ALMANYA’DAN… 24 Nisan 2006 öncesi

Bir “24 Nisan”  tarihi daha geçti. 2006’nın 24 Nisan’ı  ise önümüzde. 2005 yılından ders çıkarmakta fayda var.

Bu yıl da gerek Türkiye’de gerekse Ermenistan’da toplantılar yapıldı. Tansiyonlar yükseldi. “Kraldan çok kralcılar” zaten sert olan ortamın daha da sertleşmesi için ellerinden geleni yaptılar.

Sözde “uzmanlar” bol, bol konuşmalar yaparken bir, iki ya da üç yıl önce de söylediklerini tekrarlayıp yüklü meblağlar aldılar.

AB genelinde ve özellikle Fransa’da örgütlü “Ermeni Lobisi” tam anlamıyla “dört dörtlük” bir şekilde “profesyonelce” çalışarak bir kez daha Türkiye’ye de bu “işin nasıl yapılması gerektiğini” gösterdi.

Öyle her yıl 24 Mayıs öncesi sahaya sürülen ve genelde konuşma yaptıkları ülkelerde kendilerini sadece Türklerin dinlediği yaşlı profesörlerle “soykırım olmamıştır, eğer birileri birilerini katlettiyse, katledilen Türkler’dir” tezi ile “Ermeni Lobisi’ni püskürtme stratejisi” bir kez daha iflas etti.

AB üyesi ülkelerde yaşamakta olan Türkler’in sadece o ülkelerde yayınlanan Türkçe gazeteler aracılığı ile dile getirdikleri protestoları ise gene sadece kendileri okudular. Yine aynı şekilde çeşitli kentlerde bir avuç Türk’ün yürüdüğü gösteriler ve ellerinde Türk bayrakları ve sadece “Ermeniler’in değil Türkler’in katledildiğini anlatan” pankartları ile göstericiler Avrupa kamuoyuna pek inandırcı gelmediler.

Kimi ülkelerde büyükelçiler ve başkonsoloslar politikacalara ve basına yönelik faaliyetlerde bulundular. Ancak görevleri ülkelerini savunmak olan diplomatların bu konuda ne derece inandırıcı ikna turları atabileceği de yine ortadaydı.

Türkiye’de “artık bu sefer elimizde kaynaklar var” diyerek ortaya çıkan bazı profesörlerin  de hangi kaynakları kastettiklerini nedense dile getirmeksizin resmi çizgiyi savunmak dışında yaptıkları fazla bir şey olmadı.

Bu yıl Türkiye’nin olmasa da Türkiye’den organize edilen en tutarlı karşı propaganda eylemi Türkiye’de yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan iki Ermeni gazetecinin Avrupa’nın bir çok kentlerinde ve hatta Avrupa Parlamentosu’nda görüşlerini dile getirmeleriydi.

Başta “Fransa’daki Ermeni Lobisi” olmak üzere klasik içeriklerle “Türkiye’ye karşı soykırım propagandasını” sürdürenler bu iki Ermeni gazeteciden çok rahatsız oldular.
Çünkü onlar Türkiye dışında faal olan Ermeniler’e “Türkiye’de yaşayan Ermeniler olarak bizimle konuşulmadan ve tartışılmadan yaptıklarınız en başta bize zarar veriyor ve Türklerle Ermenilerin geleceğe yönelik barış içinde tarihteki sorunlarını çözebilmelerine de hiç bir katkısı yok” dediler.

Yine aynı şekilde Türkiye’ye karşı açıklamalar yapan bazı politik çevrelere bu iki gazeteciden çok net bir tepki geldi: “Biz Ermeniler çektiğimiz acıyı biz biliriz. Ama sizin Türkiye’yi AB içinde istemediğiniz ve Türkiye ile çeşitli sorunlarınız olduğu için bizi istismar etmeniz ve Ermeni konusunu bu işe alet etmeniz bize acı vermekte. Sizin parlamentolarda aldığınız göstermelik başka amaçlı kararlar değil biz Türkiye’de yaşayan Ermeniler ve Türkler çözeceğiz var olan sorunlarımızı. Bizi rahat bırakın.” diyen bu iki gazeteci hiç alışılmamış söylemleri ile art niyeti olmayanları düşünmek zorunda bıraktılar…

Evet Etyen Mahçupyan ve Hrant Dink bu yıl aslında herkese gösterdiler bu konuya nasıl el atılması gerektiğini.

Türkiye’nin kendi vatandaşı olan Ermeniler’in aktif katılımı ile bu sorunun çözümüne el atması ve gerekirse kendini bizzat vatandaşı olan Ermeniler tarafından yurt dışındaki platformlarda temsil ettirmesi belki de en doğru adım olacaktır.

Tabii bu konuda gerçekleştirilmesi gereken bir özeleştiri ve düzeltilmesi gereken hatalar da var.

Türkiye’nin diplomatları arasında niçin Ermeni kökenli Türk vatandaşları yok. Türk Silahlı Kuvvetleri için bu konu niçin hep tabu olmak zorunda.

Türkiye’de artık birilerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Türkiye’yi bu ülkenin vatandaşı olan diğer vatandaşlar kadar çok seven Ermenileri “yabancı” imiş gibi görmeye ve onlara bu şekilde davranmaya son vermesi gerekiyor.

Türkiye ve Ermenistan’ın ortak bir tarihçiler komisyonu ile bu işe el atmaları doğru. Ama bunun yanı sıra Türkiye’nin Ermeniler’i de ülkelerinde kendilerini gerçekten huzurlu hissettikleri, müslüman olmadıkları ya da yurt dışındaki bir takım lobiler hatta onların sırtından politika yaptıkları için hor görülmedikleri vatanlarında yaşamanın huzuruna sahip olamalılar.

İşte o zaman Hrant Dink ve Etyen Mahçupyan’ların da sayısı artacak ve vatanlarında Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin  ve diğer azınlıkların huzur içinde yaşamının sabote edilmek istenmesine en başta onlar ve de en inandırıcı şekilde karşı koyacaklardır.

İşte AB kamuoyunda da Türkiye’nin buna ihtiyacı var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here