ALMANYA’DAN… Erdoğan’ın Brüksel gezisi

Brüksel çıkarması dost acı söyler hesabı…


Almanya Ekonomi Bakanı Michael Glos -Türkiye ile oldukça sorunlu olan CSU partisinin milletvekilidir- Türkiye’nin Nabucco ile müzakere süreci arasında bağlantı kurmasını ‘siyasi şantaj’ olarak nitelemiş. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 19 Ocak 2009 günü Brüksel’de konuyla ilgili yaptığı açıklama beyefendiyi rahatsız etmiş. Ertesi gün Berlin’de bir enerji konferansında konuşan Glos, Başbakana ateş püskürmüş. Sadece Sayın Glos değil, Kıbrıs Cumhuriyeti adını tek taraflı olarak kullanan Güney Kıbrıs’ın eski Dışişleri Bakanı ve şimdiki Avrupa Parlamentosu Hıristiyan Demokrat Grubu üyesi Yannakis Kasulides ile aynı grubun üyesi Yunanlı milletvekili Margaritis Schinas da yazılı bir açıklamayla Sayın Erdoğan’a tepki göstermişler.

Nedeni Erdoğan’ın özellikle Kıbrıs konusunda çok açık ve net bir tavır alması. AK Partili bir vekil arkadaşım ‘CDU’lular davet ettiğinde hiç gidesim gelmiyor’ diye dert yanar. Alman Hıristiyan Demokratların Türkiye’ye yönelik açıklamalarını okudukça onu daha iyi anlıyorum. Zira CSU seçim dönemlerinde Türkiye’yi ‘seçim şantajı’ yapmakla tanınır. Bavyera’daki başarısızlıklarını ‘biz Türkiye’yi AB’de istemiyoruz’ safsatalarının arkasına saklamaya çalışır. Bu arada Glos’un da federal hükümetin en başarısız bakanlarından biri olduğunu da hatırlatmakta yarar var!

Başbakan az bile dedi

Ekonomik kriz, ardından enerji krizi ve Gazze’de dökülen kan nedeniyle oldukça zorlanan AB’nin başkenti Brüksel’i dört yıllık aradan sonra ziyaret eden Erdoğan aslında güçlü bir ülkenin liderinin yapması gerekeni yaptı ve 70 milyonluk ve bulunduğu coğrafyada ağır bir rol oynayan ülkenin başbakanına yakışır bir tavır aldı. Geçmiş yıllarda Türkiye’yi temsil edenlerin yanlışlıkla masaya elleri çarpsa ‘masaya vurdu’ diye palavradan manşetler atan bir medya grubu habercileri ise ilginçtir bu geziyle ilgili olarak ‘Başbakan’ın sertliğinden’ yakındılar. Oysa AB içinde belli çevrelerin çoktandır hak ettiği cevaplardı Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı sorulara verdiği yanıtlar.

‘Türkiye’nin Batı’ya ait olmadığının söylenmesini hakaret olarak görürüz. Eğer coğrafya bilenler varsa, gelsinler Türkiye’nin Avrupa’da da toprakları olduğunu biz onlara gösteririz’ dedi diye heyecanlananlara sormak lazım. Doğru değil mi, bu söylediği? Ya da ‘Enerji faslının bloke edilmesi gibi bir durumla karşı karşıya kaldığımızda, biz de tabii ki kendi durumumuzu gözden geçiririz. Kalkıp da 70 milyonluk Türkiye’yi 700-800 binlik, Avrupa ile yakından uzaktan ilgisi olmayan, AB müktesebatı ile alakası olmayan Güney Kıbrıs’a tercih etmek! Tercih nedenlerinin iyi gözden geçirilmesi lazım. Enerji Sorunu hallolmalı ki biz burada aktif bir rol oynayalım. Eğer Enerji Sorunu hallolmayacaksa, o zaman ne yapacağız biz bu görüşmelerimizi? Koskoca AB, ey Güney Kıbrıs ne düşünüyorsun mu? AB burada tam tavrını koyduğu anda, olay çözülür.’ Evet işte Türkiye’de ve KKTC’de bir çok insanın sorduğu soruyu sormadı mı Erdoğan AB’deki muhataplarına? Nabucco’ya acilen ihtiyaç duyan AB Türkiye’den beklediği hassasiyeti nedense Türkiye’ye karşı esirgemekte ve bu hatırlatıldığında da tepki vermekte!

‘AB’den hediye istemiyoruz’

‘AB üyeliğini istismar eden bir Güney Kıbrıs’ı mı yoksa güçlü bir Türkiye’yi mi istiyorsunuz?’ diye sormayacak da ne diyecek Türkiye’nin Başbakanı? Erdoğan Brüksel’de bir kez daha hükümetinin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı kesinkes desteklediğinin altını çizdi. Annan Planı’nı kabul edenlerin Türkiye ve KKTC olduğunu ayrıntılar vererek hatırlattı. Şimdi de Kıbrıs Sorunu’nun çözümü için samimi bir şekilde koşturanların başında Talat’ın olduğunu ve Güney Kıbrıslı Rumlar’ın ‘oyalama’ taktiğini benimsediklerinin artık herkes tarafından görülmesi gerektiğini talep etti.

AB’den bir hediye istenmiyor. Elbette Türkiye tüm koşullar yerine getirildiğinde AB üyesi olabilecek. Elbette fasılların açılması hepsinin başarıyla kapatılması anlamına gelmiyor. Ancak dünya genelinde terörizm ile mücadele söz konusu olduğunda, Balkanlar’da, Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da ve Kafkaslar’da sorunların içinden çıkılmaz hale gelmesi halinde ve Rusya ile Ukrayna arasındaki Gaz Savaşı nedeniyle AB’de Enerji Krizi yaşandığında ‘aman Türkiye’ diyen AB’nin de bu ilişkinin tek taraflı çıkarlar için olmadığını kavramasının zamanı geldi de geçmekte.

Ergenekon kavramının ne anlama geldiğini artık Avrupa’daki politikacılar da çok iyi bilmekteler. Türkiye’nin geçmişi ile hesaplaşmak ve karanlık geçmişinin hesabını sormak gibi zor bir uğraş içinde olduğunu, Kıbrıs’ta geçmişte Annan Planı’nı desteklemiş olduğu gibi Mehmet Ali Talat’ın adada iki taraf için eşit koşullarda çözüm arayışını destekleyen politikasını ve de en son Egemen Bağış’ın Başmüzakereci olarak atanmasının aslında duraksayan reformlar için ileriye doğru bir hareket sembolü olduğunu bilen AB’nin de duyması gerekenler vardı. Onları söyledi Başbakan!

Kıbrıs’ı şantaj yapanlar

AB’nin aslında görmesi gereken bir gerçek var. Türkiye’nin demokrasi alanında, yolsuzluklarla mücadele ile ilgili, tüm vatandaşlarının hangi inançtan olursa olsun tam bir eşitlik içinde özgürlüklerin tadına varması için atması gereken çok adım var. Ankara’daki hükümet bugüne kadar iktidara gelenler içinde bu konularda en kararlı olanı. Ancak bu hükümet sayesinde yakalanan şansı harcama lüksü de yok ne Türkiye’nin ne de AB’nin. Bazen haklı olarak eleştirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın da başarılı olabilmesi için AB’nin atması gereken hayati adımlar var.

Kıbrıs bir şantaj malzemesi olarak kullanılmaktan çıkarılmalı ilk olarak. AB ve Türkiye arasındaki müzakere sürecinde uygulanan sanksiyonlar aslında tam bir bumerang durumundalar. İşte o bumeranglardan biri Başbakan’ın sert açıklamaları olarak döndü AB’nin başına bu son Brüksel Ziyareti’nde. Ankara’nın da bir sabrının olduğunu görmeyenlerin ‘kör’ olması gerekir. İlginçtir Erdoğan’ın Belçika’nın Hasselt Kenti’nde yaptığı konuşma için Hürriyet’in Avrupa Eki’nde yazan Zeynel Lüle, ‘Ben bu konuşmayı dinleyen bir Avrupalı siyasetçi olsaydım doğrusu alınırdım. Bu konuşma Avrupalı siyasetçileri şaibe altında bırakıyor’ dedi. Erdoğan’ın asimilasyona karşı sözlerine benim tanıdığım Avrupalı siyasetçiler alınmadı. Bilakis ciddiye alınması gereken bir ‘alarm’ olarak algıladıklarını belirttiler. Avrupa basını da Başbakanı onurlu duruşunu övdü. Alınanlar olmadı mı? Elbette. CSU’lu Gloss örneğin. Kusura bakmayın ama Hıristiyan Demokrat dostlarımız alınmalılar zaten. Eğer dost isek gerçekten! Zira dost acı söyler!

____________

Avrupa Prlm. Eski Milletvekili 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × three =