ALMANYA’DAN… TÜSİAD önemli bir köprü

TÜSİAD, AB – Türkiye ilişkileri açısından çok önemli bir köprü…

Türkiye´de son Genel Seçim gerçekleştikten bir hafta sonraydı. Daha önce planlanmış olduğu gibi TÜSİAD Yönetim Kurulu üyeleri Avrupa Parlamentosu´nda milletvekillerine bir öğle yemeği vermek amacıyla Brüksel´e gelmişlerdi.

O sıralarda milletvekili olarak parlamentoda gerçekleştirilen ve TÜSİAD Brüksel temsilcisi Bahadır Kaleağası tarafından her zaman dört dörtlük organize edilen bu tarz ziyaretlere de ev sahipliğini ben yapmaktaydım.

TÜSİAD Yönetim Kurulu üyeleri biraz erken gelmişlerdi ve AP´nin kafelerinden birinde oturmuş sohbet ediyorduk.

AKP Türkiye´de seçimi kazanmıştı.

Ben bu konuda kaygılarımı dile getirdiğimde TÜSİAD´lı konukların büyük bir çoğunluğu masada bulunan ve daha sonra Başbakan´a birçok konuda danışmanlık yapan bir işadamı dostu da göstererek, “Hiçbir sorun olmayacak. Hatta yeni hükümet TÜSİAD´ın görüşlerine çok değer veriyor.” tarzında açıklamalar yapmışlardı. O işadamı da AKP içinde önemli bir konumda oluşunun verdiği güvenle bu açıklamaları tasdiklemişti.

Aradan üç yıl geçti ve şimdi ben birçok alanda dile getirdiğim kaygılarımın tek tek doğrulandığını Türkiye adına üzülerek izlemekteyim.

İlk olarak genelde severek içki içtiklerini bildiğim işadamlarının gerek çeşitli kokteyllerde gerekse hükümet temsilcilerinin de hazır bulunduğu AP ile ilgili yemeklerde portakal suyu içmelerini “kötü bir başlangıç“ olarak yaşamak zorunda kalmıştım.

Şimdi geldiğimiz noktaya baktığımda son üç yılın bir yandan AB – Türkiye İlişkileri açısından Türkiye için güzel şeyler getirdiğini görebilmekteyim. Ancak bu güzel gelişmeye paralel olarak Türkiye´nin modern yüzünün de kendisine hiç yakışmayan bir makyajla değiştirilmeye çalışıldığını da görüyorum. “Geçmişte hep tek yanlı olarak baskı altında kaldıklarını“ anlatmaya bayılanlar bugün bu tarz eleştirilere karşı en tahammülsüz olanlar olmuş durumdalar. Brüksel´e geldiklerinde kendi dünya görüşleri dolayısıyla onları eleştirenler hakkında “bu adamı dinlemeyin, o paşaların adamıdır“ tarzı karalamalar yaparak kendilerinin “en demokrat olduğunu“ iddia edenler, şimdi en doğal demokratik hak olan konuşma özgürlüğünü kullanarak “eleştirel bakışlar sunan ve öneriler yapan“ kişi ve çevrelere yönelik en sert açıklamaları yapıyorlar.

Türkiye´de toplumun da büyük bir kesiminin endişelerini dile getiren şahsiyetler hakkında soruşturma açılıyorsa bu işte bir terslik var demektir. Ancak şu da bilinmeli ki TÜSİAD bu tarz bir uygulama yaşıyorsa bunun yurtdışına etkisi de çok farklı olacaktır. Çünkü TÜSİAD, “Kasımpaşa ve Çevresini Güzelleştirme ve Geliştirme Derneği” değil.
TÜSİAD, Türkiye dendiğinde ilk akla gelen, en güçlü ve oldukça saygın sivil toplum örgütlerinin başında geliyor. Eğer bugünkü hükümet AB konusunda başarılı olduysa bu başarıda TÜSİAD´ın çabalarının payını sanırım kimse reddedemez.

TÜSİAD Yönetim Kurulu üyelerinin başbakanlar, ulusal meclisler, AP ve daha birçok önemli diğer alandaki faaliyetleri olmasaydı acaba aynı sonuç alınır mıydı, ben emin değilim. Ve işin daha acısı eğer bugün TÜSİAD´a böyle bir uygulama gündeme geliyorsa yarın acaba daha neler olacak? Bu nedenle DİSK’in aldığı tavrı çok doğru bulmaktayım.

Türkiye Cumhuriyeti´nin Avrupalı modern ve laik değerlerinin korunması ve özellikle hukuk devleti prensiplerinin AB standartlarıyla ölçülür olabilmesi için konuşma hakkını kullananlara karşı baskılara tavır almak şart. Bu nedenle sendikacıların patronlar patronu şahsiyetleri desteklemesini hiç yadırgamıyorum. Mustafa Koç, Ömer Sabancı ve Cem Boyner doğru açıklamalar yapmaktalar. TÜSİAD oldukça sorumlu davranmakta. AB´nin ve AB genelinde sosyal demokrat partilerin bu son gelişmeleri yukarıda sözünü ettiğim şekilde değerlendirerek izlediklerinden sanırım kimsenin şüphesi yoktur. Nitekim medyaya yansıyan ilk açıklamalar da bunu kanıtlamakta.

Daha düne kadar AB´ye giden yolda önemli bir köprü olarak bizzat kendileri tarafından da kullanılan TÜSİAD köprüsünü kendi istedikleri şekilde inşa etmek amacıyla yıkmaya kalkanlar bunu yaptıkları vakit ve de köprüden geçtiklerinde onları kimsenin karşılamadığını gördüklerinde çok şaşırabilirler. Hoş onlar için AB bir hedef değil araç olabilir. Bu onların sorunu.

Türkiye´nin her yerinin “bir İzmir“ olmasından rahatsızlık duymayanların artık susmayıp konuşmasında fayda var. Bizler de Türkiye´yi seven AB vatandaşları olarak Türkiye´deki tüm “İzmirlileri“ desteklemeliyiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.