Çalışma Meclisi’ne Viyana’dan bakış (II)

Başbakanın konuşmasının bir kısmını dinleyerek, bir-iki gazete haberine dayalı, sınırlı da olsa, bir değerlendirme yapmaya çalışacağız. Bu konu üzerin de, fazla durmamızın nedeni, Bakanlığın, kuruluş yasasın da var olan bir hükmün işletilmesi, böylece bir sosyal diyalog platformununun, 10 yıla yaklaşan bir aradan sonra, AK Parti Hükümeti’nin 11. yılında yeniden toplantıya çağrılmış olmasıdır.

Başbakan, Çalışma Meclisi’ne katılıp, konuşması ile önemli mesajlar vermiştir.

Bilindiği gibi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, dört yılı aşkın süredir, Başbakan tarafından toplantıya çağrılmıyordu. 2010 Anayasa değişikliği ile de, Anayasal Kurum haline gelen, bu en üst düzeydeki katılımlarla oluşan, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in durumunda, Anayasa değişikliği sonrasında da, hiç bir değişiklik olmamıştı. Bu süreç içinde, konu Başbakanın gündemin de de, hiç yer almamıştır.

Bu kadar aradan sonra Başbakan, Ekonomik ve Sosyal Konsey ile ilgili yasa değişikliği yapılacağını ilk kez açıkladı. Ancak, Başbakanlık raflarında bekleyen, sosyal tarafların üzerinde anlaştıkları, değişiklik metni çerçevesinde mi bir değişiklik olacak, bu durum belli değil. Ayrıca Yasa halen yürürlükte ve Konsey’in, üç ayda bir toplanacağına ilişkin hüküm çerçevesinde, Başbakanın Konsey’i, toplantıya çağırıp, çağırmayacağı da, yine belirsizliğini koruyor. Hiç değilse, Yasa’nın değişikliği gündeme getirilecekse, sadece bu konu için bile Konsey toplantıya çağrılabilir.

Bu açıklamaya göre yeni yıla kadar, konuya ilişkin bir gelişme olacağı gözükmüyor. Belki 2014 de, o da belki. Bekleyeceğiz. Kazanılan durum, bu sosyal diyalog kurumunun varlığının, hatırlanmış olmasıdır.

Başbakan, kıdem tazminatı konusunda iki ayrı ve farklı yorum ve açıklama getirdi. Verilen ilk net mesaj, sosyal taraflar siz anlaşıp gelmediğiniz sürece, kıdem tazminatı fonuna girmeyeceğiz di. Yani top, sosyal taraflarda. 40 yıla ulaşan, geçen süre dikkate alındığında, geleceğe ilişkin bu konuda, sosyal tarafların, işçi ve işveren sendikalarının bir araya gelerek, uzlaştıkları ortak bir tasarı geliştirmeleri biraz hayal gibi görünüyor.

Avusturya da, çalışma yaşamına ilişkin olarak düzenlemeler, sosyal tarafların kendi aralarında anlaşarak geliştirdikleri düzenleme taslaklarını, parlamentoya iletmelerinden sonra, düzenleme bu çalışma çerçevesinde gerçekleşiyor. Sosyal taraflara sorulmadan ve onay alınmadan bu konularda parlamento da düzenleme yapılmıyor.

Kıdem tazminatı hakkının doğabilmesi için, bir işçinin aynı işverene bağlı bir işyerinde, öncelikle tam bir yıl çalışması gerekiyor. Bir yıl dolmayınca, kıdem tazminatı hakkı doğmuyor. Alt işverenlik ilişkisin de bu durum dikkate alınarak, sözleşmeler bir yıl önceden bitiriliyor. Özel sektörde de, kamu sektöründe de yaygın olan durum bu.

Başbakanıın açıklamasın da, her gün kıdemden sayılacak diyor. Aslında söylenmek istenen, bir yıllık hak etme süresinin kaldırılacağı. Bu söylem doğru okursak, gelişmeler şöyle olacak. Kıdem tazminatı, 13 üncü aylık olarak, 12 aylık döneme kesintiler yaygınlaştırılarak, prim ödemesi olarak toplanacak ve emeklilik ikramiyesine dönüştürülecek. Alt işverenlik ilişkisi içinde, pilot uygulama olarak fon oluşturulacak. Sonra da, sosyal tarafların bu uygulama süreci içine girmesi istenerek, fon yaygınlaştırılacak.

Alt işverenlik ilişkisine, işçi sendikalarının karşı çıktığı dikkate alındığında, yasal düzenleme için, tasarı taslağının nasıl gelişeceğini göreceğiz. İzleyebildiğim kadarıyla, Taslak hala tartışmaya açılmadı. Ortada metin yok.

Başbakan, işçi-memur ayırımının da kaldıracağını belirtti. İddialı bir çıkış. 50 yılı aşkın süredir, bu slogan hep kullanılır. Ama iş düzenlemeye gelince, ortaya bir şey çıkmaz. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’ndan bir örnek verelim. Kamu görevlilerine, yani memurlara bu yasanın uygulanması gelecek yılın ortasında başlayacaktı. Oysa daha uygulamaya bir yıla yakın süre varken, geçtiğimiz aylarda ‘torba’ yasa ile bu uygulama bile ertelendi. Hükümet isterse, işe buradan başlayıp, yasayı tüm özel-resmi işyerlerinde işçi ve memurlar için, herkesi kapsayacak şekilde düzenleme yapabilir. Yapar mı ?

Çalışma Meclisi’nin sonuna doğru, özel istihdam büroları ve esnek çalışma modellerine ilişkin olarak ise ayrışma, sosyal taraflar arasında daha açık olarak ortaya çıktı.

Sonuç Bildirgesi’nin düzenlenmesinde ise, tam bir “mutabakat” varmış gibi açıklama hazırlandığında, işçi kesiminin karşı çıkmalarının dikkate alınmayıp, varmış gibi açıklamanın yapılmış olduğu da belirtiliyor. Teknik ekibin bu karşı çıkmaları sonrası, sendikacılarla, acaba sonradan anlaşma oldu mu sorusu geliyor.

Burada yönetim tarafından söylendiği belirtilen, basına yansıyan sözler, diyalogdan ne anlaşıdığını ve Meclis’den beklenenin, önceden nasıl belirlendiğini de belgeliyor.

Bütün bu gelişmelerden sonra yine de, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çalışma Meclisi’ni toplayarak, hiç değilse bir arada, herkesin eteğinde ki taşı dökmesi sağlanmıştır. Bu toplantıyı gerçekleştirme de emeği geçen bürokrasiye teşekkür etmek gerekir.

Tekrar, altını çizerek belirtelim. Yönetim ile sosyal taraflar arasında ki tartışma da, bakış açısının nasıl olduğunun saptanması bakımından önemlidir. Ne olduğu ve ne olacağının işaretidir.

Yeni Türk-İş yönetiminin, yeni Başkan’ı ile başlayan dönemde, Türk-İş ile Başbakanlık arasında, daha farklı bir diyalog kurulmuş olduğu da görülmektedir.

Eğer Bakanlık, bu toplantı da sunulan bildirilerle, tartışmaların banddan çözümlemlerini aynen yayımlarsa, 2013 de “AHVAL”in ne olduğunun belgelenmesi açısından, önemli bir işlev de yerine getirilmiş olur.

Viyana. 1 Ekim 2013. Salı. ismail.bayer1@yahoo@com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.