ALMANYA’DAN… Başbakan Derviş

ALMANYA’DAN… Başbakan Derviş

0
PAYLAŞ

Kemal Derviş hakkında son günlerde çok konuşuldu. Gazetelerde çok sayıda köşe yazısı çıktı.

Genel olarak herkes “Türkiye’nin onun değerini kavrayamadığını” ve “onun aslında lider olması gerekirken, bu şansın ona sunulmadığını” dile getirdi.

Beş buçuk yıl süren ve şu anda 2009 yılına kadar ara vermek zorunda kaldığım Avrupa Parlamentosu görevim sırasında çok iyi tanıma olanağı bulduğum Kemal Derviş gerçekten “alçak gönüllü” bir insan olarak bence aslında hiç bir zaman “liderliğe” soyunmadı.
Kemal Derviş inandığı davaya, “modern avrupai bir Türkiye’nin gerçekleştirilmesi” hedefine ulaşmaya hizmet etmek arzusundaydı hep.

Ve bu hedefe de ancak sosyal demokrat dünya görüşüne sahip insanlarla ulaşılabileceğini bilmekteydi.

Bence bu alanda en büyük hayal kırıklığını yaşadı. Mükemmel bir “ekip elemanı” olan Kemal Derviş, ne ismail Cem’in kurduğu “güya” sosyal demokrat partide ne de “sosyal demokrat” olduğunu iddia eden CHP’de kendisiyle uyum içinde çalışacak bir ekip bulamadı.

“Lider” olmak amacı olmadığından “liderim” diyenlerle iş birliği yaparak gerçekleştirmeye çalıştığı idealini ise “liderim” diye ortalıkta dolaşanların “lider olma vasıflarından yoksun olmaları” nedeniyle gerçekleştirme şansı olmadığını acı bir parlamento deneyimi ile tespit etmek zorunda kaldı.

Üyesi olduğu partinin başkanının “halka yabancı ve halk tarafından antipatik bulunuyor olması” söz konusu başkanın halkın sevgisini ve sempatisini kazanan Kemal Derviş’e yönelik “ucuz ayak oyunlarına” başvurmasını da beraberinde getirdi.

Dünyada ve özellikle AB genelinde çok iyi tanınan ve sevilip, sayılan Kemal Derviş’in değil de genelde pek sevilmeyen eski bir büyükelçinin CHP’nin Dış İşleri Politikası’nda “dediği dedik” bir konumda olması bence CHP’nin en büyük hatalarından biridir.

Aynı pozisyonda Kemal Derviş ile AKP iktidarına karşı çok büyük avantajlara sahip olabilecek CHP, başkanının sandalye tutkusu nedeniyle bu alanda dünyadaki sosyal demokrat partiler içinde en “tutucu” olanı konumunda bir “resim vermeyi” bile ne yazıkki başardı.

CHP’nin hali hazırdaki Dış İşleri Politikası ve onun aktörleri, AB genelinde AKP’nin daha fazla ciddiye alınması ve hatta sosyal demokratlara “yakın” bir parti muamelesi görmesine en fazla katkıda bulunan oldular.

Daha da acısı, ekonomi politikaları alanında oldu.

Kemal Derviş’in ekonomi politikasını tasdik etmeyebilirsiniz.

Hatta bu alanda onu “fazla amerikaya yakın” bulabilirsiniz. Ancak onun bilgi ve deneyimi sonucu inanarak savunduğu ekonomi politikasını eleştirirken bu işten anlamanız ve alternatif sunmanız gerekir.

İşte bu alanda da halkın gözünde “avukatlar ve müteahhitler” partisi konumunda olan CHP yine sınıfta kaldı.

Ekonomi politikası alanında ezbere bildikleri zaman aşımına uğramış eski “sol söylevler” dışında sunabilecek hiç bir şeyi olmayan bazı CHP milletvekilleri Kemal Derviş’e yönelik “içi boş” saldırılarla hiç değilse gazetelerde adlarının çıkmasını sağlamış olabilirler ama “cahilliklerini de” sergilemiş oldular.

Kemal Derviş, Tony Blair ya da Gerhard Schröder’ ile aynı içerikleri savunan bir sosyal demokrat olarak “ne dediğini bilenler” arasında yer aldığından kendisine yönelik sözde “ekonomi uzmanlarının” kalitesiz eleştirilerine de katlanmak zorunda kaldı.

Elbette hata yaptı. “Türban” ile ilgili çıkışı bence doğru değildi.

Ama bu konularda da hep tartışmaya ve iknaya açık bir tavrı oldu.

Doğru dürüst bir Dış İşleri ya da Ekonomi Politikası olmayan, insan hakları ve demokrasi ihlalllerinde ya sessiz kalan ya da en sonunda “cılız” sesi duyulan CHP yönetimi Kemal Derviş’e yönelik “afaroz” operasyonunda başarılı olmuş olabilir.

Ancak aslında kendi kendini de “afaroz” ettiğinin farkına vardığında çok geç olacak.
Belki de böylesi daha iyi.

Çünkü bizlerin de Kemal Derviş ile birlikte yaşadığımız bu CHP “macerasında” görülen bir gerçek var.

O da: Türkiye’nin sosyal demokrat partisinin bu CHP olmadığı!

Ya CHP içinde hala direnen sosyal demokratlar hepimizi şaşırtarak CHP’yi avrupai bir sosyal demokrat parti yapacaklar. Bu parti tüm anti-demokratik unsurlardan arındırılacak.
Ya da yeni bir sosyal demokratik partileşme gündeme gelecek.

Bu arada Kemal Derviş Birleşmiş Milletler’de en üst düzey konumda ve sosyal demokrat içeriklere en uygun görev alanında başarıyla çalışmalarını sürdürecek.

Ve orada görevi bittiğinde belki de o süreç zarfında Türkiye hak ettiği sosyal demokratlarına kavuşmuş ise Kemal Derviş te şu anda gerçekleştiremediği idealini gerçekleştirme şansı bulacak.

O “lider” olmaya aday değil. Ancak gerçek bir “sosyal demokrat liderin” başarıdan başarıya taşıdığı bir sosyal demokrat partinin tüm dünyanın takdirini kazanmış “başabakanı” olarak bence Türkiye için bulunmaz bir şans olabilir.

Niçin olmasın ?

Dört ya da beş yıl ustaca kullanılabilinirse Türkiye ve sosyal demokratlar kazanabilir.
Ben bu arada Avrupa Parlamentosu’ndaki odamı ortak kullandığım, uzun bir süre birlikte mükemmel çalıştığım ve bazen “itiraf ediyorum, haklı olarak benim kavgacı yanımı eleştiren” dostum Kemal Derviş’e başarılar diliyorum.

Birlikte Türkiye’de CHP için, Almanya’da SPD için seçim kampanyası yürüttüğümüz gibi yarın da “Başbakan Derviş” kampanyasında buluşmak umuduyla diyorum.

BİR CEVAP BIRAK

16 + eleven =