Alışkanlıklarımız

PAYLAŞ

İnsan yaşamı alışkanlıklarla örülmüştür. Alışkanlıklarımız olmasaydı ne yapardık, alışamasaydık ne yapardık? İyi ki alışıyoruz. İşin bir de öbür yanı var: yazık ki alışıyoruz. Deneye deneye alışıyoruz: yaşam bir deneyler alanıdır. Bir daha bir daha derken bir de bakıyoruz alışıvermişiz. Yani alışkanlıklarımızda yinelemelerin payı büyüktür. Her seferinde daha iyisini yaparız. Keman çalan da fotoğraf çeken de bisiklete binen de her denemsinde daha iyisini yaptığını görür.  Gündelik yaşamda alışkanlıklarımızı kolay kazanırız. Güven Kıraathanesi’ne alışmış bir adam çeşitli nedenlerle oradan kopmuşsa üç günün içinde Sedef Café’ye alışıverir. Böyle bir alışkanlık keman çalmaktan da bisiklete binmekten de kolay elde edilir. Deneyleri tespih taneleri gibi yan yana koyarak değil, her deneyde biraz daha yetkinleşerek alışıyoruz. Başta yadırgarız, sonra alışır çıkarız.

Yılların alışkanlığıdır bende gece kalkıp çalışmak. Epey zamandır bu gece çalışmalarıma kahveyle başlıyorum. Kahvenin mideme yaramadığını bile bile.  Kahve yerine çay içme kararı aldım kaç kere. Elim gene kahve kavanozuna gidiyor. Geçenlerde üzerinize afiyet esaslı bir grip geçirdim. Bir arkadaşım sağolsun toparlanabilmem için bana ıhlamur ve ekinezya karışımı getirmiş. Önce yadırgadım. Şimdi sabahları kahveden çok o karışıma yöneliyorum. Aşırı sağlık kaygılarıyla yaşayan biri olmadığım için bu daha sağlıklı bu daha sağlıksız gibi ayrımlarla pek işim yoktur. Ama bu karışımı sevdim gerçekten. Zaten ben günde üç beş bardak kahve içenlerden değilim. Size de öneririm: iki tane kahve içiyorsanız üç tane de bu karışımdan için.

Sigara alışkanlığımı da içki alışkanlığımı da geçmişte bıraktım. Sigara denen zehirden çok önce koptum, aşağı yukarı elli yıl oluyor. Dostlar arasıra bir sigara uzatırlarsa geri çevirmem. O artık sigara içmek değil de düpedüz sigara içer gibi yapmaktır. Gençliğimde biri bana ileride sigaradan hiç tat almayacaksın deseydi inanmazdım. İnsanlar bu zehiri yaşamlarının bir parçası yapmaktan nasıl tedirgin olmuyorlar şaşıyorum şimdi. Geçenlerde bir arkadaş sigarayı bırakmaya niyetlendiğini, bunun için Avrupa’dan o garip yapay sigara aletinden getirtmek istediğini söyledi. Buna ne gerek var, paketi çakmağı at olsun bitsin dedim. Pek anlayamadı. Yani kolay mı sigarayı bırakmak? Evet çok kolay, kafanda işi çözümlersen çok kolay. Ama aklın sigarada kala kala bu işe kalkarsan başaramazsın. Önce günde beş taneye indirmeye karar verdim gibi çocukluklara hiç gerek yok.

Akşamcılıktan da kolay kurtulamam sanıyordum. İki kadehi geçmemek koşuluyla da olsa her gün alkol almak kafama yatmıyordu. Gene de hemen her akşam güneşin battığı sırada görünmez bir el beni usulca buzdolabının başına sürüklüyor, kadehi elime tutuşturuveriyordu. Kaç defa bırakmaya niyetlendim olmadı. Ne zaman ki sorunu kafamda çözdüm, ondan sonra akşamcılık da bitti. Otuz yılı geçti ben akşamcılığı bırakalı. Sorunların üstesinden gelmek yerine onlardan kaçmak insanın en iyi bildiği şeylerdendir. Sorunların üstüne birkaç kadeh alkol dökersiniz, oh her şey yoluna giriverir. Daha doğrusu siz öyle sanırsınız. Sabah uyandığınızda sorunlar yerli yerindedir.

Evet dostlarım, iyi ki alışkanlıklarımız var ve yazık ki alışkanlıklarımız var. Alışkanlıklarımız bizi bir yandan yaşama sıkı sıkı bağlarken bir yandan da yaşamdan koparıyor. Alışmanın tekdüzeliğinde duygularımızın donduğunu düşüncelerimizin taşlaştığını davranışlarımızın kabalaştığını görüp kendimizi alışkanlıkların kıskacından kurtarabilmeliyiz. Alışkanlıklarla sakatlanmış insan kendi durumunu görebilir mi? İşte asıl sorun burada. Kendine bakabilmeyi kendiyle tartışabilmeyi kendini eleştirebilmeyi erdem durumuna getirmiş olan kimseler alışkanlıklarını da sık sık gözden geçirebileceklerdir. Kendilerine toz kondurmayanlarsa en kötü alışkanlıklarına bile bir kulp bulma işini çok kolay başarırlar. Birçok insan alışkanlıklarının kötü yanlarını görmek istemez.  Bu yüzden birçok insanın kötü alışkanlıklarını savunmada ustalıklar geliştirdiğini görürüz.

İnsan iyi alışkanlıklar edindikçe gelişir ve zenginleşir.  İyi alışkanlıkların başında da bizi ahlaklı ve terbiyeli kılacak yönelimlerimiz vardır. Bu yönelimler en çabuk ve en kolay ailede kazanılır. Ailenin ahlak ve terbiye açısından yeterli donanımı yoksa çocuk topluma eksikli birey olarak katılacaktır. Ailenin boş bıraktığı yeri okullar doldurur diyebiliyor muyuz? Keşke diyebilsek. Saygısızca davranmayı alışkanlık edinmiş ve kazık kadar olmuş bir genç adam okul eğitimiyle kendini toparlayabilecek mi? Alışkanlıkları atmak onları edinmekten daha zordur dostlarım.

CEVAP VER