ALMANYA’DAN… Dikkat, torpido!

ALMANYA’DAN… Dikkat, torpido!

0
PAYLAŞ

Deniz oldukça sakin…

Koca gemi suları yara, yara ağır, ağır ilerliyor.

İspanyol kaptan ve finli yaveri güvertedeler. Geminin Alman, İngiliz, İtalyan, İspanyol ve bir çok başka avrupa ülkesinden tayfaları çalışmaktalar. Koşturmaktalar. Ancak bu tayfaların sağa sola koşturmalarından yola çıkacak olursak pek de iyi koordine edildikleri söylenemez.

Gemideki koşuşturmaları izleyen yolcular arasındaki iki Türk’ten biri diğerine “Allah vere de bir fırtınaya filan yakalanmasak, bu gemi personeli pek becerikli değil. Fırtına ile baş edemezler diye korkuyorum.” diye fısıldıyor.

“Haklısın” diyor diğeri ve devam ediyor “ne yapalım, çıktık bir şekilde yola, hem tek gemi buydu, dua edelim de fırtına filan çıkmasın. Limanımıza varabilelim kazasız, belasız.”

Aynı anda gemiden çok fazla uzakta olmayan sularda hangi deniz kuvvetlerine ait olduğu belli olmasın diye özel olarak kamufle edilmiş bir denizaltı gemiye doğru hızla yol almakta.

Denizaltının kaptanı daha önce de “Greenpeace” isimli dünya çapındaki bir çevre örgütünün silahsız gemisini batırmakla namlı bir deniz kuvvetlerinin tecrübeli bir subayı.
Denizaltı personeli gizli bir operasyonu uygulamakta.

Hepsi alarm halindeler.

Denizaltının sürekli yaklaşmakta olduğu gemide ise kaptan ve yaveri kaygılılar. Çünkü geminin rotasından memnun olmayanların sabotaj yapmasından çekiniyorlar.
Kaptan yaverine “Gidin ve lütfen gemimizin Yunan, Kıbrıs, Avusturya, Danimarka, Hollanda ve Fransız kökenli personelinin dosyalarını bir çek edin. Sahi bazı Almanlara da bakmanızda fayda var. Aralarında sabotaj amacıyla gemide bulunanlar olmasın.” emrini veriyor.

Aynı esnada denizaltı içinde bir cavuş, “Komutanım hedefin yeri belirlendi. Emrinizi bekliyoruz.” diyor.

Kaptan bu habere seviniyor. Gemi henüz çok uzakta ama daha fazla yaklaşmaları zaman alacak ve belki de gemiyi gönüllü korumak niyetinde olan Amerikalılar’ın her hangi bir muhrip ya da denizaltısı ile karşılaşma ihtimali yüksek. 6. Filo boş durmuyor.

Ayrıca uydular da denizaltının gemiye tehlikeli bir biçimde yaklaştığını farkedip gerekli önlemlerin alınmasına neden olabilir.

Daha da kötüsü denizaltı kendini deşifre etmek zorunda kalabilir. O zaman da operasyon suya düşer.

Kaptan karar vermek zorunda.

“Bu mesafeden hedefi batırma şansımız nedir ?” diye soruyor.

“Yüzde yetmişbeş komutanım” cevabını alıyor.
“Peki, torpidoyu ateşleyin” emrini veriyor.

Geminin kaptanı güvertede. Uzakta bir yerde bir denizaltının torpido deliğinden çıkarak suyun altında gemisine doğru yol aldığından habersiz dolunayın aydınlattığı uçsuz bucaksız denizin o gecelere özgü güzelliğini izlemekte.

Torpido ayarlandığı şekilde hedefe doğru gitmekte. “Made in france” silahların da Amerikan, Alman ya da Rus silahları kadar işe yarar olduğunu göstermek kompleksi ile yanıp tutuşuyormuşcasına suları yarıyor.

Ve artık torpedo su üstünde. Çok uzakta gemi de görülmekte.

Geminin kaptan köşkünde elinde gece dürbünü çevreyi izleyen tayfa su da gördüğü harekete merakla bakıyor. Ve “kaptan bir torpido !” diye bağırıyor.

Kaptan da o yöne doğru dürbünü kapıp baktığında üzerlerine gelen torpidoyu görüyor. Paniklenecek bir an değil. Kaptan olmanın sorumluluğu ile olaya müdahale etme anı.

Başarılı bir kaptan ise kahraman olacak. Ya da gemi ya ağır bir hasar alıp batacak, ya da yara alıp yoluna devam edemeyecek bir halde yardım bekleyecek.

Denizaltıda ise bir astsubay kaptanına “3 Ekim Gemisi’ne bir torpido daha gönderelim mi komutanım” diye sormakta. Kaptan’ın cevabı ise “Hayır, şimdilik bir an önce geri çekilelim. Gemiye saldırdığımız ortaya çıkmamalı, emir böyle” cevabını veriyor.

Gemi de ise şimdi herşey kaptanın ve mürettebatının becerisine kalmış durumda. Eğer becerikli iseler bu torpido gemiyi ıskalayacak ve gemi yola devam edecek.

Aksi takdirde “3 Ekim” isimli gemi batma tehlikesi ile karşı, karşıya. Evet hep birlikte göreceğiz: arkası yarın!

***

CHP’yi anti-demokratik bir şekilde ellerinde tutanlar gölge etmesin yeter! Almanya’da çok çetin bir seçim kampanyası içindeyiz. Her destek bizi çok sevindiriyor.
Üstelik SPD’nin başarısı Türkiye için de çok değerli.

İşte böyle bir dönemde CHP basına bir bildiri dağıtarak “Türkiye’nin en önemli yarasına parmak basıyor: Sarıgül’ü SPD davet etmemiş!” Rahmetli nenemin bu çok “mühim memleket meselesi” ile ilgili CHP açıklamasına yorumu sanırım “Cafer’li…” bir yorum olurdu. Aklım almıyor.

Sanki Türkiye’de sosyal demokrasiyi başarısız kıldıkları yetmedi şimdi bir de Almanya’ya el atıyorlar. Sanki Sarıgül’ü SPD davet etmese Türkiye’nin sorunları çözülecek.
İşin komiği bu Ankara’dakiler davetiye okumaktan da yoksun.

Şişli Belediye Başkanı başarılı bir sosyal demokrat belediye başkanı olduğu ve Almanya’daki Türkler de onun toplantılarına akın, akın geldikleri için SPD’nin Türklere yönelik seçim kampanyasına destek veren “Yeni Yerliler Schröder İçin” insiyatifinin ilk toplantısına misafir konuşmacı olarak katılıyor.

SPD Güney Hessen Teşkilatı, bu toplantı 21 Ağustos 2005 günü saat 14.30’da Frankfurt’ta olduğu için organizasyonu üstlenmiş ve herkese yollanan davetiyeler de SPD Güney Hessen Teşkilatı Başkanı tarafından imzalanmış.

CHP’nin Ankara’da sanırım canı sıkılan yöneticileri de basına bir açıklama gönderip, “davetiye SPD’nin değil, Sarıgül’ü SPD davet etmedi” diyerek neyi amaçlıyorlar anlamıyorum.

Gerçek şu ki Almanya’da Deniz Baykal’ın katılacağı bir toplantı geniş yığınların ilgisini çekmiyor. Mustafa Sarıgül’e büyük ilgi var. CHP bunlarla uğraşacağına Almanya’daki Türk seçmenlere “SPD’yi seçin” diyebilir. Hayır onlar “Sarıgül SPD’nin davetlisi değilmiş” safsataları ile uğraşmayı “vatan, millet görevi” olarak görmekteler.

Yani şimdi bir SPD”li çıksa ve “Deniz Baykal’ın Gerhard Schröder ile çekilmiş tek fotoğrafı binbir zorlukla çekilmiştir hatta SPD’nin iki yıl önce gündeme gelen kutlama toplantılarına katılmak üzere gelen Deniz Baykal kendisinin selamlanmayacağını öğrendiğinde apar topar Berlin’i terk etmiştir. Yokluğunu da kimse fark etmemiştir. Avrupalı sosyal demokratların büyük bir çoğunluğu Deniz Baykal ile bir randevu talep edildiğinde “aman benimle olmasın” tavrına girer. Ve daha neler, neler” diye anlatsa kimi ilgilendirir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin AKP’li Başbakanı’nın destek açıklamaları yaptığı, CHP yönetiminin afaroz etmeye çalıştığı isimler ya da CHP’den ihraçlı Fikri Sağlar’ın SPD’li Türkler tarafından seçim toplantılarında bulunması istendiğinden SPD teşkilatlarının bu isimlere de toplantılarda yer verdiği bir ortamda CHP neler yapmakta!
Aslında Almanya’da biz kanımız, terimiz ve tırnağımızla seçim kampanyasında terleyenlere gölge etmesinler, başka bir isteğimiz yok.

***

Düşünüyorum da…  Aslında bugün politika dışı yazmak istiyordum. Çok sevdiğim bir dostum günlerdir “bağırsak kanseri” şüphesi ile yaşamakta.
Tek istediği bir an önce bağırsak kanseri denilen illete yakalanıp yakalanmadığını öğrenmek. Kanser onu korkutmuyor. Ölüm de.
Hepsi ile başa çıkabilecek durumda.

Geçen gün bana söyledikleri beni çok düşündürdü. “Ozan” dedi “biliyor musun yaşamın aslında ne derece kısa ve değerli olduğunu insan yaşamına yönelik ‘pil bitmek üzere’ sinyalini aldığında anlıyor.”

“İşte o zaman bazı şeylerin ne derece önemsiz buna karşın bazı şeylerin de ne derece değerli olduğunu farkediyorsun. Önemli olan sevdiklerine ayırdığın ve onlarla paylaşabildiğin zamanlar. Gerisi hava cıva. Bazı şeyler için harcadığın zaman yazık.”

Haklısın arkadaşım. Keşke şu yukarıdaki Baykal yazısına hiç zaman harcamasaydım.

***

Mine Kırıkkanat…

Fatih Altaylı’nın 16 Ağustos 2005 günkü yazısında Mine Kırıkkanat’ın Radikal Gazetesi tarafından işine son verilmiş. Çok şaşırdım.
Fikir özgürlüğü konusunda hep en önde gittiğini iddia eden bir gazetenin bu tavrı kendisi ile çelişmekte. Dilerim bu yanlış bir dedikodudan ibarettir.

***

Almanya’da Seçim Kampanyası’nda son durum…

15 Ağustos 2005 tarihli Infratest/Dimap, Politbarometer, Forsa ve Emnid sonuçlarının incelendiği bir değerlendirmeye göre;

SPD yüzde 28 ve 29 arası,
CDU/CSU yüzde 41 ve 42 arası,
Yeşiller yüzde 7 ve 9 arası,
FDP yüzde 6 ve 8 arası,
PDS yüzde 9 ve 12 arası bir desteğe sahip durumdalar.

Gerhard Schröder yüzde 47 ve 48 arası bir desteğe sahipken bu Angela Merkel için yüzde 33 ila 41 arasında değişmekte.

Tek dikkati çeken gelişme CDU/CSU desteğinin yüzde ellilerden sürekli aşağı doğru kayıyor olması.

BİR CEVAP BIRAK