ALMANYA’DAN… Ucu açık müzakerler

Nihayet 29 Haziran 2005 Çarşamba Günü saat 13.00’te AB Komisyonu tarafından “Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin çerçevesini belirlemesi öngörülen belge” açıklandı da, biz de rahat ettik.

Günlerdir Türkiye’den bir çok dostumdan e-mail almaktaydım. Genelde onlara yollanan ve “saçma sapan içeriklerle” dolu e-maillerin doğru olup olmadığını sormaktaydılar.Bana da kopyasını ilettikleri bir “e-mail kampanyasına” göre “AB Komisyonu Kıbrıs’ı Türkiye’nin elinden almayı ve Türkiye’nin Doğusu’nda bir Kürt Cumhuriyeti kurmayı planlamaktaydı ve tüm bunlar belgede yer alacaktı”.

Ne diyeyim:Bu tarz saçmalıklara ne denilebilinir.

Türkiye’de kimileri ya “üşütmüş” olmalılar böyle saçmalıkları yazıp dağıtmak için ya da art niyetli. Ben ikinci şıkkın geçerli olduğu inancındayım.

Neyse belge açıklandı ve her şey net durumda.

AB Komisyonu müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılmasından yana olduğunu bir kez daha duyurdu. Dilerim Türkiye’deki bazı “sağırlar da” duymuştur.

Ama şimdi gene ilk basın bildirileri dağıtılmaya başlandı. Aralarında dostum Prof. Dr. Faruk Şen’inki de vardı. Şaşırdım. Türkiye gerçeklerini iyi bildiğine inandığım dostum Şen de AB Komisyonu’nu ilginç bir şekilde eleştirmekteydi.

Müzakerelerin “ucunun açık olması” onun için büyük bir sorundu. Oysa Türkiye’de Orhan Pamuk’un kitapları yakılmaya kalkıldığı, Yaşar Kemal ve Aziz Nesin’in tiyatro oyunları yasaklandığı, “türban takmayı demokratik bir hak olarak” tanımlayan kimi çevrelerin militanlarının ramazan zamanı oruç tutmayanları dövdüğü, bikinili kadın resmi olan ilan panolarının üstünün iptidai bir şekilde örtüldüğü, Avrupa’da yasaklanan ve sürekli gözetim halinde olan aşırı radikallerin beyin yıkama olanağı olarak değerlendirdiği illegal kuran kurslarının kollandığı, iktidarda olanların keyfine göre ve lehlerine verilen mahkeme kararlarına rağmen bankaların (Demirbank ve Kentbank) mal varlıklarına el konulduğu, Manisa’da işkence gören öğrencilere haksız yere hapiste geçirdikleri zaman için doğru dürüst bir tazminatın bile çok görüldüğü, 35 aydının yakılarak katledildiği Sivas’taki Madımak Oteli’nin Kebabçı ve Et Lokantası olmasına gösterilen tepkiye kayıtsız kalındığı ve daha buna benzer Türkiye’nin acı gerçekleri var olduğu sürece AB Komisyonu “Ucu Kapalı” yazsa ne olur.

Açıklanan belgede de belirtildiği gibi insan hakları ve demokrasi alanında gündeme gelebilecek bir geriye gidiş durumunda zaten müzakerelere “ara verilecek”. Bir de yukarıda sözünü ettiğim basın bildirisinde de kaleme alındığı gibi “Türkiye’nin müzakereleri beş yıl içinde tamamlayacağı” görüşüne bunu yazanların bile inandığına inanamıyorum.
Hangi Türkiye’den bahsediyorlar acaba ?

AB Komisyonu Türkiye’nin ekonomik konumundan yola çıkarak müzakerelerin 2014’de sona erebileceğini belirtirken, Türkiye’nin sorunlarını daha iyi analiz ediyor olsa gerek.

Türkiye ne yazıkki hali hazırda oldukça “fakir” bir ülke. Bir ülke kimilerinin her gün “biz artık zengin bir ülke olma yolundayız” demesiyle zenginleşmez.

Türkiye beş yılda müzakereleri tamamlar diyenlerin Türkiye’nin demode demiryolu sisteminden, ciddi bir şekilde değerlendiremediği deniz taşımacılığından, sorunlu tarım sektöründen, olmayan balıkçılığından, AB standartlarının çok gerisindeki hayvancılığından, hastaların rehin alındığı ya da ameliyat için ipliği kendilerinin satın almak zorunda kaldığı hastanelerinden oluşan sağlık sisteminden, genelde ya ödenmeyen ya da kağıt üzerinde asgari maaş gösterilerek ödenen sigorta primlerinden, ödenmeyen vergilerden ve daha nice sorunundan haberi yok galiba.

IMF desteğiyle götürülmeye çalışılan ekonominin yurtdışından “bir şekilde gelen” “nakit meblağlar (kimileri buna kara para diyor)” olmasa ne kadar ayakta kalabileceği çok sık tartışmalara konu olmuyor mu ?

Elbette Türkiye’de olumlu bir gelişme var. Ancak bu gelişme henüz “Türkiye beş yılda müzakereleri tamamlar” dedirtecek bir konumda değil.

Bu nedenle Türkiye’de insanlara “yanlış umutlar” verilmemesi gerekiyor.

Evet, 3 Ekim 2005 günü müzakerelere başlanacak.

Ancak bu müzakereler en azından 2014 yılına kadar sürecekler.

Bu arada olur ya, hani bir zamanlar maalesef yaşamak zorunda kaldığımız daha sonra ressamlığa soyunan birilerinin yaptığı gibi “demokrasi rafa kaldırılırsa” müzakereler sürmeyecek. En azından bir ara verilecek.

Kısacası Türkiye hem demokrasi hem de ekonomi alanında kendi belirleyecek ne kadar hızlı ya da yavaş bir şekilde AB üyeliği yolunda gideceğini.

Tabii müzakereler süresince bir de Türkiye’nin iyi bir başmüzakerecisi olması gerekiyor. Örneğin başmüzakerecinin AB konusunda sokaktaki vatandaştan daha fazla bilgisi olmasaydı ve bu bilgisizliği ortaya çıksaydı ve Brüksel’de dillere düşseydi durum çok daha vahim olabilirdi.

Neyse ki Türkiye’nin hiç olmazsa böyle bir sorunu yok. Varsa da ben bilmiyorum.

CEM ÖZDEMİR’İ KUTLUYORUM

Dostum AP milletvekili Cem Özdemir, yine Almanya’dan liberalleri temsilen AP miletvekili olarak koşturan ortak arkadaşımız Jorgo Chatzimarkakis ile birlikte çok güzel bir “ilki” gerçekleştirdiler.

28 Haziran 2005 Salı Günü Avrupa Parlamentosu’nda “A touch of spice” isimli bir Yunan filmininin gösterimini ve ardından ünlü Yunan sanatçısı Evanthia Reboutsika’nın konserini organize edip gerçekleştirdiler.

İstanbul’dan ayrılmak zorunda bırakılan bir Rum çocuğunun hüzünlü öyküsünü anlatan film boyunca AP’nda Türkçe ve Rumca bilmeyenler alt yazılarla yetinmek zorunda kaldılar. Çok sayıda Yunanlı, Türk ve Kıbrıslı’nın katıldığı bu kültür olayı bence güzel bir “ilk” oldu.

Şimdi sırada dilerim örneğin bir “Anlat İstanbul” ya da Fatih Akın’ın istanbul ile dolu o güzelim belgeseli vardır.

Cem ve Jorgo’yu bu başarılarından dolayı kutluyorum.

MADIMAK

2 Temmuz 1993 tarihinde Türkiye’nin 35 güzel insanının yakılarak katledildiği Sivas’taki Madımak Oteli’nin alt katında bir Kebabçı (Et Lokantası) var.

Bu utanç verici duruma nasıl izin verilmiş aklım almıyor. Düşünün, Almanya’da Möln ya da Solingen’de Türkler’in yakılarak katledildiği evler şimdi lokanta olsalardı kıyamet kopardı.
Almanya’nın yöneticileri gerçekten sorumluluklarının bilincinde olsalar gerekki Solingen ve Mölln’de böyle bir durum yok. Tam tersine anıt var.

Sivas’ta ise kebabçı !

Bu nedenle başlatılan “Madımak Müze Olsun, Madımak Kültür ve Sanat Müzesi’nde Barış Gülleri Açsın” başlıklı kampanyayı destekliyorum.

Her yıl Türkiye’den birileri Solingen’e gitmeye çok önem vermekteler. Bence bu doğru.
Ancak o kişileri nedense Sivas’ta görememekteyim.

İşte bu ayıba bir son verilmesi gerekiyor.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.