ALMANYA’DAN… Bu nasıl demokratik bir seçim?

22 Temmuz 2007 günü Türkiye’de seçmenler yeni bir meclisi seçecekler. Ama kendi adaylarını seçme olanakları yok. Onlar sadece parti başkanlarının onlara dayattığı adaylar arasından birilerini seçme şansına sahipler.

Yani çok parası olan, parti başkanı için her türlü “itaatkar” kategorisindeki ve belki de seçildiği bölgeyi bile tanımayan birileri gene milletvekili olacaklar.

Almanya, Hollanda ya da Belçika’da yaşamakta olduğu seçim bölgesinde hem partisinin üyelerinin hem de seçmenin güvenini kazanmış ve bölgedeki parti teşkilatının kongresi tarafından seçim bölgesi adayı olarak seçilmiş olanlar arasından bir tercih yapmak olanağı yok Türkiye’deki seçmenin.

Oysa demokratik diye tanımlanmaya layık olacak bir seçim de seçmen gerçekten kendi tercihini yapabilmeli. Türkiye’de olduğu gibi Erdoğan’ın, Baykal’ın, Ağar’ın, Mumcu’nun, Bahçeli’nin ve de diğerlerinin tercih ettiklerine oy vermek zorunda bırakılmamalı.

İşte size tam Türkiye’lik ve de belki rahmetli Aziz Nesin’lik bir milletvekili adaylığı öyküsü sunuyorum.

Çarşamba Günü  Almanya’da kendi seçim bölgem Rüsselsheim’de bir cafede dostlardan biriyle otururken beni gören yörenin işadamlarından biri yanıma geldi. Hatta epeydir onu bir iş görüşmesi için bekleyenlerin oturduğu masaya da oturmadan yanıma oturdu. Onlar da bozulup gittiler ama bu bizimkinin pek umrunda olmadı.

Anadolu’nun göbeğinde bir ilde yaptığı başarılı çalışmaları anlattı. Konut yapıp satıyormuş ve bu alanda yeni geliştirdiği garanti sistemi çok tutmuş tarzı bir sohbetin sonunda laf seçimlere geldi.

O ilde aslında DYP adayı olmak üzere tüm planlarını yaptığını ancak Mehmet Ağar’ın cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında meclise gitmemesi nedeniyle ona tepkilerin arttığını izlediğini ve DYP adaylığında şans görmediğini ve de bu nedenle AKP adayı olmaya karar verdiğini belirtti. Aslında ilin çıkardığı dört milletvekilinden bu sefer en az ikisi ya da üçünün AKP’ye gideceğine ve tek milletvekilliği için DYP, CHP ve MHP’nin şansları olduğunu gözlemlediğini de belirtip “acaba CHP adayı olabilir miyim?” şeklinde benim ağzımı aradı. Benim bir politikacı olarak “kendisine ne önerdiğimi” sordu.

Ardından benim yanımdaki dostuma yaptığım bir şaka onun hemen “Yüzbin avronun lafımı olur ben milletvekili olmak için hemen ikiyüzbin avroyu vermeye” hazırım derken çok ciddiydi. Yanımdaki dostumdan Almanya’daki önemli bir şahsın telefonunu aldı. Çünkü bu şahıs adayı olamak istediği partinin başkanına çok yakın biriydi.

Kendisine aday olacağı ildeki parti temsilcileri ile de görüşmesini önerdiğimde benim bu konudaki “cahilliğime” şaşırdı. Çünkü adayları parti başkanı Ankara’da belirleyecekti ve “ildekileri kim takardı”. Haklı. Neyse ardından kalktı ve lüks cipine bindi. Siz bu satırları okurken o da uçakta Türkiye’ye uçuyor olacak. Kim bilir belki de 23 Temmuz 2007 günü yeni bir TBMM ile konuştum Çarşamba Günü!

İşte sadece Almanya’da çok para kazanmış ve artık “bol param var şimdi sıra milletvekili olmaya geldi” diyen kişilerden sadece bir örnek. Eminim Türkiye’de durum farklı değil.

TBMM’de hangi partiden olursa olsun milletvekilleri halkın geniş kesimlerini temsil etmedikleri ve sadece cüzdanlarının gücü ve liderlere bağlılık derecelerine göre vekil oldukları sürece bu ülke istediği kadar “AB standartlarını yakaladığını” iddia etsin aslında AB’den fersah, fersah uzakta.

Az kalsın yazmayı unutuyordum. Yukarıda sözünü ettiğim işadamına ben AKP adayı olmasını önerdim. Hem ona hem anlattıklarına hem de Türkiye’ye en uygunu bence.

 
 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.