Çalışma Yaşamı Yeniden Masaya Yatırıldı

Devam eden bu tür esip püfürmeleri sürdürenlerle ile ilgili değil aktaracaklarımız. Çalışma yaşamı ve sorunlar. Sorunlar karşısında haklar ve yargı kararların da nasıl değerlendiriyor. Aktarmak istediğimiz bu. Yani, politik söylemler değil. Önce bunu belirtelim. Yanlış anlaşılma olmasın.

Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile İstanbul Barosu İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Komisyonu, 2009 dan bu yana, çalışma yaşamına ilişkin bir dizi etkinlikleri ortak olarak sürdürüyorlar. 7 yıla ulaşan zaman dilimi içinde, akademisyenler, yargı temsilcileri, hukuk insanları, az da olsa işçi ve işveren sendikalarından bazı katılımlarla bu seminerler, giderek artan bir ilgi ile sürdürülüyor. Sunulan bildiriler ve tartışmalardaki katkılar, daha sonra kitap haline de getirilerek, ilgililerin yararlanması sağlanıyor. Belgeleniyor. Önemli bir kaynak olarak, kütüphanelerde yerini alıyor.

2009 yılında “Üçlü İlişkiler”, 2010 yılında da “İş Güvencesi ve İşe İade Davaları” konuları ele alınarak başlandı. Sonra bu girişim, “İş Hukukunda Güncel Sorunlar” başlığı altında 2011 yılından itibaren, yeni bir çizgide düzenlenmeğe başlandı. Uygulamada görülen sorunlar, yeni yasal düzenleme tartışmaları, yasal düzenlemelerde yapılan değişiklikler ve getirilen yeni hükümler değerlendirilmekle kalmayıp, geleceğe ilişkin önerilerde sergileniyor. Akademisyenlerin sunduğu bildirilerin, uygulamadan gelenlerle değerlendirildiği ortamda, yargı temsilcilerinin katılımı ve katkıları bu seminerleri daha etkin ve yararlı hale getiriyor.

Siyasiler bu çalışmaları izlemediklerden, yararlanamamaları nedeniyle, gerçekleştirdikleri her düzenleme sonucu, çoğunlukla sorunlar çözümlenemiyor, giderek daha da artıyor. Tabii bu söylediklerimizi, çalışma yaşamı ekseni içinde aktarıyoruz.

Geçtiğimiz cumartesi günü, “İş Hukukunda Güncel Sorunlar” başlığı altında düzenlenen bu seminerlerin beşincisi gerçekleştirildi. Tatil günü olmasına karşın, Kadir Has Üniversitesi’nin büyük toplantı salonunda, akşama kadar ilgi eksilmeyerek, yurdun değişik illerinde gelenlerle de izlendi, katkı verildi.

Seminer’in konusu, blidirilerin içeriği ve sunumunu gerçekleştirenlerin titizlikle seçilerek, konunun uygulamaya da ışık tutacak şekilde belirlenmiş olduğu görüldü. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükümleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarına Göre Çalışanların Hakları ve Türk Hukuku”.

Bizim uygulamalarımız, orada nasıl değerlendiriliyor. Biz ne yapıyoruz, sorunları nasıl gideremiyoruz ve de değerlendirirlerken, eksikliklerimizi görebiliyormuyuz, adeta bir ayna tutulmuş oldu.

Açılışda yapılan konuşmalardan sonra ilk oturumu, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi Başkanı Ümran SAVAŞ yönetti. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının İç Hukuka Etkisi” konusunu, aynı Üniversite görevli olan Yard.Doç.Dr.Olgun AKBULUT ele aldı. Daha önceki çalışmaları hakkında bilgim olmayan bu genç akademisyenin, sunumunu ilgiyle izledim. Yaptılklarımızın değerlendirilmesi ve etkilenmemiz. Sonuç pek parlak olmasa da, ortaya çıkan tablo açıklıkla sergilenmiş oldu. Tabii, ders almak isteyenlere.

Aynı oturumda ikinci sunumda, dışarıda bizim nasıl değerlendiriliyor olmamızın belgeseli niteliğinde oldu. “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Sosyal Haklara Bakışı ve Uyguladığı Yorum Metodu” aktarıldı. Çok açık ve net olarak, Avrupa’nın bakış açısı aktarılıp, olayları incelerken, çerçevesi ve izlediği yol ile sonuçları konusunda adeta güzel bir ders verdi. Bu Mahkeme’de görevli bir Raportör tarafından, bu sunumun yapılması, birinci elden bilgilenmemizi sağladı. Sunum içeriğinde, Türkiye’den gelen başvurular ile ilgili yargılama süreci ve verilen kararların çeçevesi, gerekçeleri de aktarıldığı için, kendimize biz ne yapıyoruz sorusunu da yöneltmemize neden oldu. Ancak, bu sunumun konusu, içeriği kadar sunumu yapan genç hukukuçu da önemliydi. O, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden yetişen ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görev alan bizden biriydi. Duygu KÖKSAL. İçtenlikle kutluyorum.

Öğleden sonra ikinci oturumu yine bir yargıç, Yargıtay 22.Hukuk Dairesi Başkanı Seracettin GÖKTAŞ yönetti. Bu oturumun ilk sunumunu da yine genç bir bayan hukukçumuz, İstanbul Barosu’ndan Av.Dr. Evra ÇETİN gerçekleştirdi. “Çalışanların Özel ve Aile Yaşamına Saygı Hakkı, Düşünce ve İfade Özgürlükleri” başlıklı bildirisinde, öncelikle titiz bir araştırma yaparak, bir dizi kararı inceleyip, bunları sınıflandırarak, alt konu başlıkları ile adeta AİHM’nin bakış açısının, görüşünün, kararlara nasıl yansıdığını aktardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılacak başvurularda, Mahkemenin olayları nasıl yorumlayıp incelediğini aktarırken, dikkat edilmesi gereken ayrıntılar konusunda da bilgilenmiş olduk. Yine ilk kez bilgilendiğim ve izlediğim genç bir hukukçuyu tanımak ve izlemek, güzel.

İlk kez izlediğimiz, hukuçu üç akademisyen ve uygulamacılardan sonra, günün ikinci oturumunun son sunumu, çalışmalarını izlemeğe çalıştığımız, değişik sunumlarını dinlediğimiz, Galatasaray Üniversitesi’nden Prof.Dr. Murat ENGİN gerçekleştirdi. “Örgütlenme Hakkı Kapsamında Sendikal Hak ve Özgürlükler” değerlendirildi. Günümüzde sendikal hak ve özgürlüklerin değerlendirilmesinde özellikle kamu görevlileri sendikaları ile ilgili kararlar çerçevesinde değerlendirmelerini aktardı. Yaşadığımız gerçeklikler karşısında, sendikal hak ve özgürlüklerle ilgili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin gündemini epey dolduracağımızı, bu açıklamaların ışığında, düşünmekten kendim alamadım. Prof.Engin hocamızın olaylara ve sorunlarai geniş açıdan bakarak değerlendirmeğe çalışması geleneğini sürdürerek, sunumunu gerçekleştirdi. Zaman kısıtlamasından, bazı bölümleri tam aktaramamış olsada, nasıl olsa metin yayımlamdığında okuyarak, bu eksikliğimizi gideririz. Emeğinize sağlık.

Günün son oturumunu bu kez, Yargıtay 7 Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Hicri TUNA yönetti. Sunum yapan dört hukukçuda yerlerini alarak, katılımcıların değerlendirme ve sorularını aldılar.

Sabah 10.00 doğru başlayan toplantı, 17.00 ye geldiğinde ancak bu üçüncü oturum başlayabilmişti. İlgi devam ediyordu. Ayrılmak zorunda kaldığımızdan bu oturumu izleyemedik. Ancak, bu seminer bildirileri kitap haline geldiğinde bu değerlendirme, soru ve yanıtlarda yer alacağından, bilgilenme eksikliğimizi o zamana ertelemiş olduk.

Seminerin bütünlüğü içinde bir kaç noktayı da belirtmek istiyorum.

Kararlar, yıl belirtilerek, kişi adları ya da ülke adları ile anılarak aktarılıyor. “Baykara” Kararı, “Norveç” Kararı, “Malta” Kararı gibi.

İşçi sağlığı ve güvenliği konularına ilişkin kararlarda, Devlet’in önlemleri alması, kişileri bilgilendirme zorunluluğu, özel şirketlere bırakılan yerlerde, denetimi sürdürmesi zorunluluğu belirtiliyor. Soma, Ermenek ve Asansör kazalarını bu çerçevede değerlendirmek kaçınılmaz. Bizde, adeta sendika, müfettiş ve işçilerin kusurlu ve suçlu olduğu dolanması çeçevesinde, işverenin ve Devlet’in sorumluluğu ve görevini düşündüğünüzde, “acı” duymamak olası değil.

İşten çıkarmalar konusunda, “kilise koro şefi” kararı gibi, başka bir çok olaya ilişkin değerlendirmeler yapılırken, “hak” ve “özgürlükler”, “kişinin özeli” gibi konularda açıklıkla değerlendirildi.

Bu seminerin oturum başkanlığını yapan 3 Yargıtay Dairesi’nin Başkanı’nın ve başka yargı üyelerininde seminerde bulunması bence önemli bir konudur. Keşke siyasilerimizde izleyebilselerdi.

Önceki seminerlerde olduğu gibi, bu çalışmanın da bir an önce yayımlanması dileğimizdir. Kaç kişi okuyor ya da izliyor diye br soru yöneltebilirsiniz. Bu soruya vereceğiniz yanıt sizi karamsarlığa götürebilir. Ancak karamsarlığın aşılması da önemli. Bir kişiye daha ulaşıyorsa.. diyerek başka bir pencereden bakarak, aydınlık tarafıına geçelim derim.

Bu seminerleri, düşünceden eyleme geçirerek, yedi yıldır büyük bir özveri, emek ve titizlikle gerçekleştiren, Prof.Dr. Ali Güzel hocamızı içtenlikle kutlamak gerekiyor. Tabii ki bu kutlama, başından beri yanında olan ve giderek yeni katılımlarla da genişleyen, genç akademisyen ekibini de içeriyor. Sağolun. Seneye yeni konularda, buluşmak üzere.

Seminer sonrası, Ankara yolunda düşündüğüm, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne bu gidişle biz çok çıkarız,” değerlendirmesi oldu.
“Kader”mi diyeceğiz, “fıtratında var”mı diyeceğiz. Ama biz hak etmiyoruz bu sonucu. Peki neden?

__________________________________

* Ankara. 3 Mart 2015. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

six − 1 =