ALMANYA'DAN… KKTC polisine teşekkür borçlular

Dün neredeyse tüm gazetelerde okuduk. TC kökenli iki genç insanın Kermiya'dan Güney Kıbrıs'a geçerken polis kontrolüne takılıp yakalandıklarını belgeleyen fotoğraflarda gözü yaşlı iki genç sanırım çoğumuzun kederlenmesine neden oldu. Uğur ve Dilek 'daha iyi bir yaşam' umuduyla yola çıkan milyonlarca insandan sadece ikisiydiler. 'İnsan kaçakçılarına' kurban olmadan ve kendilerine anlatılan 'Kuzey Kıbrıs'tan Güney'e bir AB kimliği ile geçmenin çok kolay' olduğu propagandasına kanmış olmalılar. Dilek sürekli ağlamış. Televizyonda izlediği, filmlerden tanıdığı ve de 'Alamancılardan' duyduğu Almanya'ya gitmek 'rüyasına kapılmak' tek suçu. 'Sahtelenmiş resmi evrakı tedavüle sürme ve başkasının kimliğine bürünme' zanlısı olarak arkadaşı ile birlikte belki de hiç bir zaman girmemesi gereken sorunlu bir cezaevinin yolcusu. Kuzey Kıbrıs'ta bir yandan Rum Kesimi Bakanları'na 'Türkiye'ye ve Türkiyelilere karşı' raporlar sunan diğer yandan 'maaşımız az, daha fazla olsun, burada para yoksa Türkiye versin' diye ortalıkta gezen bazılarının 'hem kesilecek hem de sağılacak inek' olarak gördükleri Anadolu'mun fakir insanlarının acı öyküsü olsa gerek bu 'kaçak göç sorunu'. Türkiye'nin genç nüfusunun büyük bir kesimi 'geleceğini' düşündüğünde kaygılanmakta ve 'kurtuluşu' yurt dışında aramakta. Ancak 'kapağın atılması' gereken 'hedef' ülkeler de kimseye kolay, kolay vize vermemekteler.

Sadece Kuzey Kıbrıs'ta değil, tüm AB genelinde büyük bir sorun 'kaçak göçmenler'.

Değerli gazeteci dostumuz Özgül Mutluyakalı bu konuda oldukça yararlı röportajları kamuoyuna sunmakta. 'İnsan kaçakçılarına karşı sert önlemlere ihtiyaç olduğu' çok doğru. Ancak unutulmaması gereken ülkeler kendi sınırları içinde bu 'tarihin en acımasız mafyasına' karşı savaşırken 'insan kaçakçılarının' artık uluslararası düzeyde operasyonlarını koordine ettiği gerçeği! 'Uluslararası mafyaya' karşı başarılı olmanın tek yolu tüm sorunlu ülkelerin 'derin' işbirliğidir. Güney  ve Kuzey Kıbrıs güvenlik birimleri de bu konuda işbirliği yapamadıkları sürece 'insan kaçakçıları' onlarla 'kedi fare' oyunu oynayabilirler.

İşte Dilek ve Uğur'un olayı! İki sahte Bulgaristan pasaportuyla Güney Kıbrıs'a geçip, AB topraklarına ulaşıp sonunda Almanya'ya ulaşmak! Bu 'rüya' her yıl çok kişinin bedelini canıyla ödediği 'acımasız' bir macera olabiliyor. Ve genel olarak 'insan kaçakçıları' 'rüya tacirleri' olarak tek kazanan olmaktalar. Güney Kıbrıs'ta sınır görevlilerinin de daha titiz olmaları ve bunun yurt dışında duyulması gerekiyor.

Her sınırdan geçişimde bir İç İşleri alanında deneyimli biri olarak Güney'deki görevlilerin gösterdiğim 'Alman Kimliği'me' hiç bakmadıklarını yaşamaktayım. Bu sadece benim için geçerli değil. Yanımda kim olursa olsun hepimizin deneyimi aynı. Ne girerken, ne çıkarken 'kimliklerimizin bize ait olup olmadığını kontrol amacıyla' kimlikteki fotoğrafımıza ve yüzümüze bakılmıyor. Bir turist olarak bu uygulamayı 'süper' bulabilirsiniz. Ancak 'insan kaçakçılarına' şans vermek istemiyorsanız bu uygulama çok 'riskli'. Örneğin bana birazcık benzeyen her hangi biri benim 'Alman kimliğim' ile Güney'e geçebilir. Ben de KKTC'ye giriş yaptığım 'Alman pasaportumla' peşinden geçip ondan kimliğimi ve 'bu iş için talep ettiğim kara parayı' alabilirim. Korkarım bu ve benzeri çok sıradan numaralar çok kolay 'tutuyor'. Güney Kıbrıs görevlileri 'AB kimlikleri' konusunda 'kontrolsüz girişi' mümkün kıldıkları sürece Almanya ya da İspanya istedikleri kadar 'kaçak göçe karşı' her önlemi alsınlar, Kıbrıs Cumhuriyeti 'kapısında' koca bir delik var.

Bence AB ve Güney Kıbrıs, KKTC sınır görevlilerine ve polisine teşekkür borçlular! Eğer Kuzey'de kimlikler 'dört dörtlük' kontrol edilmese, hem Güney'de hem de AB'deki 'kaçak göçmen' sayısında büyük bir artış olurdu. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × 4 =