ALMANYA’DAN… Genişleme karşıtı cephe güçleniyor

Gene Brüksel´de bir AB Zirvesi var ve günümüz ”berbat” durumda. Kent zirve nedeniyle ablukada. Metro tek olanak trafikte. Merak ederseniz metroya binen tüm bayanlar niye sürekli metronun pencerelerine  bakmaktalar diye, cevap basit: habire kendilerine bakarak “son görünüm” kontrolü yapmaktalar.

Neyse. Cuma gecesinden itibaren Brüksel gene bize kalacak. O zaman ben de metroyu terk edip arabama binerim diye seviniyorum.

Son günlerde AB kendi içinde yoğun bir tartışma süreci yaşamaya başladı. Bu süreç oldukça uzun süreceğe bekliyor.

AB Anayasası’nın Fransız ve Hollanda vatandaşları tarafından red edilmesinin ardından 2005 yılının ikinci dönem başkanlığını üstlenecek olan İngiltere’nin de bu gelişmeleri fırsat bilerek “kışkırtıcı” bir tavır içine girmesi Almanya ve Fransa gibi ülkelerde İngiltere’ye yönelik bence de haklı tepkileri arttırmaya başladı.

“AB’ni sırtlarında taşıyan Alman seçmenler” kendi vergileri ile “Yunanistan’ın “ayranı yok içmeye …” tarzı ihtiyacı olmasa da geniş modern yollar yaparken” Almanya otobanlarının mali güçlükler nedeniyle yenilenememesine haklı olarak bozuluyorlar.

Almanya’da bir çok sosyal olanaklarını yitirirken ve sürekli tasarruf etmek zorunda kalırken AB üyesi diğer ülkelerde vergilerinin “çarçur edilmesi” Almanları AB konusunda daha temkinli olmaya yönlendiriyor.

– AB genelindeki “müsrifliği finanse etmekten bıkmış” durumda Alman seçmenler.
İrlanda’nın AB sayesinde ulaştığı refaha rağmen hala AB’nden mümkün olduğunca yardım koparmaya çalışması,

– Portekiz, İspanya, Yunanistan gibi AB tarafından uzun yıllar çok cömert bir şekilde desteklenen ülkelerin gelinen bu noktada “artık AB’nin tutumlu olması” gereğini görmezden gelerek hala “avuçlarını açık tutuyor” olmaları,

– Euro’yu, Schengen Anlaşması’nı ve Anayasa’yı red eden ama AB’nin ekonomik açıdan yaşadığı krizlere neden olacak kararlarda pay sahibi olmak için hiç bir fırsatı kaçırmayan ve de ABD ile bir çok alanda AB’ne ters düşen işbirlikleri ile güven vermeyen İngiltere’nin şimdide beş milyardan sekiz milyara çıkarılması istenen katkıya yanaşmaması,

– Hala Büyük İmparatorluk imişcesine ABD’nin peşinde cepheden cepheye koşturup, sonra da biz “zengin değiliz” diyerek bir de AB’ne yük olmayı ana politik hedef haline getirmiş olan İngiltere’nin “hep oyun bozan” olması,

80 milyonluk Almanya’da halkın AB’nin Genişlemesi’ne karşı bir tavrı benimsemesine yol açmakta.


Bu eğilim aynı şekilde Fransa’da, Hollanda’da, Danimarka’da, İsveç’te ya da Avusturya’da da görülmekte.

İşte bu noktada “güya Türkiye’nin destekçisi” olduğunu iddia eden İngiltere belki de Türkiye’ye “en büyük zararı” vermekte.

Ortak politikaları engelleyen ve mali sorunlara neden olan İngiltere’ye kızanlar “Ortak bir Anayasası’nı kararlaştıramamış ve kendi iç sorunlarını çözecek sistemi kurmakta güçlük çeken” bir AB’nin Türkiye gibi büyük ve “çok sorunlu” bir ülkeyi üye olarak alamayacağını iddia etmekteler.

Bu görüşü savunanlar her geçen gün daha da artıyor.

İşte bu gelişmenin Türkiye’de çok dikkatli izlenmesinde ve ona göre stratejilerin belirlenmesinde çok fayda var.

***

Türkiye’nin Bir Başka Sorunu: İnsan İlişkileri “Özen” ve “Güven”.

İşte bu iki kavram Almanya’da ve AB kapsamında politikada öğrendiğim en önemli iki kavram oldu.

İnsanlarla olan ilişkilerinize çok özen göstermeyi öğreniyorsunuz bu diyarlarda.
Özen gösterdiğiniz insanlarla kurduğunuz ilişkilerin de güvenli olduğunu.

Birileriyle bir konuda görüştüğünüz vakit genel olarak ikinci görüşmeniz birincisinin tutarlı bir devamı olur.

Konuşulanlar, verilen sözler ve ev ödevleri unutulmaz.

Kabul ediyorum bu diyarlarda ve özellikle Almanya’da görüşmeleriniz kısa ve öz olur ve de kimi zaman biz Akdenizliler’i hayal kırıklığına uğratır.

Konuştuğunuz kişilerin yeterince “sıcak” olmadıklarından yakınabilirsiniz. Ama belki de bu eksik olan “sıcaklık” lafta var olan sahte “sıcaklıktan” daha iyidir.

Türkiye’de ise “özen” en çok özlediğim ve “güven” ise en büyük hayal kırıklığım konumundalar.

İster uluslararası düzeyde isterse de Türkiye içinde olsun genelde işlerin “son dakikada kurtarılıyor” olmasının “büyük bir beceri” sayıldığı ortamlarda aracı olduğunuz takdirde hep birilerine  “mahcup” oluyorsunuz.

Ve de kimi ilişkileri kurduğunuza kuracağınıza pişman oluyorsunuz.
Bu konuda Türkiye deneyimlerim o kadar arttı ki bazen ben bile şaşırıyorum “hala yeterince ders çıkarmadığıma”.

Düşünün oldukça zengin ve ailecekte tanıdığınız bir CHP milletvekili sizi defalarca arıyor ve görüşmek istiyor. Buluşuyorsunuz.

Sonra oğlu ile birlikte el attıkları büyük bir projeyi anlatıyor ve çoşkulu olduğunu görüyorsunuz. Ertesi gün sizi yemeğe davet ediyor ve oğlu ile buluşturuyor. Projeleri için yardım istiyorlar.

Siz de hem anlattıklarını ciddiye aldığınızdan hem de bir şekilde güvendiğinizden “seve, seve desteğe hazırım” diyorsunuz.

Peşinden projelerini gerçekleştirmek için becerikli eleman aradıklarından onlara bu konuda çalışmaya hazır olup olmadığınından emin olmadığınız ama proje için büyük bir kazanım olacağına inandığınız birinin varlığından bahsediyorsunuz. “Aman birlikte çalışalım” diyorlar.
Ardından o söz konusu kişi uzun bir düşünme süreci sonunda projede görev almaya “sıcak” bakıyor. Sizin de katıldığınız tanışma ve işe yönelik görüşmeler gerçekleşiyor.
İşe alınan kişiye görevler veriliyor.

İşte tam bu sırada “tipik” Türk usulü “alaturka tiyatro” başlıyor.

Kendisine görevler verilen kişi harıl, harıl çalışırken birden “patronundan” hiç haber alamaz oluyor.

Ona kendi de ulaşamıyor. Havale edilmesi gereken meblağlar nedense gelmiyor.
Haklı olarak bu projeye kazandırdığınız kişi size sorma ihtiyacı duyuyor “ne oluyor acaba ?” diye.

Siz de bilmiyorsunuz ama güvendiğiniz için bu “özensizliğin” arkasında “kötü niyet” aramıyorsunuz. “Bir aksilik oldu herhalde” diye düşünüyorsunuz.

Sonunda tesadüfen büyük projeyi gerçekleştirmek isteyenlerle karşılaştığınızda söz konusu projenin onlar için çoktan bittiğini “ofıslerine uğramış olduğunuz için” öğreniyorsunuz.
Ve de onların “lütfedip te ne size ne de işe alıp ta aslında artık umurlarında bile olmayan çalışanlarına bu konuda bilgi vermediklerini” farkettiğinizde pişman oluyorsunuz “böylesine insan ilişkilerine girdiğinize ve başka bir insanın günlük yaşamında belki de ekmek parasını da belli oranda etkileyen bir ilişkiye de aracı olduğunuza.”

Ve tüm bunları yapanlar “hızlı” sosyal demokrat.

İnsan ilişkilerini bu şekilde yürüten ve verdikleri sözlerin arkasında durmayan ve de büyük bir ihtimalle sadece “ceplerini” düşünen bu sosyal demokratların “bugün birlikte oldukları Genel Başkanları” ve de yarın “karşısında oldukları Genel Başkanları” ile ilgili tavırlarının da aslında hiç “etik” ile ilgisi olmayan tavırlar olmasına şaşırmıyorsunuz artık. Korkarım bu sözünü ettiğim olay çok sık gerçekleşiyor Türkiye’de.

Verilen sözlerin çok çabuk unutulduğu bu ortamlarda da tutarlı bir şeyler yapabilmek çok zor.

Bu nedenle Avrupa’daki “olumsuz” Türkiye imajına hiç şaşırmıyorum. Sadece üzülüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.