ALMANYA’DAN… Böyle mi barışa kavuşulacak?

Bir günlüğüne Kıbrıs’taydım. Sevdiğim insanlarla, dostlarımla beraber olmak bir gün için de olsa çok güzel. Hele adayı tanıyıp da sevmeye başladıysa insan sahilde oturacak kısa bir vakit bulduğunda tüm yorgunluklarını unutabiliyorsa bu güzel ülkenin değerini de daha iyi anlıyabiliyor.

Biliyorum aşağıda kaleme alacaklarıma kendilerini “solcu” olarak tanımlayıp sürekli CTP-BG’yi “barışa katkı sunmayı vaat edip de bunu gerşekleştirmeyen parti” olarak suçlayan ve beni de bir sosyal demokrat olarak gayet doğal olan CTP-BG ile dayanışmamdan dolayı benzeri şekilde eleştiren kimi kalemler tepki gösterecekler. Bazılarının “Barış Harekatı’nın yapılmasıyla” olan sorunlarını kaleme aldıkları yazıları okuduğumda çok şaşırmaktayım. Sanki geçmişte ve bugün “Kıbrıs Sorunu’nun ortaya çıkmasının tek sorumlusu Türkler’miş” gibi yazabilmek hem de bu yazıları bir Kıbrıs Türk’ü olarak yazmak ne yalan söyleyeyim Kıbrıs Gerçeği’ni göz önünde tuttuğumda beni “şok etmekte”.

AP koridorlarında Rum Kesimi’nden diplomatların ya da gazeteci kimliği ile gezen her tür görevlinin “yalanlarla dolu” propaganda faaliyeti yapmasına şaşırmıyorum. Bu iş onların sadece “ekmek paraları” aldıkları bir görev değil aynı zamanda ilkokul birinci sınıftan itibaren yanlış bilgilerle donatılmış olan eğitimlerinin ve beyinlerine yerleştirilmiş bir “Türk Düşmanlığı’nın” doğal olarak neden olduğu “milliyetçilikleri” gereği vatani hizmetleri.

Ancak onların kullandığı dili kullanarak ve tek taraflı olarak Kuzey’de herkesi tek bir tarzda eleştirenler nasıl oluyor da Güney’de ağzının açtığında özünde “kalıcı bir barışı istemediğini” ilan eden politikacıları görememekteler merak ediyorum. Tamam ben etik olarak hiç bir zaman kabul etmesem ve bir insan olarak affetmesem de bu işi  Güney’den sağladıkları çıkarlar için yapanlar olabilir. Ancak genel olarak bunun böyle olduğuna inanmak istemediğimden olsa gerek bu “saflığa” çok üzülüyorum!

İşte bakın kimilerinin belki de seçildiği takdirde “Kıbrıs Cumhuriyeti” rüyalarını gerçekleşetireceklerine inandığı şahsın son demeci: “…Meclis, vatanımızın özgürlüğü, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü için mücadele edenleri ve kendini feda edenleri onurlandırıyor. Ülkedeki demokrasi ve meşruiyet için her iki toplumun milliyetçi ve faşist çevreleriyle mücadele edenlere karşı da onur borcumuz vardır.
Atina cuntasının ve EOKA-B’nin hain darbesi ve barbar Türk işgali ile tırmanan dış müdahaleler ve iç unsurlar tarafından devletin altının oyulması pek çok sorun ve yıkıma neden oldu. Kıbrıs bağımsızlık günü hepimize, 1974 yıkıntıları içerisinden ülkeyi yeniden yaratmak için zor şartlar altında mücadele eden halka aittir. 33 yıldır halkımızın adalete ermesi için mücadele ediyoruz. Kıbrıs sorununa; işgale ve kolonizasyona son verecek ve vatanımızın toprağını, halkını, ekonomisini ve kurumlarını yeniden birleştirecek adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulunması için mücadele ediyoruz.
BM’nin Kıbrıs’la ilgili kararlarına, uluslararası hukuk ve Avrupa hukuku ilkelerine, uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasını öngören Doruk Anlaşmaları’na dayanacak bir çözüm taahhüt ediyorum. Kıbrıslı Rumların, Türklerin, Maronitlerin, Ermeni ve Latinlerin güvenlik şartları içinde ortak vatanımızda geleceklerini inşa edebilecekleri barış ve refah içinde bir vatan için mücadele ediyoruz.
Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızı; ortak kazanımımız Kıbrıs Cumhuriyeti için selamlıyor ve onları, vatanımızı ve halkımızı yeniden birleştirmek için ortak mücadeleye çağırıyorum…”
Bu sözleri söyleyen AKEL üyesi ve Cumhurbaşkanı adayı Dimitris Hristofyas Kıbrıs’ta faşist EOKA-B Darbesi yapıldığında cesur bir şekilde yani bir Allende gibi eline steni alıp düşmana karşı tavır alan cesur bir komünist miydi ya da bir kenarda saklanıp  ülkesindeki faşistlerin Türk Silahlı Kuvvetleri sayesinde kaçacak delik aramasını mı seyretti bilmiyorum.

Ancak bildiğim bir gerçek var ki, o da Kuzey Kıbrıs Halkı büyük bir çoğunlukla Annan Planı’na “Evet” derken hem de kendi canlarını kurtarmış ve onları hala korumakta olan ve bu görevi yerine getirirken benim de izlediğim gibi Kuzey Kıbrıs insanlarının haklı eleştirilerine neden olacak hatalar da yapan Barış Kuvvetleri’nin desteğine sahip olduklarını iddia eden “Annan Planı’na karşı” Türk parti ve politikacıların her türlü propagandalarına rağmen kararlı bir şekilde bu tavrı aldı.

Yukarıdaki konuşmayı yapan ve kendini “komünist” ya da “solcu” olarak tanımlayan şahıs ise ülkenin “en milliyetçi politikacılarının” yanında saf tutarak Annan Planı’na “Hayır” dedi. Kuzey’de Akel’i solcu bir parti olduğuna  ve sol kavganın evrensel bir kavga olduğuna inanarak, Güney’de sol’un milliyetçiliğe teslimiyetini büyük hayal kırıklıkları ile yaşadılar.

Bu tavrı alan birinin sonra da karşısında “cesur bir devrimci” gibi savaşıp savaşmadığını bilmediğim faşist EOKA-B Darbesi ile Barış Harekatı’nı eş değerde gösteren bir demagoji ile oy avcılığına çıkarken bunu “barış” için yaptığını iddia etmesine “kim inanabilir?” gerçekten merak ediyorum.

Bu tarz demeçler Güney’deki adalıların evlerinin bahçesine çektikleri ve sayıları Kıbrıs Bayrağı’ndan çok daha fazla olan Yunanistan Bayrakları’nın sayısının artmasını sağlamaktan başka bir işe yaramaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 3 =