Ama bir yandan da bir siyasi hareketin neferiydiniz. Sanatçılar şımartılmak, yıldızlıklarını hissetmek isterler. Oysa o dönemde örgütlerin içinde sanatçılar geri planda tutulur, hatta biraz küçümsenen işlerle uğraşan kişiler olarak değerlendirilirdi. Asıl yıldızlar örgütlerin hızlı militanları idi. Bu durum sizi rahatsız etmez miydi?
– Hayır, ben rahatsız değildim. Bir ayrıcalık istemiyordum. Zaten o devrimci gençler olmasa, ben de olmazdım. Böyle bakıyordum.
   
– 12 Eylül darbesinden kısa süre sonra çok acı bir olayla karşılaştınız. Kardeşiniz Zeynel Abidin’i kaybettiniz. Bunu anlatır mısınız?
– Evet, kardeşim Zeynel Abidin ile Ankara’da bir gecekonduda yaşıyorduk 12 Eylül olduğunda. Ben o sıralarda bir yer arıyordum terzi dükkanı açmak için. 21 Eylül’de kardeşim bir çatışmada yakalandı ve işkencede öldürüldü.
   
– Siz tutuklandınız mı sonradan?
– Evet, 19 Şubat 1981’de beni de gelip dükkanımdan aldılar. “Derinlemesine Araştırma Laboratuvarı” denilen yerde sorguladılar beni. Ardından Mamak Cezaevi’ne gönderildim. 
   
– Yurtdışına ne zaman gittiniz?
– 1983’te serbest bırakıldım. Bir kalp problemim olmuştu ve tedavi gerekiyordu. Önce Almanya’ya gittim, oradan da Fransa’ya geçtim. Belgelerim hazır olduğu için hemen iltica ettim. Binin üzerinde konser verdim Avrupa’da. Yine de mutsuzdum.
   
– O zamana kadar aşık olmuş muydunuz?
– Evet.
   
– Sevgilinizi bırakıp mı gittiniz?
– Hayır, bir başkasıyla zorunlu evlilik yaptırıldı ona.
   
– Sonradan rastladınız mı ona?
– Evet.
   
– Ne oldu?
– Ne olacak, bir şey olmadı. Türkülerimizde gizlidir bunlar, kavgalarımız gibi. Ama ben bu konulara fazla girmek istemiyorum.
   
– Kolay adapte oldunuz mu yurtdışına?
– Hayır, ben hiç oralı olmadım. 
   
– Almanya ve Fransa müziğinizde değişime yol açtı mı?
– Ben kendimi yenilemek istiyordum ama bir yandan da ülkemizdeki olayları, çekilen acıları anlatmak zorundaydık. Oradan oraya gidiyordum. Sadece şu oldu: Ben artık bir örgütün değil, bütün halkın ozanıydım. 

– Şimdiki kuşaklar sizi pek tanımıyordur. Bir biyografinizi çıkaralım isterseniz. Ta, doğumdan mı başlayayım? İsterseniz. Ama müzikle tanışmanızdan, sonra sol hareketle bağlantı kurmanızdan başlamak daha iyi olur.                                 – Hep başa dönüyorum böyle sorulunca. 1954, Tunceli, Hozat doğumluyum. Ailemizdeki hemen herkes türkü söyler, saz çalardı. Daha ilkokulda piyeslerde çıkar, türkü okurdum ben de. 60’lı yılların başında ailemiz büyük bir ekonomik kriz geçirdi. O yıllarda biz, bütün kardeşler sokakta çalışmaya başladık. Toptan aldığımız meyveleri tek tek satıyorduk mesela. Ama o da yetmiyordu, jandarma alayının çöplüğüne gidip artıkları topluyorduk. Çöp toplarken türkü de söylerdim. Saz çalan askerler gelir, onlar çalar, ben söylerdim. Sonra askerler para toplayıp bana verirlerdi. Yani türkü söyleyerek ilk paramı askeriyeden kazandım.
   
– Aşık Mahzuni ile tanışmanız nasıl oldu?                                                              – Sizi daha çocuk yaşta onun sahneye- 1962 yılında Elazığ’a göç ettik ailece. Almanya’da çalışan amcam babama Kristal Palas adlı bir otelin altındaki bir kahveyi kiralamıştı. Orada türkü söylemeyi sürdürdüm. Elazığ’a gelen popüler halk ozanları Kristal Palas’ta kalırlardı. Bir gün otelde Mahzuni kalırken, ona çay götürdüm ve “Bir türkü de ben okuyayım mı?” diye sordum. Okudum, çok beğendi. Konserinde beni sahneye çıkardı. Sonra her gelişinde çıkardı sahneye. Bu sayede iyice tanındım, çay bahçelerinde kendi programımı yapıyordum. Mahzuni beni sonra Doğu turnesine götürdü 1969 yılında. Böylece, daha çocukken mesleğe başlamış oldum.
   
– Türkiye’deki dostlarınızdan yurtdışına gittiğiniz ve iltica ettiğiniz için sizi suçlayan, eleştiren oldu mu?
– Evet oldu, hem de en yakınımdan oldu. Buraya geldiğimde karşılaştım onunla, sitem etti bana. Ama ben onun bilmediğine veriyorum. Eğer bugün Türkiye’de demokratik açılımlar oluyorsa, bu biraz da oradaki vatandaşlarımızın mücadelesiyle oldu.
   
– Şimdi Fransız vatandaşısınız, değil mi?
– Evet.
   
– Sevdiniz mi Fransa’yı? Nihayetinde size kucak açtı.
– Evet. Sadece bana değil, birçok arkadaşımıza kucak açtı Avrupalılar. Ama ben hiç oralı olamadım. Ben buralıyım, çünkü hep burası için acılar, sızılar çektik biz. Özgürlüğe adım adım yaklaşmak için.
   
– Nasıl buldunuz Türkiye’yi bunca yıl sonra?

– Eskiden biz kendi mutluluğumuzu Türkiye’nin mutluluğuyla birlikte, ona bağlı olarak tanımlardık. Şimdi gençlerin umrunda değilmiş gibi Türkiye.
   
– Neler hissettiniz Türkiye’ye geldiğinizde?
– Tanımı çok zor. Ben yurtdışında 21 sene kaldım ama 40 yaş almış gibiyim. Türkiye’ye geldim; dışarısı güneşliydi ve fonda gecekondular görünüyordu. İyi ki arkadaşlarım beni kucakladı, çünkü dizlerimin bağı çözülmüştü.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here