ALMANYA’DAN… En hassas konu: Ermeniler

Bu konuda daha önce ne düşündüğümü hem kaleme aldığımdan hem de defalarca toplantılarda dile getirdiğimden sessiz kalmaya özen göstermekteydim.

Ancak son aylarda bu konuya yönelik olarak her kafadan bir ses çıkması ve belki de Alman Federal Meclisi’ne de bir önerge verilmesi Berlin’li Türk sosyal demokrat arkadaşlarımı oldukça hassas hale getirmiş olmalıki bana da “Sen bu konuda ne düşünüyorsun, bilmiyoruz” şeklinde bir “davet” yolladılar.

Haklılar da.

Çünkü şu sıralar bu konu en çok istismar edilen konulardan biri oldu.

Yazarlığı konusunda yorum yapmanın haddime düşmeyeceği Orhan Pamuk olayı bunun en açık örneklerinden biri.

Keşke o da kendi uzmanlık alanı olmayan politik konulara el atmasaydı. Ya da bunu daha dikkatli yapsaydı. Çünkü gerek Ermeniler ve gerekse Kürtler üzerine yaptığı açıklamalarda verdiği sayıları nereden ve nasıl bulduğu sanırım kendisi için de bir bilmece olsa gerek.

Yanlış rakamlarla kendi içinden çıktığı toplum açısından çok hassas olan bir konuya değinmek sanırım “müslüman mahallesinde salyangoz satmak” kadar başarı şansına sahip olabilecek bir girişim.

Nitekim öyle de oldu.

Ermeniler ile ilgili olarak daha anlayışlı olmalarını beklediği çevreleri çok uzun bir süre için iyicene kaybetti. Sayesinde kaybettik.

Oysa Ermeniler konusu hiç bir şekilde hatayı affetmeyecek kadar önemli bir konu.

Yapılan hataların acısını en çok Türkiye’de yaşamakta olan Ermeniler çekmekteler.

ılk önce şunu hemen belirtmekte fayda görüyorum: Fransa, ABD ve Ermenistan’da örgütlü Türkiye karşıtı Ermeni Lobisi tarafından her alanda kabul ettirilmeye çalışılan “Soykırım” iddiası konusunda ben AP’nda milletvekili olarak görev yaparken üç oylamya katıldım. Bu oylamaların her birinde oyum bu iddiayı içeren cümlelere karşı oldu.

Katıldığım bu oylamaların birini kazandık ve ikisini kaybettik.

Her seferinde “Türkiye ve Ermenistan zor bir coğrafyada zor ekonomik koşullar altında didinen iki komşu ülke olarak kendi tarihlerine el atmak zorundalar.

Kimler, hangi yıllarda ve hangi koşullarda şiddet kurbanı oldular ?

Bu bir soykırım mıydı ? Sorularının cevabını ortaklaşa aramak zorundalar. Her iki ülkenin tarihçileri biraraya gelerek ve tüm bu konuda kaynak olabilecek arşivleri ve de hala yaşayan tanıkları değerlendirerek bu soruna nihai bir çözüm bulmalılar.

Böylesine ortak bir çalışma sonucu ortaya çıkacak ortak sonuçta her iki taraf tarafından kabul edilmeli.

Bunun dışında bu konudan bir haber durumda olan Fransız parlamenterlerin ya da başka ülkelerin politikacılarının popülist kararları sadece ve sadece bu sorunun nihai ve barışa katkılı bir çözümüne zarar verecektir.” görüşünü savundum ve savunuyorum.

Yukarıda da belirttiğim gibi her sorumsuz çıkışın acısını Türkiye’de yaşamakta olan Ermeniler çekmekteler.

Onlar ne çektiklerini en iyi bilenler. Bir de onların sırtından “Ermeni Edebiyatı” yapmayı “entellektüel olmak sananlar” ya da bu konuda ileri geri konuşmayı bir “politik orjinallik” sananlar aslında Ermeniler’e saygısızlık etmekteler.

Türkiye’de yaşamakta olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ermeniler halen “gayri müslim” tanımlaması ile gerek askerlik döneminde, gerekse resmi makamlar nezdinde bence hak etmedikleri bir konumdalar.

Devletin güvenliği kavramının arkasına saklanarak onlara yönelik bir ayrımcılık uygulaması yapanlar bence en büyük hatayı yapmaktalar. Örneğin nufus kağıtlarında onların Ermeni olduğunu belirten özel seri numaraları bence Türkiye’nin ayıbıdır.

Bu tarz uygulamalar var oldukça Ermeniler konusunda “yıkanmış” kafalar da değişmez.

Geçen Cumartesi Günü popüler bir tartışma programında emekli bir hava tuğgeneralinin bu programa katılan bir Ermeni T.C. vatandaşına ikidebir “Kardeşim sen söyle de duyalım bakalım: Ne mutlu Türküm!” diyerek “vatanı kurtardığını” sanıyordu.

Ermeni T.C. vatandaşı ise çok kibar bir biçimde “paşam, ben bir Türk değil Ermeni’yim onun için de kendimi Türkiyeli diye tanımlıyorum” diye dert anlatmaya çalışıyordu.

Paşa anlamadı.

Oldukça düzeysiz konuşmasını sürdürürken kulaktan duyma ne varsa kendi görüşü ve temel doğrular olarak sunmaya çalıştı.

Hatta bir ara adının “Osman Pamuk” olduğunu iddia ettiği varlığından haberim olmayan bir yazara da sataşırken, ben “acaba bu paşaya kendisinin emekli olduğunu ve onu dinleyenlerin de zorunlu olarak “başüstüne komutanım” demek zorunda olmayan insanlar olduğunu kim hatırlatabilir” diye düşünmeden edemedim.

İşte o an Türkiye’de benim gibi Anadolulu olan ve Türkiye’yi ülkeleri olarak seven Ermeniler’in bu paşanın konuştukları nedeniyle neler hissettiklerini düşündüm ve utandım.

Çocukluğumda baba dostu terzi Kürt Sıtkı’nın Ermeni eşi Mari, ortaokulda birlikte top koşturduğumuz Onnik, çok sevip saydığım dostum Hrant ya da gençlik yıllarımın “bir bileni” Masis bir paşanın bu laflarını hak etmiyorlardı.

Bir yanda “Ermeni meselesini” kendi kariyer fırsatı olarak değerlendirenler ve diğer tarafta her “Ermeniyim” diyeni “bölücü” olarak görenler.

Türkiye’de Ermeniler’in işi gerçekten zor.

Bence Türkiye’de özellikle sosyal demokrasinin Türkiye’nin Ermeniler’ine – ama onlar adına değil, onlarla birlikte – sahip çıkarak bu konunun seviyeli bir şekilde ele alınmasını sağlaması gerekiyor.

Bunu AKP yapamaz. Tabanı müsait değil.

Bunu ancak modern sosyal demokrat bir hareket gerçekleştirebilir.

Ne “ucuz Türk milliyetçiliğine” ne de “ucuz Ermeni milliyetçiliğine” şans verilmeden Türkiye’nin aklı başında Türkleri ve Ermenileri sosyal demokrasinin onlara sunduğu platformda bu sorunun iki ülkenin tarihçileri tarafından çözülmesinin olanaklarını araştırmalılar.

Ve sosyal demokrasi de gerektiğinde bu insanları kanadının altında koruyabilmeli.

Ben elimden gelen herşeyi bu uğurda yapmaya hazırım.

 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here