ALMANYA’DAN…Can ve mal güvenliği

Brüksel’de AB Komisyonu koridorlarında “babycan” diye tanımlanan Türkiye’nin hem ekonomisinden hem de AB ile yürüttüğü tarama ve müzakerelerinden sorumlu bakanı istediği kadar Türkiye’yi “Ortadoğu’nun İsviçre’si” gibiymişcesine tanıtsın gerçekte Türkiye “fakir ve aç insanlarla dolu” bir ülke.

Günlük gazetelere bir göz atmak yeterli Türkiye’de can ve mal güvenliğinin ne düzeyde olduğunu görmek için.

Korkarım bunu AB kamuoyu da çok iyi görmekte.

Türkiye’de “polis” galiba sadece izinsiz mitinglere, izinsiz basın toplantılarına, gecekondu yıkımına karşı çıkanlara, devlet ve parti “büyüklerinin” her fırsatta açtıkları yol ya da alışveriş merkezi propaganda gösterileri sırasında “açım” diye bağıranlara müdahale etme alanında uzmanlaşmış olmalı.

Çünkü diğer alanlarda “kayıp”.

Ortaköy ve Kuruçeşme arasında “yeni zenginlerin” kendilerini ve genelde “cüsseleri ile çelişkili araçlarını” göstermek amacıyla “takıldıkları” mekanların önünde “değnekçi terörü” caddeyi “normal insanlar” için geçilmez hale getirdiğinde yanınızdaki yabancı arkadaşınıza “trafik polisi” diye bir kurumun Türkiye’de olmadığı palavrasını çok inandırıcı bir şekilde atabilirsiniz.

Çünkü vatandaşına saygı duyan bir ülkede vatandaş “Porsche’den” sonra gelmez. Geldiğini iddia edenin de hem ehliyetini hem de “Porsche’sini” alırlar ve bir de hakkında soruşturma açarlar. Ayrıca vergi ödeme alışkanlığına da bir göz atmayı ihmal etmezler. Hukuk devletinde herkes “nereden ve nasıl kazandığını” açıklamakla yükümlüdür. Trafik kuralları söz konusu olduğunda da “ne cüzdan ne de makam” avantajı vardır.

Türkiye’de olduğu gibi ya halk ya da belediye otobüsünde, “yeni zengin ve değnekçilerin” trafik polisinin kayıtsız kaldığı “trafiği tıkama zorbalıkları” nedeniyle çaresiz beklemez kimse Türkiye’nin galiba hiçbir zaman üyesi olamayacağı AB ülkelerinde.

Vatandaşa saygısızlık olayının ötesinde daha vahim bir durum var acaba “Polisler ne işe yarar?” diye sorduran bana.

2010 Avrupa Kültür Başkenti diye tanımlanmasına sevindiğimiz metropol İstanbul’da TEM üzerinde aralarında eski polislerinde bulunduğu bir çete tarafından otobüs durdurabilinip yolcu kaçırılıyor.

Yine aynı kentte birileri hamile kaldığı için bir kadını vurup ardından ormanlık alana atıp orayı yakmaya kalkıyorlar. Bir eczane soygununu çalışanlar engelledi diye kahraman oluyorlar. Ya soyguncu silahlı olsaydı ve iki genç bayan ölseydi ? Bu soru kimseyi ilgilendirmiyor. Aksaray’da Azerbeycan uyruklu bir bayan sokak ortasında on bıçak darbesiyle can çekişerek yaşamını yitiriyor. Kütahya’da katledilen11 yaşındaki bir çocuğun katili olduğu iddia edilen kişinin ailesinin yaşadığı ev ateşe veriliyor.

Bu yukarıda saydıklarım sadece bir günden birkaç örnek.

“Solcu” ya da “bölücü” oldukları için insanlar linç edilmeye kalkışılıyor bazı bölgelerde. 

Türkiye’nin üyesi olmak istediği AB ülkelerinde bu olayların sadece birkaç tanesi o ülkenin İç İşleri Bakanı’nın “ben bu işi düzeltemiyorum” diyerek istifa etmesini beraberinde getirirdi.

Bence kimse “yasalar polisin elini bağlıyor” bahanesinin ardına sığınmasın. El bağlayan yasalar her ülkede var. Suçsuzlar zarar görmesin ve üniforma taşıyanlar bu durumu istismar etmesin diye.

Ayrıca o yasalar nedeniyle hiç bir AB üyesi ülkede “açım” ya da “işsizim” diye bağıranı polisler “döve, döve” ya da “ağzını ve burnunu elle kapayarak” ite kaka götürmezler. Yasalar buna izin vermez. Ama bu uygulama sırasında Türkiye’de kimsenin yasalara aldırış etmediğini de görünce “acaba bu yasalar kadınlar bıçaklanırken müdahaleye” nasıl bir engel yaratabilirler diye sordurtuyor. Ya da “suçlu” olduğu sanılan bir insanın evi yakılmaya kalkıldığında bu evi korumak polisin görevi değil mi? Hangi yasa bu görevi engelliyor acaba?

Evet, Türkiye’de normal yaşamını sürdüren insanların sadece “vatandaşa duyulmayan saygı” sorunu yok, çok daha kötüsü “can ve mal güvenliği” sorunu var.

İktidarın öyle iddia ettiği gibi “her şey iyi”  gitmediğinden toplumda işsizlik, fakirlik ve beraberinde gelen sorunlar Türkiye sokaklarını bugüne kadar olmadığı şekilde tehlikeli hale getirmiş durumda.

Vatandaşının “can ve mal güvenliğini” sağlamaktan yoksun “ bir iktidarın seçimlerde alternatifinin olmaması da Türkiye’nin en büyük talihsizliği galiba!

Not: Yazı 28 Temmuz 2006 Cuma günü Birgün Gazetesi’nde de yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here