ALMANYA’DAN… Dört milyon Türkiye kökenli AB yerlisi

Geçtiğimiz Cuma Günü 2004 yılı verilerine göre tüm AB genelinde 25 milyon göçmenin yaşamakta olduğunu size aktarmış ve ilginizi çekebilecek detay bilgileri sizinle paylaşmıştım.

25 milyon göçmenin sahip olduğu sorunlara ya da daha doğrusu yerleşik AB’liler ile AB’ye göçerek “yeni yerli” konumuna gelenlerin ortak yaşamda sahip oldukları sorunlara değinmiştim.

Ben geçen hafta sözünü ettiğim sorunların her iki tarafı da tatmin edecek şekilde çözülebileceği konusunda karamsarım.

Çünkü bu konuda çok zaman kaybedildi.

Göçmenlerin gelip yerleştiği ülkelerin yerlileri hazırlıksız olduklarından ve sorunlarla karşılaşıldığında yardım alamadıklarından onlarca yıllık önyargılara sahipler.

“Yeni yerli” konumunda olan göçmenler ise ilk yıllarda gereken “uyum programları” hayata geçirilmediği için “istenmedikleri” inancına sahipler. Göçmenlerin birinci ve ikinci kuşakları içinde yaşadıkları toplumun bireyi olma motivasyonunu yitirdiler.

Gelinen bu noktada belki artık birinci kuşak için yapılabilecek fazla bir şey yok.

İkinci kuşağın hala kazanılma şansı söz konusu.

Üçüncü kuşaktan itibaren ise artık geçmişe göre farklı çözümler gerekmekte.

Birinci ve ikinci kuşak için hayati önem taşıyan oturum hakkına, aile birleşimine ya da yerel seçim hakkına yönelik talepler günümüz AB koşullarında artık o derece önemli değiller.

Günümüz AB koşullarında bence atılması gereken birinci adım “çok vatandaşlık sistemini benimseyerek” tüm yeni yerlilerin yaşadıkları AB ülkesinin vatandaşı ve de dolayısıyla AB vatandaşı olmasını sağlamak.

Ardından yaşam koşullarının tüm AB vatandaşları için eşit hale gelmesini sağlamak.

Vatandaşlık sayesinde seçim hakkı gibi en hayati sorunun çözülmesi tek başına yetmeyecektir. Bu hakkın yanı sıra ayrımcılığa karşı AB genelinde kabul edilmiş koruyucu kanunların uygulanması ve özellikle AB vatandaşı da olsalar bir başka kökenden geldikleri göz önünden tutularak kültürlerine sahip çıkabilmeleri ortak yaşama bir kazanç olarak görülüp desteklenmeli.

Türkiye kökenli bir “yeni yerlinin” Anadolu Mozaiği’ni öğrenmesi ve bununla gurur duyması ve mükemmel Almanca, İngilizce ya da Fransızcası’nın yanı sıra Türkçe’yi de mükemmel bir şekilde öğrenmesini sağlamak hem ona hem de içinde yaşadığı topluma olumlu bir katkı olacaktır.

Goethe ve Nazım Hikmet’i kendi dillerinden okuyabilen ve iki kültürün sentezini yaşamda hissedebilen yeni AB’liler eminim  AB’nin değerlerine mükemmel bir şekilde sahip çıkacak ve demokratik bir toplum için en sağlam vatandaş gruplarından biri olacaklardır.

İşte bu alanda AB genelinde bu hedeflere yönelik olarak acilen çalışmak gerektiğine inanıyorum.

Ancak öte yandan benim gibi Türkiye kökenli AB vatandaşlarının sadece AB’den değil Türkiye’den de haklı beklentileri olduğuna inanıyorum.

Türkiye ile bağların kopmaması bence olumsuz bir olay değil. Hem yaşadıkları hem de hala yürekleri ile bağlı oldukları ülkelerin geleceği ile ilgilenmek bence desteklenmeli.

Eğer AB için değerler ortak ise o zaman AB’de yaşayan Türkiye kökenli ve belki de hem yaşadığı ülkenin hem de Türkiye’nin vatandaşlığına sahip bir bireyin Türkiye’nin geleceğine yönelik söz sahibi olmak istemesinden doğal ne olabilir.

Hele bir de buna genelde “AB’nin Türkiye kökenli yeni yerlilerinin” büyük bir kesiminin Türkiye’ye yatırım yaptığı ve belki de günün birinde emeklilik dönemlerini orada geçirmeyi planladığı da eklenirse o zaman Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin bugüne kadar onlara “yurt dışında seçme ve seçilme hakkı olanağını” sağlamak konusundaki dirençleri anlaşılamaz.

İşte bu haksızlığa da artık son vermek gerekiyor.

Sayıları dört milyonu aşan ve AB’deki tüm göçmenlerin yüzde 20’sini oluşturan Türkiye kökenli “yeni yerliler” Türkiye’den haklı olarak bu geciken adımı beklemekteler.

_____________

Yazarımızın bu yazısı Birgün’de de yaynlandı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seven + twenty =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.