ALMANYA’DAN… Babalar ve doğruları

Filmlere gittiğimizde kızını “siyah” bir arkadaşı olduğu için baskı altına alan babaların bu davranışına bozuluruz. Gazeteyi okurken Almanya’da bir Alman babanın oğluna sevdiği Türk kızı ile evlenmesini yasakladığını okuduğumuzda demediğimizi bırakmayız. Babalar olarak biraraya geldiğimizde Bülent Ersoy’u keyifle dinleriz. Ancak oğlumuz kendisinin bir erkek ile birlikte yaşadığını söyleyecek olursa zıvanadan çıkarız. Beğendiğimiz Amerikalı güzel kadın yıldızın lezbiyen olması bizi hiç rahatsız etmez,  bu konuda çok demokratızdır. Kızımız kadın arkadaşı ile bir yaşam tercihi yaparsa dünyamız çöker. Hatta onu red bile edebiliriz.

Erkek arkadaşlarımız, patronlarımız, dostlarımız arasında kendilerinden çok genç eşi olanlar ile sıkıntısız ortak dostlukları paylaşırız. Kendinden genç erkeklerle olan kadın tanıdıklarımız için her zaman koca bir hoşgörümüz vardır. Her fırsatını bulduğumuzda kendimizin “ne kadar mükemmel baba” olduğumuzla gurur duyarız. Hele bir de bu nedenle övülüyorsak keyfimize diyecek yoktur. Baba olarak oğullarımızla ve kızlarımızla ne derece yakın arkadaş olduğumuzu bol, bol anlatırız. Ama bu arkadaşlarımız yaşam tercihleri yaptığında ve bu tercihler bize uymadığında tek “doğru” “babanın doğrusu” oluverir.

Anadolu’da cahilliğin hüküm sürdüğü yörelerde “töre adına” kızlarımıza yönelik şiddeti “namusumuz” adına açıklarız. “Namusumuz” uğruna hemen feda ettiğimiz kızımızın bizim baba olarak topluma bakacak bir yüzümüzün doğal bedeli olduğundan şüphemiz yoktur.

Modern Türk babası olduğumuz iddiasında isek bu sefer “gurur” kavramı çocuklarımızın yaşam tercihleri önünde bir duvar olur. Başlarız, “sen bu senden büyük adam ile kadınla gidersen unut beni” ya da “ya ben ya o” demeye. Kızımızın ya da oğlumuzun “bizim doğrularımıza” uymayan bir yaşam tercihi yapması bizi tek bir açıdan ilgilendirir: “Ben insan içine nasıl çıkarım? Yediremem bunu kendime!” Aynı konumda kendimiz olsak babamıza kafa tutarak bildiğimizi okuduğumuzu ya da okuyacağımızı hemen unutuveririz.

Çocuklarımızı dokuz ay taşıyan ve bebekken ağladığında hep kalkan ve de onların tüm yakın arkadaş olduğumuz iddalarımıza rağmen bizlerden daha fazla sır küpü olan eşlerimiz sanki “gurursuzdur”. Çünkü onlar genelde kızlarının ve oğullarının yanındadır tercihler söz konusu olduğunda. “Ben ne yaparım şimdi?” sorusuna karşın çocukların kendi tercihleri ile mutluluğu onlar için daha önemlidir. Ama biz babalar çocuklarımızın hangi şekilde mutlu ya da mutsuz olacağını iyi bildiğimiz iddiasındayızdır.

Kendi “doğrularımıza” aykırı bulduğumuz için kızlarımızı ve oğullarımızı sevdiklerinden kopardıktan sonra aslında onları “o an kaybettiğimizi” göremeyiz. Ve daha kötüsü bizi çok seven çocuklarımızın o an hem babalarını hem yaşamı paylaşmak istedikleri sevdiklerini ve aslında herşeyi kaybeden olduklarını keşke görebilecek kadar becerikli olabilsek ve sevdiklerimizi “her türlü yöntemle” yanımızda tutup aslında “fersah fersah uzaklaştırmasak” kendimizden.

Babalar olarak Türkiye’de “böyle gelmiş böyle gider” bu durumu yaşatmaya devam ederiz. Kızlarımız ya da oğullarımız da “aman babamı kaybedemem” diyerek “her şeyi kaybetme kararı verirken” aslında bu düzeni devam ettirdiklerini göremeyecek bir halde olduklarından sorumlu tutulamazlar bundan dolayı.

Ve Türkiye’de birbirine kavuşamayan, birbirinden koparılan insanlar üzerine niçin bu kadar çok türkü ve şarkı var diye düşünmeden meyhanelerde bu şarkıları kederle dinleyerek rakılarını içmeye devam eder babalar. Ben de bir babayım ve bu benim bir özeleştirim olsun. Dilerim biz babalar da değişiriz. Çocuklarımız için! Bu da vasiyetim olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 5 =