ALMANYA’DAN… İstanbul 2010’da Kültür Başkenti ama

ALMANYA’DAN… İstanbul 2010’da Kültür Başkenti ama

0
PAYLAŞ

Bu hafta İstanbul’un 2010 yılında “Kültür Başkenti” olmasını isteyenler için oldukça yoğun geçecek.
 
22 Şubat 2006 Çarşamba Günü “İstanbul 2010 Girişimi” Avrupa Parlamentosu’nda AP milletvekilleri Emma Bonino (radikal), Jorgo Chatzimarkakiz (liberal), Joost Lagendijk (yeşil), Vural Öger (sosyal demokrat), Cem Özdemir (yeşil)ve Geoffrey von Orden (hristiyan demokrat) himayesinde yüz kişilik seçkin bir davetliler grubuna davet verecek.

23 Şubat 2006 Perşembe Günü ise saat 10 ile 12.30 arası 2006 yılının “Türkiye Yılı” olarak kutlandığı İsveç’in başkenti Stockholm’u  Brüksel’de başarıyla temsil eden “Stockholm Region” temsilciliğinin “Avenue Cortenbergh 52” adresindeki ofisinde Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve “Stockholm Region” yöneticisi Thomas G. Friis-Konst birlikte basına bir kahvaltı daveti verip “İstanbul 2010” projesinin İsveçliler tarafından çoşkuyla desteklendiğini kamuoyuna duyuracaklar.
 
Övünmeyi sevmesem de İstanbul’a aşık bir İstanbul’lu olarak ben de bu çabalara karınca kararınca destek verebildiğim için çok mutluyum.

Evet gördüğünüz gibi elbirliği ile İstanbul için çabalamakta bir çok kişi.
 
Hatta geçen Pazartesi Günü bir toplantı sırasında birlikte olduğum Avusturyalı sosyal demokrat milletvekili ve AP’nda “Kültür Başkentleri” rapörtörü olarak Kültür Komisyonu’nda önemli bir rol oynayan Christa Prets, İstanbul’un tanıtımının çok profesyonel olduğunu övmekteydi.

Ancak öte yandan İstanbul’un en büyük engeli bence gene Türkiye.
Sadece 18 Şubat 2006 akşamı televizyonda haberleri izlemek yeterli:
Kültür Başkenti olmasını istediğimiz İstanbul’da ve Türkiye’de insanların sorunlarını hemen şiddete başvurarak çözmeye kalkmaları büyük bir sorun.
 
Haberlere baktığımızda anlaşamayan esnafın ellerinde döner bıçakları ile birbirlerine saldırdıklarını, hat kavgası yapan minübüs ve halk otobüsü şöförlerinin birbirlerini ve de yolcularını kurşunladıklarını üzülerek izlemek zorunda kalıyoruz.

Daha acısı bu tür kavgaların hepsinin sonunda hiçbir “otoritelerinin kalmadığını” gördüğümüz polislerin kendi canlarının derdine düşüp nasıl havaya ateş ettiklerini seyrettiğimizde kovboy filmlerini hatırlıyoruz.

Bir kaza sonrası “”zar zor” kurtarılan yaralıları sedyede taşımaktan aciz görevlilerin bu insanları nasıl yere düşürüp bazen ölümlerine neden olduklarını hayretle izlediğimiz bu ülkenin o güzelim metropolü İstanbul’umuzun 2010 yılında “Kültür Başkenti” olması için çalışmak gerçekten kolay bir iş değil.

“Kurtlar Vadisi” isimli hem film tekniği hem de oyunculuk açısından vasat olmak ötesine geçemeyen ama “kafatasçılık” açısından Türk sinemasında ikinci bir örneği olmayan bir filmde öldürülen her amerikan askeri nedeniyle alkışlarıyla çoşkularını saklayamayan seyircilerin haberleri şu sıralar tüm avrupa gazete ve dergilerinde.
 
Ve daha da acısı Avrupa ve Almanya’da çok önemli bir konumu olan Musevi Toplumu’nun önderleri bu filmin gösteriminin engellenmesini talep etmekteler.

İşte “Kültür Başkenti” olma yolunda koştururken kültürel konumumuz oldukça hazin bir durumda.

Hele bu hayretle izlediklerimize bir de AKP Hükümeti’nin dünyadaki tüm aklı başındaki insanları şaşırtan faaliyetleri eklenirse durum daha da vahim oluyor.

Abdullah Öcalan yakalanmadan önce İsrail Dış İşleri Bakanlığı’nın konuğu olarak İsrail’de ağırlansaydı ve İsrail bu işi “Kürt Sorunu’nun Çözümüne Katkı” olarak gerçekleştirdiğini açıklasaydı “Türkiye’de neler olurdu ?” düşünmek bile istemiyorum.

Eli kanlı bir terörist olduğundan kimsenin şüphesinin olmadığı Halid Meşal’in Ankara’da “VIP” olarak ağırlanması sırasında İsrail vatandaşlarının neler hissettiklerini çok iyi anlıyorum.

HAMAS en iyi niyetli “sol romantizm” açısından bakıldığında bile masum bir “kurtuluş” hareketi değil.

HAMAS, Talibanlar’dan daha kanlı ve zalimlikte Osama Bin Ladin ve de El-Kaida ile yarışan bir terör örgütü.

Bu örgütün ele geçirdiği Filistin’in tüm demokratları yaşam tehlikesi ile karşı karşıyayken Ankara’da dünya genelinde aranan liderinin ağırlanması bence bir politik kültür sorunu.

“Bağımsız demokratik” değil Taliban benzeri bir baskı ortamında inim, inim inleyen bir Filistin kurma yolunda olan ve bu uğurda insan yaşamına yönelik hiçbir etik değeri olmayan bir örgütten söz ediyoruz, HAMAS dediğimizde.

Arabuluculuk söz konusu ise onun da bir yöntemi vardır ve üslubuna uygun yapılır. Ama daha arabuluculuğun “a’sı” gündeme gelmeden tek taraflı şovlarla ancak tüm dünya oldukça olumsuz bir şekilde “hayretler içinde bırakılır”.
 
Olan da bu galiba!

Evet İstanbul 2010 yılında Avrupa’nın Kültür Başkenti olsun diye çalışanların işi gerçekten çok zor.

Hepimize kolay gelsin!
 
SU TV

Değerli www.acikgazete.com okurları sizleri benim de gönüllü olarak desteklediğim SU TV projesi ile ilgili olarak bilgilendirmek istiyorum.

“Sessizlerin Umudu” diye kendini tanımlayan SU TV, belki de başta Aleviler olmak üzere “laik demokratik” bir Türkiye isteyen tüm demokratların büyük bir ilgi ile izledikleri “özel” bir televizyon kanalı olmuş durumda.

Ben de “karınca kararınca” elimden geleni yapmaktan yanayım.

Bu amaçla Pazartesi akşamları saat 21.00’de (Türkiye Saati ile) “Ozan Ceyhun ile Brüksel Gündemi” programını sizlere sunacağım.

İlki 20 Şubat 2006 günü saat 21.00’de yayınlanacak sohbet programımızın konuğu gazeteci dostum Zeynel Lüle olacak.

Zeynel Lüle’yi her yönüyle tanıtmaya çalıştığım bu sohbette Zeynel Lüle’nin “AKP Hükümeti ve Aleviler” konusundaki yorumlarını hem ilk defa hem de ilgiyle izleyeceğinizi umuyorum.

BİR CEVAP BIRAK