ALMANYA’DAN… Büyük Koalisyona Doğru

ALMANYA’DAN… Büyük Koalisyona Doğru

0
PAYLAŞ

İki hafta boyunca ilk defa görme şansına sahip olduğum Bodrum ve yöresinin güzelliklerine hayran kalırken diğer yandan da bu harika doğanın nasıl acımasızca çirkinleştirildiğini de görmek zorunda kaldım.

Türkiye’nin “doğuştan ve sonradan olma zenginlerinin” sanırım daha çok “görülmek” amacıyla “34” ve “06” plakalı otolarla istila ettikleri Bodrum ve çevresindeki Türkbükü ya da Gümüşlük gibi şirin köyler ve koylar “büyük hayal kırıklığına” dönüşmüş.

Hele Türkbükü tam bir abluka altında.

Denizde sanırım sadece “herkes görsün” diye satın alınıp genelde garsoniyer gibi kullanılan yatlar bir kaç aylığına bağlanmış olduklarından ve bu yatlardan arta kalan sularda da tam bir “çevre” düşmanı araç olarak tanımlabilinecek jetskiler bir oraya bir buraya gidip gelirken ortalığı “pis” bir benzin kokusu kapladıklarından koylar artık güzelliklerini yitirmiş durumdalar.

Bu yat sahiplerinin kendi girdikleri denizi kirletmeye gösterdikleri özen ise beni çok şaşırttı. Oysa içinde yüzdükleri suların temiz olmasından en karlı çıkacak olanlar da onlar.
Sahil ise daha da berbat durumda.

Gündüz paralı plaj ve geceleri “pahalı” lokanta olarak kullanılan iskeleler nedeniyle neredeyse “halka yasak” hale gelmiş bulunan sahilin de “huzur” arayanlara sunabileceği bir şey kalmamış.

Hatta medyada CHP üyesi olduğu belirtilen bir şahıs yasalara aykırı bir şekilde iskelelerden birine açılıp kapanan bir köprü yaptırarak üyesi olduğu partiye adını veren “halkı” içeri almamayı amaçlamış. Bakalım CHP bizi daha nasıl şaşırtacak.

Bir yandan turistik tesislere çok yakın balık çiftlikleri diğer yandan tabiatın güzelliklerinin tadına çıkarmak amacıyla geldikleri koyları çirkinleştiren “yeni zenginler” Bodrum’un “ömrünü kısaltmak için” yarış etmekteler birbirleriyle sanki.

Almanya’da “Erken Seçim” nedeniyle fazla uzun kalamadığım ve Didim ya da Datça gibi tatil kasabalarını göremeden dönmek zorunda kaldım.

Neyse bir dahaki izne artık…

Evet tam tatil zamanı Almanya’da hızlı bir seçim telaşı yaşanmakta.

Üstelik bu Erken Seçim hem Avrupa Birliği hem de Türkiye için oldukça önemli.
Almanya’da gündeme gelen bu “Erken Seçim” sonucunda oluşacak hükümetin Avrupa Politikası hem Avrupa Birliği’ni hem de Türkiye’yi çok etkileyecek.

Hristiyandemokratlar ve liberaller bir koalisyon hükümeti kurabilirlerse uzun vadede uygulayacakları politika ile Türkiye’nin AB üyeliği yerine özel statü tarzı bir çözümle AB’ne bağlanması stratejisini gerçekleştirmeyi amaçlayacaklar.

Şimdiki sosyaldemokrat ve yeşillerden oluşan koalisyon hükümetinin bir sürpriz yaparak iktidarda kalması durumunda ise Türkiye sevinen taraf olacak.

Son durum ne ?

Başbakan Gerhard Schröder’in partisi SPD beklenenin tersine oy kaybını durdurmayı başarmış durumda. 2004 yılının Haziran ayında Avrupa Parlamentosu Seçimi’nde uğradığı hezimet bu sefer gündeme gelmeyeceğe benziyor.

Başbakan Gerhard Schröder de son kamuoyu yoklamalarında yüzde 47 ya da 48 civarında halk desteğine sahip konumda.

Buna karşılık Angela Merkel yüzde 34 ve 38 arasında bir halk desteğine sahip.
SPD seçim biriminin elindeki son kamuoyu yoklamalarının rakamlarına göre SPD şu anda yüzde 26 ile 29 arasında bir seçmen desteğine sahip ve bu destek son haftalarda yükselmekte.

CDU ve CSU ise hem başbakan adayı Angela Merkel’in karizmatik olmaması hem de Alman seçmenlerin her geçen gün daha fazla CDU ve CSU’nun da Almanya’da fazla bir şey değiştiremeyeceklerine inanmaları nedeniyle oy kaybetmekteler.

Bir kaç ay önce yüzde 50’ye ulaşan CDU ve CSU’nun son kamuoyu yoklamalarına göre alabildikleri destek yüzde 42 ile 45 arasında değişmekte. Ve oy kaybı da sürmekte.
Yeşiller liderleri Joschka Fischer’in adının karıştığı “vize skandalı” nedeniyle epey oy kaybetmis durumdalar. Hali hazırda yüzde 7 ve 9 arasında bir desteğe sahip görünüyorlar.
FDP (liberaller) ise CDU ve CSU ile iktidar ortağı olmak hedefiyle yürüttükleri seçim kampanyasının pek bir faydasını görememiş durumdalar. Yüzde 6 ve 8 arası bir oranda destekleniyor gözüküyorlar. Ancak bu seçim gününe kadar yüzde 5’e kadar da inebilir bir risikoya sahip.

Bu seçimin tek kazançlı partisi ise SPD’den ayrılanlar ile eski Doğu Almanya Komünist Partisi devamı olan PDS’in bir araya gelerek oluşturdukları “Sol Parti”. Adı dışında sol ile ilgisi pek olmayan bu parti şimdiden tüm protesto oylarını toplamış durumda.

Ayrıca bu partinin liderlerinden biri konumunda olan eski SPD’li Oskar Lafontaine’nin Türkiye karşıtı ve yabancılar aleyhine sözleri belli miktarda aşırı sağcı bir kesimin de bu partiye yönelmesine yol açmış durumda. Bu partinin oy oranı da şu anda yüzde 9 ve 13 arası gözüküyor.

Bu partinin Bundestag isimli Federal Meclis’e elliye yakın milletvekili göndermesi kesin gözükmekte. Bu da Türkiye için cazip bir durum olmayacak. Bu partinin “Ermeni Soykırımı” iddiasını destekleyen ve PKK konusunda da net olmayan çizgisiyle nasıl bir Türkiye Politikası’na sahip olacağını şimdiden kestirmek mümkün.

Bu partiden milletvekili olma sevdasıyla hepimizi şaşırtarak kendini aday seçtiren Hakkı Keskin’in seçildiği takdirde bu partinin meclis grubuna en fazla altı ay dayanabileceği ve sonra bağımsız milletvekili olmayı tercih edeceği konusunda şimdiden iddiaya girmeye de hazırım.

Çünkü hiç bir aklı başında Türkiye kökenli insanın yer alamayacağı kadar sekter, dogmatik ve boş vaatlerden oluşan bir programa sahip olan bu parti bence Almanya demokrasisi için de bir sorun olmaya aday konumunda.

İşte bu koşullarda eğer hristiyandemokratlar ve liberaller hükümet kurmaya yetecek kadar sandalye çıkaramazlarsa ve şimdiki hükümet aynı şekilde yeterli sayıya ulaşamazsa bu durumda bir “Büyük Koalisyon” kaçınılmaz olacak.

Çünkü Sol Parti’nin sandalyeleri eklendiğinde SPD ve Yeşiller bu parti ile koalisyon oluştursalar iktidar için yeterli sayıya erişebilseler de Almanya’nın çıkarları için ne SPD ne de Yeşiller seçim sonrası birbirlerini yiyecekleri şimdiden kesin gözüyle bakılan ve aralarında seçilmeleri Almanya için talihsizlik olan isimlerle bir hükümet kurmaya niyetliler.

Doğrusu da bu.

Bu durumda da Almanya’nın hali hazırda içinde bulunduğu zor koşullarla başa çıkabilmesi ve ülkenin politik bir kaos ortamına itilmemesi için bir SPD-CDU-CSU Koalisyon Hükümeti gündeme gelebilir.

Böyle bir hükümetin Türkiye Politikası’da ufak çapta da olsa bir değişikliğe uğrayacaktır. Buna da Türkiye’nin hazırlıklı olmasında fayda var.

BİR CEVAP BIRAK