ALMANYA’DAN… Alkolden Kurtarılmış Bölgeler

CHP söz konusu olduğunda haklı olarak eleştirilmesi gereken Deniz Baykal, Van Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın’ı hastanedeki odasında ziyaret ederek bence çok doğru bir adım attı.

“…Bu bir linç. Ona milyonların desteğiyle geliyorum. Yalnız değilsiniz.” mesajını Prof. Aşkın’a ileten Baykal çok iyi yaptı. 

Belki de günün birinde var olduğu ve onları koruma görevini yerine getirmeye çalıştığı için duacı olacakları Muhafız Alayı’nı meclisten uzaklaştırmaya çalışan kimi milletvekillerinin Türkiye’nin siyasi gündemini belirledikleri bugünlerde Prof. Dr. Yücel Aşkın unutulmamalı.

İşte bu nedenle Sayın Baykal’ı kutluyorum.

Prof. Dr. Yücel Aşkın’ın sahipsiz olmadığını her fırsatta hatırlatmakta fayda olduğu inancındayım.

Benim bu yazıyı kaleme aldığım tarihte 58 gündür tutukluluk durumu sürdürülen Van Üniversitesi Rektörü “irticaya” karşı verilen kavgada önemli bir sembol haline geldi. Bu kavgayı verenlerin sindirilmeye çalışıldığı bu ortamda TSK’ne yönelik sataşmaların da arttığını gözlemlediğimiz bu zor dönemde çok uyanık olmak gerekiyor.

Cumhuriyetin erdemlerinin savunulması gereken ortamda her doğru tavrın desteklenmesi gerektiği inancındayım.

Çok merak ediyorum Van’da daha neler yaşanacağını.

Hep birlikte göreceğiz.

***

2, 3, 4 ve 5 Aralık günleri İstanbul’daydım. Kiminle konuştuysam bana hep kaygılı olduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin aydın insanları Türkiye’nin AB üyeliğinin fiyatının Türkiye’nin “Arabistanlaştırılması” olmasına kesinlikle karşılar.

Türkiye’yi laik sistemden uzaklaştırma ve her geçen gün daha fazla islami bir sisteme yaklaştırma yolunda gidenler Türkiye’ye en büyük kötülüğü yapmaktalar.

10 Aralık 2005 tarihli Hürriyet’te Yalçın Doğan “…Türkiye hızla Batı değerlerinden uzaklaşıyor. Sonu belirsiz bir maceranın uçurumuna sürükleniyor. Dünyadan hızla kopuyor…AKP toplumu yoruyor…” derken çok haklı.

Aynı gazetede Mehmet Y. Yılmaz, “…Çünkü AKP’nin temsil ettiği zihniyet belli bir potansiyele ulaştığından beri Türkiye’nin duvarlarına böyle resimler asılamıyor…” diyerek sıkıntısını dile getiriyor.

Bu arada Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından imam hatipler için yeni düzenlemeler hazırlanmakta. Yeni düzenleme ile imam hatiplilerin hem imam hatip hem de düz lise diploması almaları sağlanıyor. Amaç imam hatip mezunlarının üniversiteleri doldurmasını sağlamak.

Bugün Üsküdar’da içki satışının sadece “kırmızı sokaklarda” satılması kararlaştırıldı.

İlginç Türkiye’de “istenmeyenler” için kullanılan renk hep kırmızı:

Komünistler’e “kızıl” denilirdi. Aleviler’e “kızılbaş” diyenlerin sapık kafa yapılarını iyi tanımaktayız.

Şimdi de içki satışına izin verilen sokaklar “kırmızı sokak” oldu.

Bu gidiş çok tehlikeli.

Modern Türkiye Cumhuriyeti’nde “alkolden kurtarılmış bölgelerin” sayısı sürekli artmakta.

Dünya metropollerinden İstanbul’un o güzelim semti Üsküdar’da şimdi artık “kurtarılmış bölge” konumunda.

Modern Türkiye Cumhuriyeti’ni Türkiye İslam Cumhuriyeti’ne benzetmeye çalışanlar her geçen gün gerçek yüzlerini daha fazla belli etmekteler.

Merak ediyorum Türkiye’de “uyuyan dev” ne zaman uyanacak ve bu kötü gelişmeye bir son verecek diye.

Türkiye Cumhuriyeti’nin modern insanları bu gelişmeyi kaygıyla izlemekteler. Ancak kaygıyla izlemek yetmeyebilir.

Üstelik bu değişim olurken “ekonomi iyiye gidiyor” laflarının da aslında gerçek ile çeliştiği her geçen gün daha fazla ortaya çıkmakta.

Hem ekonomi ve hem de AB alanında başarılı olduklarını iddia edenler bunu kanıtlayamamaktalar artık.

Bir şekilde “kralın çıplak olduğu” ortaya çıkıyor artık.

İşte size 10 Aralık 2005 tarihli Hürriyet’in Ekonomi Sayfası’ndan, Erdal Sağlam tarafından kaleme alınan bir yorum, “…Tabi ki “başmüzakereci” olarak saptanan Ali Babacan’ın işlerden uzak görünmesi ve liderlik edememesi de bu kargaşada önemli bir yer tutuyor. Brüksel’de “Babacan’ın baş müzakereciliğinin AB organlarında nasıl karşılandığı” sorusuna, en ufak bir olumlu yanıt alabilmiş değiliz. Yani izlenim iyi değil…”.

Bu haliyle Türkiye’nin AB’ye yaklaştığından şüphem var.

Hatta Türkiye’yi hiç bir zaman AB üyesi olarak görmek istemeyenlerin ortak rüyası da “Türkiye’nin İslami bir Cumhuriyet” haline getirilmesi olsa gerek.
Bundan eminim.

***

Türkiye’de Siyasal Parti Sistemi ve Seçim Yasaları

Türkiye’de var olan sorunların çözümsüzlüğünün ana nedenlerinden biri de bence siyasi partilerin “demokrasi özürlü” olması.
Sadece CHP değil.

Tabii bu açıdan bakıldığında kendini sosyal demokrat diye tanımlayan bir partinin kurultay sonuçlarının kimseyi heyecanlandırmayan ve delege seçimi ile önceden sonucu belli bir organizasyon haline gelen bir şekilde olması üzücü bir durum.

Hem parti içi demokrasinin yaşanmadığı hem de her iktidara gelen partinin iktidara gelmeden gerçekleştireceğine dair söz verdiği Seçim Yasaları Değişikliği’nin nedense unutulması Türkiye’nin şanssızlığı.

İktidar partisi AKP ile ilgili son gelişmeleri ve gazetelerdeki köşe yazılarını okumak yeterli. AKP’de parti içi demokrasi kavramı gerçekten “yabancı bir kelime”.
Bu açıdan bakıldığında CHP’li Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün CHP’li milletvekili arakadaşları Prof. Mehmet Tomanbay, Hasan Aydın, Muharrem Toprak ve İsmail Değerli ile birlikte gerçekleştirdiği Brüksel Ziyareti çok yararlıydı.

Brüksel’de Avrupa Parlamentosu Sosyal Demokrat Meclis Grubu Başkanı Martin Schulz, Grup Başkan Vekili ve Türkiye Politikası Sorumlusu Jan Marinus Wiersma, Alman Sosyal Demokrat Grup Başkanı Bernhard Rapkay, eski Fransa Başbakanı ve sosyal demokrat milletvekili Michel Rocard, sosyal demokrat milletvekili Norbert Glante, Avrupa Komisyonu Sözcüsü Jean Christophe Filori, AB Komisyonu Türkiye Politikası sorumlusu Martin Harvey, Senatör Fatma Pehlivan, Gent Belediye Başkanı ve çok sayıda gazeteci ile görüşen “Daha demokratik bir CHP” heyeti bu konunun önemini anlattı.

Türkiye’nin halen var olan ve acilen çözülmesi gereken bir çok sorununun ancak partilerin ve seçim sisteminin demokratikleşmesi sayesinde mümkün olacağı konusunda masada oturan tüm taraflar hemfikirdi.

Avrupa Parlamentosu’ndaki sosyal demokrat milletvekillleri ve CHP’li politikacılar bu konuda birlikte çalışmak konusunda görüş birliğine vardılar.
Bu oldukça değerli bir gelişme.

Çünkü sosyal demokratlar bu konuyu hem 2006 yılının Nisan ayında ele alınacak Türkiye Raporu kapsamında hem de ikili ilişkilerde dile getirecekler. 
Gönül isterdiki CHP bu konuda mükemmel bir örnek olabilsin.

Ama bu galiba Deniz Baykal ile mümkün değil!

***

Solda Yenilenme

10 Aralık 2005 günü “Solda Yenilenme” adı altında gerçekleştirilen toplantıya DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin bir sendika lideri olarak öncülük etmesi çok doğru.
Çünkü “sol” muhalefetin aranır olduğu Türkiye’de sendikal hareketin hiç bir şansı olamaz. Sosyal demokrasi ve sendikalar sağlıklı bir demokrasinin en önemli temel sütunlarıdırlar.

Türkiye’nin acilen sorumluluğunun bilincinde “sol muhalefete” ihtiyacı var.

Bunun gerçekleşebilmesi için de “tartışma kültürüne”.

DİSK bunu gerçekleştiriyor 10 Aralık 2005 günü.

Erol Tuncer, Prof. Dr. Burhan Şenatalar, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Prof. Dr. Fuat Keyman, Prof. Dr. Kuvvet Lordoğlu, Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu, Prof. Dr. Ayşe Buğra, Prof. Dr. Fatmagül Berktay, Yrd. Doç. Dr. İpek İlkkaracan, Yrd. Doç. Dr. Kemal Kılıç, Tarık Akan, Rutkay Aziz, Meral Okay ve Pelin Batu’nun katkıları ile gündeme gelen bu tartışma kültürünü sürdürmek Türkiye Solu için çok önemli bir şans olabilir.

Bu amaca hizmet eden her çabayı desteklemeliyiz diye düşünüyorum. Bu toplantıya takriben 400 kişilik bir katılım olması da bu konuda herkesin hazır olduğunun kanıtı olsa gerek.

Toplantıda en çok konuşulan konulardan birinin de “sol nasıl olurda kadınlar ve gençlere ulaşabilir ?” sorusu olması sevindirici. Sol Hareket bir “yaşlı erkekler” hareketi cenderesinden sıyrılmak zorunda. Ancak bu şekilde geniş yığınlara ulaşma şansı var.

Bu toplantının en güzel sonuçlarından biri de Türkiye’nin bir çok köşesinde “workshop’lar” yapılacak olması.

İlk “workshop” ise Eskişehir’de olacak.

Eğer 2006 yılında bir erken seçim olacaksa Türkiye Solu için hedef “iktidara gelmek” olmak zorunda.

Bu hedefe ulaşabilmek için herkesin payına düşeni yapması şart.

Hem de CHP ile beraber ve CHP’ye rağmen!

Çünkü Türkiye için!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.