ALMANYA’DAN… Irkçılık ve yobazlık Avrupa’yı ürkütüyor

PAYLAŞ

Türkiye’de ırkçılık ve yobazlık Avrupalıları ürkütmekte

En son 18 Nisan 2007 Çarşamba Günü Malatya’da Zirve Yayınevi’nde çalışan üç kişinin hunharca katledilmesi olayı bir ilk değil. Hristiyanlığa yönelik yayınlar basan bir yayınevinde insanların boğazlarının kesilmesi sadece tesadüfen yakalanan üç, dört gencin eylemi olarak değerlendirilmemeli.

Hrant Dink’in katledilmesi de bir kaç “kafatasçı” gencin işlediği bir cinayet olarak açıklanıp dosyası kapatılmaya çalışılmakta.

Trabzon’da bıçaklanarak öldürülen İtalyan rahip Santero’da güya “ne yaptığını bilmeyen” bir genç tarafından katledilmişti.

İlginç olanı kendilerini “Türkiye’yi canından çok seven”, “ölmeye yola çıkan”, “örnek müslüman olarak tanımlayan” ve “vatan uğruna şehit olmaya aday” bu “kahramanların” katletme yöntemleri. Bu “tesadüfen” bir araya gelen “vatanını seven gençler” cinayetlerini “korkakça ve alçakca” işliyorlar.

Hrant’ı vuran katil arkasından yaklaşıp vurdu. Malatya’da biri Alman ikisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı “hristiyanlığı yayan faaliyetler” yapmakta olan insanların ise önce ellerini bağlayıp ardından boğazlarını kesmişler.

Bu nasıl “insanlık” ? Yaşamdan beklentisi olan, bir genç kızı seven ya da yaşama bağlı hangi genç insan başka bir insana böyle bir vahşeti yapabilecek bir kafaya ve vicdana sahip olabilir ?

Türkiye’de Kamuoyu’nda büyük çoğunluk yetkililerin her seferinde “üç, beş genç bir araya gelmiş ve bizim şiddetle kınadığımız bu eylemi yapmış, bu eylem örgüt işi değil” açıklamasına inanabilir ya da inanmak isteyebilir.

Avrupa Kamuoyu ise Türkiye’deki son dönemde yoğunlaşan ve ırkçılık ile yobazlığın birbiriyle yarıştığı vahşi cinayetleri dehşetle izlemekte.

Avrupa’da sokaktaki insan bu cinayetlerin Türkiye’de “öyle üç beş gencin biraraya gelip yaptığı eylemler” olarak değerlendirmiyor. Türkiye’de örneğin Almanya’da yasak olan Hitler’in “Kavgam” isimli kitabının satış rekorları kırması, yine Almanya’da Anayasa’yi tehdit eden içeriklerinden dolayı yasaklanan köktendinci bir gazetenin Türkiye’de hala politikaya yönelik oynadığı rol, Türkiye’nin başbakanının Filistin’de köktendinci terörün baş sorumlusu bir örgütün iktidarına verdiği destek ve Türkiye’de son aylarda Atatürkçülük adı altında gündeme gelen “Avrupa düşmanlığı” ile bağlantılı ırkçı çıkışlar Avrupa Kamuoyu tarafından dikkatle izlenmekte olan gelişmeler.

AB üyesi olmak isteyen ülkenin ırkçılık ve yobazlık ile mücadelesi Avrupa’nın bu konuda çok hassas olan kesimini hiç tatmin etmiyor. Örneğin benim seçim bölgemde sosyaldemokrat seçmenlerim ile bu konuyu konuştuğumda “Türkiye’de ırkçılığın ve yobazlığın” son dönemdeki göze batar gelişmesinden  “korktuklarını” açıkca dile getiriyorlar.

Sadece sosyaldemokratlar değil, Yeşiller’i ya da Sol Parti’yi hatta Liberaller’i ve Hristiyandemokratlar’ı seçen insan hakları, ırkçılık ve terör konusunda hassas seçmenlerin en son Malatya’da aralarında bir Alman’ın da bulunduğu üç hristiyanın dinleri nedeniyle boğazlarının kesilerek katledilmesi herkese bir dönem Cezayir’de yaşananları hatırlatmakta.

Bu vahşeti yapanlar eğer bundan önce de açıklandığı gibi sadece “gençler” ise Avrupa’da sorulan soru “gençlerin bu duruma gelmesine neden olanlara karşı niçin mücadele verilmediği?”. Yok eğer “ırkçı ve yobaz” çeteler bu cinayetlerin arkasındaysa “bu çetelere karşı niçin ciddi bir mücadele verilmiyor?”

Bu iki soru sorulduktan ve tatmin edici cevaplar alınamadıktan sonra ise “böyle bir ülkeyi kim AB’de ister ?” sorusuna sıra geliyor. Siz olsanız cevabınız ne olurdu? 

CEVAP VER