ALMANYA’DAN… Linç Kültürü

ALMANYA’DAN… Linç Kültürü

0
PAYLAŞ

4 Eylül 2006 Pazartesi Günü Avrupa Parlamentosu Dış İşleri Komisyonu’nun Strazburg’ta gerçekleştirdiği oturumunda Hollandalı hristiyan demokrat Camiel Eurlings’in belki de son yılların en olumsuz Türkiye Raporu’nu (53 evet, 6 hayır ve 8 çekimser) okabul etti. Büyük bir ihtimalle komisyon tarafından kabul edilen bu metin fazla bir değişikliğe uğramadan Eylül sonu yapılacak olan Genel Kurul oylamasında da çoğunluk tarafından desteklenecek.

Türkiye’den de beklenen tepki geldi. Bu tepkilerin bir çoğu aslında haklı tepkiler üstelik. Ancak Türkiye’deki bazı gelişmeler günün birinde bu raporu haklı çıkarma endişesine yol açmakta.

Kendisini AB üyeliği için “olgunlaşmış” gören Türkiye’de dünyanın genellikle birbirine düşman Afrika kabilelerinden tanıdığı yeni bir “kültür”, daha doğrusu cahilliğin ürünü bir tür barbarlık olan “linç kültürü” aklı başında herkesi düşündürmek zorunda.

30 Ağustos 2006 günü sadece savaşa karşı gösteri yapan gençler iddiaya göre bazı polis memurlarının onları “bölücü” diye tanımlaması sonucu linç edilmekten zor kurtuldular.

2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacağına sevinen İstanbul metropolünde oldu bu linç etme denemesi. Ve bu kentin Emniyet Müdürü de lince teşebbüs edenlerle ilgili çok rahatsız edici açıklamalar yaptı.

Yine aynı kentte, 2010 yılının Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’un göbeğinde “aşırı dincilerin karargahı” konumunda bir camide işlenen bir cinayet sonrası sanık “barış dini olduğu ve şiddeti red ettiği” sürekli ilan edilen İslam Dini’ne inanan cemaat tarafından caminin ortasında linç edildi. Polis ilk açıklamasında bu linci örtbas ederek linç skandalını daha vahim boyutlara vardırdı.

Günümüz Türkiye’sinde kalabalık mekanlarda birilerini gösterip “Bunlar PKK’lı, bölücü örgütten!” demek neredeyse onları linç ettirmek için ideal bir yöntem haline gelir oluyorsa durum çok hem de çok vahim demektir.

Bu tarz linç girişimleri bugüne kadar kurbansız sonuçlandı ise bu sadece Türkiye’nin şansından.

Ama işte en son bir sanık Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olduğu gerçeğini ayaklar altına alırcasına bir caminin ortasında cemaat tarafından linç edilerek katledildi. Kimse onu yakalayıp adalete teslim etmedi. Hukuk devleti adına oraya giden polisler ise linç edilenin “başını vura,vura intihar ettiğini” açıklamak gibisinden büyük bir hata yaptılar. Bu şekilde linç eylemini gerçekleştiren ve adalet önünde hesap vermesi gereken sanıklar korunmuş oldu.

Son aylarda medyayı takip etmek yeterli Türkiye’nin bir çok köşesinde insanların ya hırsızlık yaptıkları, ya tecavüz ettikleri ya da terörist oldukları iddiasıyla suçlandıklarında Afrika’da daha önce yaşandığı gibi kalabalık topluluklar tarafından polis ve jandarmanın elinden alınıp linç edilmek istendiklerini görmek için. Evler yakılmak isteniyor. Karakollar kuşatılıyor. Polis ve jandarma silah kullanarak linci engelleyebiliyorlar.

İdam cezasının olmadığına sevindiğimiz Türkiye’de insanlar suçlu bile olsalar ancak adalet tarafından cezalandırılmaları gerekirken birilerinin bu cezalandırmayı kendi elleri ile gerçekleştirmeye kalkması AB adayı bir ülkeye hiç yakışmıyor.

Bu yeni “linç kültürü” cahilliğin ve kültürsüzlüğün bir ürünü olarak her geçen gün daha tehlikeli boyutlara varıyor.

Benim de karşı olduğum Camiel Eurlings Raporu nedeniyle heyecanlananlar aynı titizliği bu konuda gösterseler Türkiye için bence çok daha hayırlı olacak. Aksi takdirde daha çok “Sivas’lar” yaşanabilir.

Devekuşunun başını kumdan çıkarma zamanı geldi de geçiyor.

BİR CEVAP BIRAK